20 Eylül 2015 Pazar

İRAN'DAN SON MEHDİ AÇIKLAMASI

İRAN YANLISI YAZAR MUNTAZAR MUSAVİ, HAMANEY'İN 25 YIL SONRA İSRAİL OLMAYACAK SÖZÜNÜ YORUMLADI.

YAZISI AŞAĞIDA. YORUMUMUZ DA ALTTA. 



Allah’ın adıyla

İnsanlığın atası Hazreti Âdem (a.s) ile başlayan “hak-batıl” mücadelesinin (ruhen hazır hale gelip gerçekten hak ettiklerinde) mustazaflar eliyle “hak” cephenin mutlak zaferi ile neticelenip yeryüzünde mutlak bir adalet devletinin kurulacağı ilahi bir vaattir.

Evet, “Biz ise, o yeryüzünde ezilmiş olanlara (mustazaflara) lütfederek onları önderler yapmayı ve onları mirasçılar kılmayı istiyoruz.”(Kasas-5) ve “Andolsun ki biz, Tevrat’tan sonra Zebur’da da, “Yeryüzüne mutlaka salih kullarım mirasçı olacaktır.” diye yazdık.”(Enbiya-105) ayetlerinde olduğu gibi Kur’an-ı Kerim açık ve sarih olarak yeryüzünün “salih”ler eliyle ihya edileceği, canlı cansız tüm varlıkların kemalata ulaşacağı altın bir çağı; “Yeryüzü öldükten sonra, Allah onun vasıtasıyla tekrar onu ihya edecektir ve müşrikler istemese de Allah hak dini diğer dinlere muzaffer kılacaktır.” Hadis-i Şerif’inde olduğu gibi Hz. Muhammed (s.a.a)’te bu altın çağın İmam Mehdi (a.f) eliyle gerçekleşeceğini müjdelemiştir.

Tüm nebiler, vasiler, salihler kendi dönemlerinde insanlığı ve yeryüzünü Allah’ın bu ilahi vaadi için hazırlamaya “mutlak adalet çağı” için zemin oluşturmaya çalışmışlardır. Ve tüm nebiler, vasiler, salihler “mutlak adalet çağı”nın kurulmasında rol ve pay sahibi olmayı, İmam Mehdi (a.f)’nin bayrağı altında mücadele edip o kutlu zaman dilimini görebilmeyi de arzu ve dua etmişlerdir.

Tarih sürecinde “iyiler” maalesef hiçbir zaman küresel olarak yeryüzüne hakim olamamışlar. Ve yine maalesef “iyiler” şu ana kadar vaat edilen “kutlu adalet devleti”ni tesis etmeyi başaramamışlardır…
Ancak 1979 yılında insanlığı “mutlak adalet çağı”na götürecek tarihi bir dönemecin dönüldüğünde şüphe yoktur. Tarihte ilk kez “İslam”, küresel olarak etkiye sahip olacak “kurtarılmış bir kale” edindi. Ve yine “İslam” tarihte ilk kez bu kadar yaygın ve geniş kitlelere ilim, irfan, hukuk, kültür, siyaset, sanat vs. alanlarda kendini ifade etme ve tanıtma şansı buldu.

1979 yılından itibaren (genel etkisi çok daha küresel olmakla beraber) özelde Ortadoğu sahrası el ele vermiş “emperyalizm ve siyonizm” ile “İslam İnkılabı”nın mücadele arenasına dönüştü. Bazıları için iddialı bir söz gibi gözükse bile “şu an Ortadoğu’da cereyan eden tüm mücadele, savaş ve kaoslar İslam İnkılabı’nı devirmek, olmazsa durdurmak, o da olmazsa dengelemek isteyen emperyalizm ve siyonizmin (yani Büyük Şeytan Amerika ile Gasıp Siyonist İsrail Rejimi’nin) kotardığı fitne ve desiselerdir. Velev ki, sahnedeki aktörler farklı simalar olsun…

Emperyalizm ve siyonizmin vahşi sömürü ve tasallutundan kurtararak gerek Ortadoğu’nun ve gerekse dünyanın kaderini değiştirecek en önemli adımlardan biri hiç kuşkusuz “Siyonist rejim”in İslam dünyasının kalbinden sökülüp atılmasıdır. Zira “Siyonist rejim”in yok olması sadece kendi ile alakalı değildir! Onun üzerinden dünyaya tasallut olmuş emperyalizmin kalesi ve kapitalist sistemi çöküşe geçecektir ki, bu birincisi. İkincisi: Öncelikle Ortadoğu’da ardından tüm dünyada meşruiyetini siyonist ve emperyalist güç odaklarına, sermayesine, askeriyesine yaslanarak temin eden tüm yandaş ve uşak hükümetler, krallar ardı ardına devrileceklerdir. Bu ne demektir? Bunun manası şudur ki, “tüm bölge halklarının özgürleşmesinin önü açılacaktır!”

İslam İnkılabı’nın yüce rehberi İmam Hamanei, “mutlak adalet çağı”nın kapısını aralayacak bu gelişme için tüm Müslüman ve mustazafların gözünü aydın kılacak müjdeyi verdi. Siyonist rejim yetkililerinin “Nükleer müzakereler sayesinde gelecek 25 yıla kadar İran’dan endişe etmeyeceğiz” açıklamaları üzerine İmam Hamaney, “Size söylüyorum; her şeyden önce siz gelecek 25 yılı görmeyeceksiniz! İnşallah gelecek 25 yıl sonra Siyonist rejim diye bir şey olmayacak!..”buyurdular.

Dini ve siyasi konumunu dikkate aldığımızda İmam Hamanei çapında ilmi, ahlaki, irfani ve felsefi okyanusların derinlerine dalmış; erdem, takva, basiret ve feraset zirvelerinin tepelerine ulaşmış, İslam İnkılabı(ve tüm dünya Müslüman ve mustazaflarına) önderlik etmekte olan bir şahsiyetin kameralar önünde tüm dünya kamuoyuna hitaben söylediği bu söz, sıradan bir politikacının bir yöneticinin taraftarlarına umut bahşetmek için söylediği sözden fersah fersah uzaktır. İmam Hamanei’nin sözü, hakikatin müjdelenmesidir!

Peki, büyük kurtarıcının geliş şafağını muştulayan “İnşallah gelecek 25 yıl sonra Siyonist rejim diye bir şey olmayacak!” sözünün manası nedir? Bu söz, gerek bugünkü gerçeklikte ve gerekse insanlığın geleceğinde neye tekabül etmektedir?

1-Bu sözün tekabül ettiği manaların birincisi odur ki, özelde Ortadoğu’yu ama genel itibariyle tüm yerküreyi bir kanser tümörü gibi sarmış olan “siyonist düzen”in tamamen çökeceği anlamına gelir.
2- İslam dünyasındaki ileri karakolu ve dünya üzerindeki en büyük paydaşı Siyonist rejim’in çökmesi ile Amerika’nın şahsında hayat bulmuş olan ve tüm dünya milletlerine tasallut eden emperyalist kapitalist dünya düzeni yıkılışa geçecektir.

3- Bölgede meşruiyet ve gücünü emperyalizm ve siyonizme yaslanarak temin eden tüm hükümetler, krallar, yöneticiler tek dayanak noktalarının yok olması ile birbiri ardına devrileceklerdir. Tasallut ve zorbalıktan kurtularak özgürleşen halklar, “İslami ve insani” yönetimler oluşturarak bölgede yeni bir medeniyetin temellerini atacaklardır.

4- Bu müjde bize başka öncül müjdeleri de haber veriyor. Şöyle ki, bu büyük müjdeden hareketle şu an BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) adıyla Amerika öncülüğünde yaklaşık yüzden fazla ülkenin bizatihi görev alarak yürüttükleri Ortadoğu’daki tüm emperyal vekalet savaşları ve müdahalelerin halkların /direnişin lehine zaferle sonuçlanacağını söylemek kehanet olmasa gerektir.

5- Siyonist rejim’in yok olmasının tekabül ettiği bir başka gerçeklik te; İslam dünyası içerisinde yeşertilmiş siyonizm olan “Vahhabilik” ve ondan türetilmiş tüm tekfirci yapı ve örgütlerin Ortadoğu’dan silinecek, tekfirciliğin kökünün kazınacak olmasıdır.

6- Siyonist rejim’in yok olacak olmasının bir başka manası da şudur ki, emperyalist ve siyonist sermaye, makam ve düşünce ile beslenip faaliyet gösteren gerek kurumsal olarak medya, akademi, ulema, cemaat, tarikat, STK ve gerekse bireysel olarak şeyh, hoca, akademisyen, entelektüel, gazeteci vs. tümünün hakikati faş olacak ve tüm kirli hesap ve işbirlikleri açığa çıkacaktır. Bunlar eliyle yüzyıllardır halkın gözüne gerilen perdeler yırtılacak, büyüler bozulacaktır. İslam dünyası yüzyıllardır kendilerini sömüren ve saptıran Belam Baura’ların Ka’bu’l Ahbar’ların gerçek çehresini görecektir. Belamların elinden kurtulan halklar, öz Muhammedi İslam’a yöneleceklerdir.

7- Siyonist rejim ve avanesinin yok olması ile “İslam İnkılabı” ve “Velayet-i Fakih”in tüm insanlık için ifade ettiği mana, icra ettiği görev ve insanlığın kaderinde oynadığı belirleyici rol aşikâr olacaktır. “İslam İnkılabı”nın insanlığın kurtarılmış kalesi, insanlığın kutlu savaşının ana karargâhı ve “Velayet-i Fakih”in tüm Müslüman ve mustazaflardan oluşan “hak cephesi”nin yegâne komutanı olduğu açığa çıkacaktır.

„İnşallah gelecek 25 yıl sonra Siyonist rejim diye bir şey olmayacak!..” sözü son ilahi müjdenin, yani Haydar-ı Kerrar ve Fatıma’nın oğlunun gelip “kutlu adalet çağı”nı başlatmasının bir öncesidir. Gözünüz aydın olsun ey Müslümanlar! Ey mustazaflar! Allah’ın size vaat ettiği zamanın kapıları aralanıyor! Mustazafların çağına 25 kaldı..!


Muntazar Musavi 

YORUM

Muntazar Müsavi İran yanlısı bir yazar ve yazısı da zaten İran'ı öven bir yazı. İran haricindeki ülkeleri de ya doğrudan Siyonistler ya da onların  uşakları olarak tanımlıyor.

Hamaney'in açıklaması ABD'li siyonistlerin nükleer anlaşma nedeniyle İran'ın 25 yıl tehlike olmaktan çıktığına dair açıklamalarına cevap niteliğinde olduğundan Hz.Mehdi AS'ın 25 yıl sonra geleceğini değil 25 yıldan önceki süre içerisinde Hz.Mehdi AS'ın geleceğini, savaşlarını yapacağını ve 25 yıla kadar da artık Altın Çağın başlamış olacağını kastediyor.Yani Hz.Mehdi AS  her an çıkabilir.

Tersinden gidersek Siyonistler dese ki "İran artık on yıl tehlike arzetmiyor", Hamaney de "on yıl sonra İsrail olmayacak" diyecek. Yani 25 yıl Hamaney'in değil Siyonistlerin rakamıdır. Ya da yüz yıl önce hiçbirimiz yoktuk, yüz yıl sonra da olmayacağız ama yarın olacağımıza dair de bir garanti yok.

Bizim araştırmalarımıza göre Allahu Alem Hz.Mehdi AS 2015 ile 2019 yılları arasında zuhur edecek. Şu an da hayatta Elhamdülillah.

Müsavi'nin yazıda değinmediği konu Rusya'dır. Evet ABD Siyonizmin merkezi ve belki de Deccal de Siyonizmin başına (ABD'nin değil) geçecek ama Rusya Müslüman mıdır? Değildir. Rusya, Hz.Mehdi AS' a yardım edecek ordulardan mıdır? Değildir. Ama İran, Rusya'nın müttefikidir. Türkiye'nin NATO ülkesi ve ABD'nin müttefiki olduğu gibi...

Yani İran doğru saftadır ya da İran'ın safı ve yanında bulunanların safları doğrudur ama diğerlerinin (Yani tüm Müslüman ülkelerinin) safları yanlıştır sözü doğru değildir. Elbette körfez ülkelerinin ABD safında olmaları nedeniyle İran'ın haklılık payı vardır ama körfez ülkeleri ABD'nin müttefiki değildir, bizzat köpeğidirler.ABD'nin her dediğini yapmak zorundadırlar.

Ama Türkiye farklıdır. ABD'nin her dediğini yapmak zorunda olan bir ülke değildir.Tam tersine ABD ile oturan, tartışan, şartlarına karşı şartlar sürebilen ve kendi milli çıkarları doğrultusunda ABD ile anlaşmalar yapan bir ülkedir.Bazen ABD tavuk koyar, kaz alır, bazen de Türkiye tavuk verir kaz alır.Bu böyledir.İran'dan daha eski tarihi olan daha köklü bir devlettir. Müsavi bu konuda Türkiye'nin hakkını vermemiştir.

Alimlerin Hadis yorumlarına göre Türkiye, Melhamei Kübraya kadar NATO'da kalacaktır.İran da Rusya'nın müttefiki olacaktır. ABD ile İran Savaşa tutuştuğunda da Türkiye ABD'nin yardımıyla Rusya'ya karşı savaşacaktır. Kim bilir belki de hakkımızda hayırlı olan da budur.
Bizler neyin bizim için hayırlı olacağını bilemeyiz.Sadece Allah CC bilir.

ABD ile Rusya müttefik olsaydı da Türkiye ile İran'a karşı savaşsalardı, acaba daha mı hayırlı olurdu? Biz bilemeyiz, Allah cc bilir.


16 Eylül 2015 Çarşamba

BİR SORU VE CEVABI

GÜNÜN SORUSU: 






HZ.PEYGAMBER SAS EFENDİMİZ ASRI SAADETTE YANİ HAYATTA İKEN SAHABENİN HADİSLERİ YAZMASINA ENGEL OLMUŞTUR. YAZDIRMAMIŞTIR.


EY AKIL SAHİPLERİ ACABA NİÇİN YAZDIRMAMIŞTIR?

CEVAPLARI LÜTFEN YORUMLAR KISMINA YAZALIM.

BAŞLAMADAN

Zaman darlığından soruyu çok kısa sorduk.Soruda art niyet ya da yönlendirme gibi bir kasıt yok.Ama yazılan yorumların çoğu hem detaylı bilgiler vermekte hem de çoğunluğu doğru bilgiler içermektedir.Yorumculara teşekkür ederiz.

CEVABA GELİNCE 

Asrı Saadette asıl olan Kuran-ı Kerimdir.Yani öncelikle yazılması gereken de Kuran'dır.Çünkü zaten yazma araçları anlamında kısıtlı imkanlar bulunmaktaydı.Kuran-ı Kerim bir bütün olarak yani kitap olarak yazılamıyor ve her bir ayet bir deri,taş veya bir kemik parçasına yazılabiliyordu. Dolayısıyla ayetlerle birlikte hadisler de yazılsa birbirlerine karışma ihtimali vardı.Asıl olan Kuran olduğundan hadisler yazdırılmadı.Karışıklık olmasın diye.

Yani önemli olan hadisler değil Kuran'dır öncelikle.Ama bu şu anlama gelirse dinsizlik olur.Tek başına hadisler önemli değil diyen dinden çıkar.Hadisler Kuran'dan sonra gelir diyen doğru söyler.

Zaten hadisler de ikiye ayrılmaktadır. Kuran'ı anlatan hadisler ve diğer hadisler.

Kuran'da namaz kılmak, hacca gitmek farzdır. Ama Kuran namazın nasıl kılınacağını, hac farizasının nasıl yapılacağını anlatmaz. Kabul şartlarını yani farzlarını ortaya koyar.

O ibadetlerin nasıl yapılacağını ise hadisler yani sünnetler açıklar ve o ibadetlerin sünnetleri de ilaveten bu şekilde oluşur.

Kuranı açıklayan hadisler olmasaydı Kuran'da sıralanan Allah'ın (CC) emir ve yasaklarını bilemezdik. Kuran'daki emir ve yasakları anlatan hadisler Kuran'ın çok açık ve en detaylı tefsiridir aynı zamanda. Namaz kılamazdık. Hacda ne yapacağımızı bilemezdik. (Örnek, bu iki ibadet açısından el alındı.) 

Şimdi buraya dikkat!
Hadisler aynı zamanda bir başka açıdan da ikiye ayrılır. Nübuvvetin indiği 610 yılından önceki hadisler ve Peygamberliğin verildiği tarihten sonraki hadisler olmak üzere.

Bu açıdan bakıldığında ise Kuran inmeye başladıktan sonraki hadisler ve Hz.Peygamber SAS Efendimizin yaşantısı tamamen Kuran'ın kendisidir. Yani Hz.Peygamber SAS Efendimizin 610 yılından 632 yılına kadar ki hayatı bizzat Kuran'ın yaşanmasıdır.Yani her işi, her sözü, her hareketi Kuran'a uygun olup çoğunluğunda da bizzat Kuran'ı anlatmıştır ASM.

İşte bu açıdan Kuran ve Hadislere bakıldığında birbirinden ayırmanın imkansız olduğu görülür ve gelmiş geçmiş Ehli Sünnet alimleri İslam'ı tanımlarken Kuran ve Sünnet demişlerdir.

Bakınız buraya da dikkat ediniz!

Zaten Kuran-ı Kerim'de Allah'a ve Peygamberine İTAAT EDİNİZ ayetleri geçmekte olup yukarıda yazdığımız bilgilerin delili de bu ayetlerdir.

Allah'a itaat etmek demek emir ve yasaklarına uymak demektir. Emir ve yasaklarına uymak demek de Hz. Peygambere ASM itaat etmek demektir.Hz.Peygamber SAS Efendimizin her dediğini yapmak, her yaptığını yapmak, örnek almak demektir.

Madem ki iş pratikte Kuran'ı yaşamaktır.Öyleyse Hz.Peygamber SAS Efendimiz gibi yaşamalıdır. O nedenle Kuran ve sünnet aslında aynı şeydir.  Kuran emir ve yasaklardır. Sünnet de emir ve yasakları uygulama şeklidir.

Bu açıklamalar ışığında soruya dönersek:

 Evet asrı saadette Kuran yazdırılmış, hadisler ise yazdırılmamıştır ama hadisler de zaten Kuran'ın uygulamasıydı.Yani kendisiydi.

Üstelik Kuran'ın sıraladığı emir ve yasakları 23 yıl boyunca Hz.Peygamber SAS Efendimiz ile birlikte yaşamış bir Sahabeyi Kiram bulunmaktaydı. Ehli Beyt de içlerindeydi.

Ve Hz.Peygamber ASM Efendimiz kendisinden sonra insanlığı Kuran'a, Sahabesine ve Ehli beytine emanet ediyordu. Yani onlara (RA) uyun diyordu.(ASM)

Bir de şu var...
Hiç bir peygamber kendi ümmetine kendi sözlerini yazdırmamıştır.Sadece Allah'dan (CC) kendisine indirilen kitabı yazdırmıştır.Ne fazla, ne noksan.

Yorumlar kısmında soruyu çok kısa sormamızdan ve farklı anlamlara da gelebilecek bir noksanlık içermesinden dolayı MEALCİLER diye isimlendirilenlerin amacına hizmet ediyor algısına neden olmuş. Mealciler kimlerdir, ne söylerler bilmiyoruz. Eğer mealciler Kuran'ı bahane ederek hadisleri yok saymaya çalışıyorlarsa dinden çıkma ihtimalleri vardır. 

Çünkü yukarıda açıkladığımız üzere hadisler ve sünnet zaten Kuran'ın kendisidir. Hadisler olmadan nasıl namaz kılacaklar. Bu sapıklıktır.

Hz.Peygamber SAS Efendimizden sonra Kuran ve hadisler üzerinden İslam'a saldırılar da olmuştur.Bu bir gerçektir. Ve çok uzun bir konudur.

Hadisler üzerinden yapılan saldırılar; hadisleri yok sayma ya da eksiltme, ekleme, sahte hadis uydurma gibi şekillerde yapılmıştır.

Kuran üzerinden yapılan saldırılar ise Kuran'ın okunmasını ve anlaşılmasını engelleme şeklindedir. Bu manada işte şimdi kasıtlı bir soru sorabiliriz:

Türklere bir peygamber gönderilseydi o peygambere gönderilen kitap hangi dilde olurdu?

Bu sorunun cevabı İbrahim AS suresinin dördüncü ayetinde verilmektedir. 

(Tabi bu soru bir varsayımdır. Yoksa Hz.Muhammed ASM Efendimiz tüm insanlığa ve cinlere peygamber olarak gönderilmiştir.Buna Türkler de dahildir.)

Soru kasıtlı bir sorudur. Kuran'ı bu açıdan anlamak için sorulmuş olup cevabı da Kuran'da vardır. Yorumlara yazabiliriz.

13 Eylül 2015 Pazar

BİR SORU

GÜNÜN SORUSU: 





HZ.PEYGAMBER SAS EFENDİMİZ ASRI SAADETTE YANİ HAYATTA İKEN SAHABENİN HADİSLERİ YAZMASINA ENGEL OLMUŞTUR. YAZDIRMAMIŞTIR.


EY AKIL SAHİPLERİ ACABA NİÇİN YAZDIRMAMIŞTIR?

CEVAPLARI LÜTFEN YORUMLAR KISMINA YAZALIM.


11 Eylül 2015 Cuma

FUAT AVNİ KİM OLABİLİR?

FUAT AVNİ KİM OLABİLİR?



Hükümet ile ilgili en gizli bilgileri paylaşıyor ve hükümetin belalısı olarak tanımlanıyor.

Paylaştıkları genelde AKP aleyhine kamuoyu oluşturacak türden bilgiler. Pek çok kişinin adı sayıldı.Üstelik AKP yöneticilerinden diğer AKP yöneticileri için "Fuat Avni'dir" iddialarında bulunuldu. En üst düzey yöneticiler.

Abdullah Gül mü?
Hayrünnisa Gül mü?
Bülent Arınç mı?
Ali Babacan mı?
İdris Naim Şahin mi?
İdris Bal mı?
Başkalarını da saydılar.. Kimler mi saydı? Yine AKP yöneticileri..

Dikkat edilirse AKP içerisinde AKP'nin en üst seviyedeki bilgilerine ulaşabilen ve bunları AKP aleyhine kullanan bir AKP'linin olduğunu yine en üst düzey AKP'liler iddia ettiler. Sızma var diyorlardı.

PEKİ KİM OLABİLİR BU FUAT AVNİ?

Bir kısmı gizli ya da özel bir kaç toplantıda konuşulanları öğrenebilen biri. Düz mantık ile bulmak çok kolay. Bu toplantıların hepsinde de katılımcı olarak bulunan kişi kimdir?

Ama bu kadar basit değil işte.Çünkü o toplantıların hepsine de katılmış ortak bir katılımcı yok.
Bir toplantıda A,B,C şahısları bir araya gelmiş, diğerinde D,E,F,G, hatta bir başka toplantıda K,L,M,N,O bir araya gelmiş.

O ZAMAN ŞU SONUÇ ORTAYA ÇIKAR: 

Madem ki bu Fuat Avni farklı mekanlarda farklı kişilerin katıldığı toplantılardan hiç katılmadığı halde haberdar oluyor o zaman mutlaka dinleme var.

Tabi dinleme deyince çeşitleri de devreye giriyor. Telefonlar, ortamlar, odalar dinleniyor olabilir.

O zaman bu Fuat Avni de bir şahıs olmaz, bir örgüt olur.

Hangi örgüt? Hangi örgüt olursa olsun MİT onu ortaya çıkarır.Ancak bir gizli servis olursa iş değişebilir. 

Bizim vardığımız kanaat Fuat Avni'nin bir gizli servis olduğu şeklindedir. 

Peki hangi gizli servis olabilir?

Bu soruyu cevaplamak için Fuat Avni'nin ortaya çıkış zamanı, AKP aleyhtarlığı ve Cemaat taraftarlığı da dikkate alınırsa:

Alman Gizli Servisi olamaz zira BND'nin Türkiye'de karşısında sadece MİT yoktur. CIA,MI6 da BND'nin faaliyetlerini engellerler. Zaten ortaya çıkmadı mı? Merkel sobelendi.

Geriye CIA,MI6 ve MOSSAD kalmaktadır. MİT, Mossad'a müsaade etmez. Yani Mossad olsaydı MİT Fuat Avni' yi çoktan sustururdu.

CIA MI? MI6 MI?

İkisi de olabilir çünkü zaten bu iki örgüt dünya çapında pek çok istihbarat olayında stratejik ortaktırlar.

Gezi Parkı olaylarının arkasında her iki örgüt de vardı.Ancak Cemaat konusunda bir ayrışma yapılabilir. Fuat Avni'nin Cemaat yanlısı olması MI6 yı da elemektedir.

Yani MI6 Cemaat için AKP yi dinleyip Cemaat lehine kullanmaz.

Geriye sadece CIA kalıyor.

Kritik soru şu:

AKP'nin ABD ile arası çok iyi iken ABD bunu niçin yapar?

Aslında bu sorunun geniş bir cevabını 16 Ağustos 2013 tarihli "Otuz Yüzlü ABD- Dokuz yüzlü AB" başlıklı yazımızda detaylı bir şekilde yazmıştık.

Buraya da kısaca şunu ilave edelim:

Bize göre ABD, Cemaati AKP'ye karşı bir koz olarak yedekte bekletmekte ve zamanı geldiğinde de AKP'yi indirmek için kullanmayı düşünmektedir.

Ve buraya dikkat!

AKP'nin Cemaat operasyonları da, tıpkı Balyoz,Kafes,Ergenekon,28 Şubat,12 Eylül operasyonları gibi bir yere kadar gidecek ve orada tıkanacaktır. ABD'ye göre işte o zaman sıra AKP'ye gelecektir.

NE YAPILMALI?

AKP de,Cemaat de,Ergenekon da tüm siyasi partilerimiz de tarikatlarımız da bizimdir ve bu Milletin unsurlarıdır. ABD'nin oyunlarına gelmeyelim ve bu cennet vatanı muasır medeniyet seviyesine çıkarmak, dünyanın en güçlü devletlerinden biri yapmak için birbirimizle didişmeyi bırakıp birlik beraberlik içinde çalışalım İnşaallah.

Bize göre Fuat Avni CIA'dır.  

NOT: BU YAZI 4 EKİM 2014 TARİHİNDE SİTEMİZDE YAYINLANMIŞTI.YENİDEN YAYINLIYORUZ.

8 Eylül 2015 Salı

PKK İLE ETKİN MÜCADELE İÇİN

PKK İLE ETKİLİ BİR MÜCADELE İÇİN ÖNCELİKLE HDP'Lİ BELEDİYELERDEN BAŞLANMALI



Resme dikkatli bakınız. Asfalt yeni dökülmüş.Asfaltı döken de bombayı koyan da belediye.14 Polisimiz şehit oldu.

Yollara devletin araçları ile çukur kazıp, bomba döşeyip, arkasından asfaltlayıp bombanın pimini PKK'ya teslim ediyorlar.PKK da hazır olduğu yani oraya pusu kurduğu zaman (yani istediği zaman) gelip orada bombayı patlatıyor ve canlarımız şehit oluyor.

Belki de bu bombaları bile devletin yani belediyenin parası ile yapıyorlar. O nedenle işe acilen bu belediyelerden başlanmalı. Nasıl başlanacağını yazmayalım.

Zaten işe başlandığında sonuçlar herkesi dehşete düşürecektir.Ve yargıdan kaçacak bir yerleri kalmayacaktır.

Iğdır bombasını belediyenin yerleştirdiği çok açıktır.Yol yeni asfaltlanmış ise bombayı koyan belediyedir.Bu kadar basit.

Bir başka husus bölgedeki aşiret ağaları ile PKK'ya karşı işbirliği yapılmasıdır. PKK zaten o militanları bölgedeki feodal yapıdan koparmaktadır. Madem bu feodal yapı PKK'ya avantaj sağlamıştır, şimdi de dejavantaja döndürülmelidir. 

Güneydoğu'da her türlü silah bulundurma, taşıma kesinlikle yasaklanmalı ve korucular haricinde kimseye izin verilmemelidir.Bulunan silahlar yada silahlılar da PKK olarak değerlendirilmeli ve vurulmalıdır.

Silah taşıyanın vurulacağı ilan edildiğinde zaten kalanlar da vurulabilir.Çünkü onlarda PKK'lıdır.

Bazı yerlerde PKK halk desteği almış ve halk arasında gizlenmektedir.Bu küçük yerleşim yerleri duyuru ile boşaltılmalı,halk boşaltmazsa sokağa çıkma yasağı konulmalı, kısmen boşaltılırsa da kısmen mücadele edilmeli ve tamamen boşaltıldığında ise didik didik aranmalıdır. Kriminal kurallara da dikkat edilmelidir. Mahalle temizlendikten sonra herkes evlerine döndürülmelidir.

PKK'nın elebaşıları mutlaka getirilmelidir.Yada operasyonla öldürülmelidir.
Ülke içindeki tüm PKK kampları yok edilmeli ve kandile de sembolik de olsa bir askeri birlik yerleştirilmelidir.Kandildeki Türk bayrağı PKK'ya yeni katılımları engelleyecektir.Buna kimse bir şey diyemez.Şu an tam zamanı.

Devlet, bildiği PKK'lıları KCK'lıları nerede olurlarsa olsunlar yakalamalıdır.
1 Kasıma kadar güneydoğuda hem seçim güvenliği hem de fikir özgürlüğü garanti altına alınmalıdır.

VE meclisteki PKK'lılara daha önce işledikleri suçlardan dolayı soruşturma açılmalı ve tutuklanmalıdırlar. Zaten hepsinin de işlediği suçlar vardır ve devlet de biliyordur. 

Ayrıca Yüksek Seçim Kuruluna vekil adaylarını veto etme yetkisi de verilmeliydi ama yasama şu an kapalı.Bir terörist grubun kurduğu bir partiden bir teröristin aday olmasına hukuk içinde engel olunabilmeli.

Şu an için PKK'yı bitirmek yeterlidir. İşe PKKlı belediyelerden başlanmalı.

ÇARK DÖNDÜ

ABD VE NATO TÜRKİYE'NİN PKK'YA KARŞI MÜCADELESİNE DESTEK VEREREK TERÖR EYLEMLERİNDEN DOLAYI PKK'YI ŞİDDETLE KINADILAR.






ABD VE NATO’DA ÜST ÜSTE AÇIKLAMALAR

Pentagon Sözcüsü Peter Cook, basın toplantısında bir soru üzerine, PKK saldırılarında şehit olan askerlerin ailelerine başsağlığı dileğinde bulundu.

"İki düzineden fazla Türk güvenlik güçleri mensubunun hayatlarını kaybetmesine neden olan PKK'nın hafta sonundaki iki terör saldırısını güçlü biçimde kınıyoruz" ifadesini kullanan Cook, Türkiye'nin, terör örgütü PKK'ya yönelik Irak'ın kuzeyindeki operasyonlarıyla ilgili olarak da kendisini savunma hakkı bulunduğuna dikkati çekti.

Cook, bir soru üzerine, Türkiye'nin kuzey Irak'taki operasyonları öncesinde kendilerini haberdar ettiğini kaydetti.

''ABD, TÜRKİYE'NİN YANINDA YER ALMAKTADIR''

Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest de "ABD, açıkça müttefiki Türkiye'nin yanında durmaktadır. Türkiye'nin kendini savunma hakkı var" dedi.

"ABD olarak, Türkiye ile PKK'nın barışçıl bir çözüme ulaşmaya dönük sürece dönmesinin önemine işaret ettiklerini" belirten Earnest ayrıca, "Türkiye'nin DAEŞ'in gücünün azaltılması ve tamamen yok edilmesine yönelik koalisyona aktif katılımı ve desteğinden de memnuniyet duyuyoruz" ifadesini kullandı.

KİRBY: DUALARIMIZ TÜRK ASKERİ VE POLİSLERİYLE

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby de günlük basın brifinginde, PKK'nın saldırılarını kınadı.

"Türk güvenlik yetkililerine yönelik bu terör saldırılarını kınamayı sürdürüyoruz" diyen Kirby, dualarının saldırılarda hayatını kaybeden Türk askerleri ve polisleriyle olduğunu kaydetti. Kirby, "Türkiye'nin, her ülke gibi terör saldırılarına karşı kendini koruma hakkı olduğunu anlıyoruz ve onların bunu orantılı bir biçimde yapmasını istiyoruz" ifadesini kullandı.

VE NATO SÖZCÜSÜ

Stoltenberg, yaptığı açıklamada, Hakkari'nin Dağlıca bölgesi ve Iğdır'da düzenlenen terör saldırılarını şiddetle kınayarak Türk hükümetine ve hayatını kaybeden asker ve polislerin ailelerine içten başsağlığı diledi.

"Terörizmin hiçbir gerekçesi olamaz" ifadesini kullanan Stoltenberg, NATO'nun, müttefik Türkiye'nin hükümeti ve halkıyla dayanışma içinde olduğunu vurguladı.

YORUM:

PKK'nın İsrail'den, ABD ve Avrupa'dan destek ve cesaret aldığını hatta Kahraman Ordunun PKK'yı bitirmesine ABD ve Avrupa'nın bugüne kadar daima siyasiler aracılığı ile engel olduklarını ifade etmiştik.

Ve ABD ile Rusya arasındaki gerginliğin bu destekleri sona erdireceğini ve Türkiye'yi; değil adi bir terör örgütüne dünyada hiç bir devletin dostluğuna tercih etmeyeceklerini ve sonunda PKK'yı Kahraman Orduya teslim edeceklerini "Alın sizin olsun" diyeceklerini bu sitede defalarca yazmıştık.Ve Kürt halkmızı da uyarmış ve "PKK'dan uzak durunuz" demiştik.

İŞTE O GÜN BU GÜNDÜR.

ABD VE NATO  nasıl da destek veriyorlar Türkiye'ye? Evet destek veriyorlar.

Peki bu ne anlama geliyor?

Rusya'nın batıyı köşeye sıkıştırdığı anlamına geliyor. PKK'nın bundan sonra batıdan destek alamayacağı onun yerine Rusya'nın taşeronluğuna soyunacağı anlaşılıyor. Yani PKK bitecek.

Alın sizin olsun denilmişse artık Kahraman Ordunun önündeki engeller kalkmış demektir ve Kahraman Ordu PKK'yı yer bitirir. Yıl sonuna PKK biter, yöneticileri de Ermenistan'a kaçar.Tabi kaçabilirlerse...

Ey Kürt kardeşim seni uyarırken "Sakın PKK'ya katılmayın" derken sana düşmanlık mı etmişim yoksa en büyük iyiliği mi yapmışım? Haydi şimdi karar ver. Kürtler bizim canımız.Yahudi oyuncağı, Ermeni döllerine feda edecek değiliz. 

Şu andan itibaren PKK'da bulunan, sempati duyan kiminiz varsa Kahraman Orduya sığınsın.Yoksa ölecekler kardeşim.Biz görevimizi yaptık.

ŞU ANDA HAGOUTSTA CANLI YAYINDAYIZ

ŞU ANDA HAGOUTSTA CANLI YAYINDAYIZ

DOSTLAR ŞU ANDA BAŞBUĞUN ÇERİSİ RUMUZLU 

ARKADAŞIMIZIN HANGOUST HESABINDA (GOOGLE) 

SORULARI CANLI CEVAPLIYORUZ İNŞALLAH. 

LÜTFEN HERKES GELSİN.


SAFA ASYA

NOT: BUGÜN DÜN OLDU.

PROĞRAM BİTTİ İNŞALLAH YARARLI OLMUŞTUR.KATILAN ARKADAŞLARA TEŞEKKÜR EDERİZ.

7 Eylül 2015 Pazartesi

SON GELİŞMELER

ADIM ADIM 3.DÜNYA SAVAŞINA GİDİYORUZ




Rusya Suriye'ye asker gönderdi ve Suriye'nin savunmasını bizzat kendi askerleriyle yapacağını açıkladı. Tartus'taki askeri üslerine ilaveten Lazkiye'de de üs kuracakları ve Şam yakınlarında hava üssü kurdukları iddia ediliyor. Rusya'nın Suriye'ye başta pilot olmak üzere teknik askeri personel gönderdiği İran kaynaklı haberlerde geçti. Ayrıca daha önemlisi Rusya'nın Suriye'ye silah stokladığı, füze ve en son model savaş uçaklarını da gönderdiği iddia ediliyor.

ABD Dış İşleri Bakanı Kerry, mevkidaşı Rus Lavrov'u arayıp kaygılarını iletti. Lavrov'un açıklamaları ise Rusya'nın başta Suriye olmak üzere bölge ülkelerine bundan böyle aktif destek vereceği şeklinde.

İş bu kadarla da kalmadı. Putin Sisi'yi safına çekmeye çalışıyor. Sisi Rusya tarafına geçerse 3.Dünya savaşının başındaki Mısır işgali de bu sebeple olabilir.Daha önce bu işgali Libya'nın işgali olarak yorumlamıştık.O yorumda da şimdilik bir değişiklik yok. Yani Mısır işgal edilmeyecekse hadis yorumlarında geçen işgalden kasıt Mısır değil Mısır'ın bir parçası olan Libya'dır Allahu Alem. O da olmuştur zaten.

Ve Yemen... 

Yemen'de Ensarullah Suud öncülüğündeki koalisyona karşı direnişte anormal silahlar kullanmaya başladı. Resmen füze kullanıyor ve sadece Yemen içinde değil BAE'nde bulunan askeri hedeflere bile saldırı yapabiliyor. Körfez ülkeleri Suud ve koalisyon ortakları kendilerinin kayıplarını gizliyor. Ensarullah bugün,BAE ne ait bir askeri tesisi vurdu. Bu anormal silahlar kesinlikle Rusya menşeli ve Rusya artık Yemen'de de açıkça işin içine girmiş durumda.

Zaten Suud'un güneydeki iki kenti Ensarullah'ın sürekli gidip geldiği yerler oldu.Bu günlerde Yemen'de Suud güçleri ağır kayıplar verebilir.

Bütün bu gelişmeler açıkça gösteriyor ki 3 Dünya savaşı çıkmak üzeredir ve savaş yeri de Ortadoğudur. Yani başlayacağı bölgedir.Yayılacağı yerler de bellidir ve Estonya,Letonya, Litvanya, Ukrayna,Polonya bölgelerinde hem NATO,hem de Rusya yığınaklara devam ediyorlar.

Rusya'nın Çin ile birlikte yaptığı askeri tatbikatlar da ABD'yi korkutuyor.

Rusya ayrıca İran'a uygulanan ambargonun 5+1 anlaşmalarıyla kalkmasını müteakip İran'a önceden vermeyi taahhüt ettiği S300 füzelerini de gönderiyor. Ayrıca İran Rusya'dan en son model savaş uçakları da istedi.

Önceki yazılarımızdan kısaca özetlersek; 

3 Dünya Savaşı ABD ile İran arasında başlayacak. ABD Suriye'yi işgale başlayınca İran ile de savaş başlamış olacak. Yani Suriye'nin işgali ABD-İran savaşının da başlangıcı olacak.

İran ordusuna yardıma kim gelecek ordu tabi ki Siyah Sancaklılar.İran Ordusu kaybedecek.Onlar kazanacak.

Geçen hafta Kırgızistan Cumhurbaşkanı İran'daydı. Hamaney sevinçle karşıladı.Çünkü Kırgızistan, ülkesinde bulunan ABD üssünü çıkardı.Kırgız Cumhurbaşkanı ABD aleyhine İran'da ağır eleştiriler yaptı. 

Hadis yorumlarına göre Siyah Sancaklılar Kırgızistan, Özbekistan ve Kazakistan Ordularından oluşuyor. Savaşa Rusya'nın teşviki ile İran'a yardım etmek için girecekler.Sonra da esas Siyah Sancaklılara bağlanacaklar Allahu Alem.

Türkiye Melhamei Kübra'ya kadar NATO'da.

Bütün bu gelişmeler bizim açımızdan ağır külfetler karşılığı büyük müjdeler de içeriyor.

Önce küçüklere bakalım. Hani şu it köpek var ya? Kahraman Askerlerimize pusu kurduktan sonra arkasından Arslan gelen köpek gibi kaçanlar?

İşte ABD'nin "Alın sizin olsun" diyeceği günler pek ama pek yakın. Belki bu yıl sonuna kadar PKK diye bir it sürüsü kalmayacak. Eğer ABD engellemeseydi zaten çoktan ölmüşlerdi.

Hepsi geberecek.O nedenle  Müslüman Kürtler asla alet olmasınlar.Zaten bu manada gidişat da iyi.Dönüyorlar. 

Karkısa Savaşı'na gelince o savaş bunların hepsinden önce olacak gibi. İran Barzani'yi resmen karşısına aldı ve anti propaganda yürütüyor.Bu neden önemli? Çünkü İran önce Barzani'yi kendi safına çekmek için çok uğraştı ve hatta çok yardımlar da yaptı.Barzani ABD tarafından dönmedi.
Bu nedenle işte şimdi Barzani'ye düşmanlar. Musul Operasyonunu ise Irak ordusu yapmaya hazırlanıyor.Rusya orada da var. Ve ilk önce Musul Operasyonu başlayacak, sonra Suriye'nin işgali ve ABD-İRAN SAVAŞI.

Her şeyin en doğrusunu sadece Allah CC bilir. 

ALINLARINIZDAN ÖPÜYORUZ

TÜRK ASKERİNE KURŞUN SIKAN MÜSLÜMAN DEĞİLDİR.KAFİRİN VE ŞEREFSİZİN ÖNDE GİDENİDİR VESSELAM.



ALINLARINIZDAN ÖPÜYORUZ

Dağlıca konusunu uzun uzun yazmak istemiyorum.Ancak bizim şer bildiklerimizde hayır; hayır bildiklerimizde de şer olabilir diyor Cenab-ı Mevla.CC. Bunlar Selim'in ayak sesleridir.

Bu vesileyle başta Dağlıca'da dün şehit olan kahraman askerlerimiz olmak üzere bugüne kadar bu vatan için canını feda ederek Cenab-ı Mevla'nın en güzel mükafatlarına nail olmuş tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor Rabbimizden şefaatlerini diliyorum.Yakınlarının ve aziz milletimizin başı sağ olsun.Şehit ailesi olmak ne kadar zor olsa da ahiretteki akibetinin de çok güzel olacağı ve şehitliğin herkese nasip olmayacağı, sadece Allah'ın CC sevdiği kullarına nasip olabileceği de asla unutulmamalıdır. Üzüntü vesilemiz olan şehitlerimiz aynı zamanda bu aziz millletin gurur kaynağıdır. Dünyada Türk askerinden daha güzel bir asker yoktur.Güzeller güzeli Rabbim aziz şehitlerimizin hatırına bu cennet vatanı ve bu aziz milleti kıyamete kadar payidar kılsın İnşallahu Allahu Ekber. 

Osman paşamız diyor ki:

"Terörle mücadele; karakollarda teröristlerin saldırmasını veya yollarda pusu kurmasını bekleyip, saldırdıklarında savunmaya geçip,sonra da teröristleri yakalamak için takip ederek sonuçlandırılamaz. Teröristlerin yerleri belli, konumları belli,saldırmalarını beklemeden operasyon yapılır ve bulundukları yerde imha edilir.Terör işte o zaman biter" diyor.

Terörle mücadelede büyük başarılar kazanmış Osman paşamız dinlenmeli ve onun taktikleri ile terör bitirilmelidir.

Ancak 1993 ile 2015 arasında da büyük farklar olduğu bir gerçektir. 1993 lü yıllarda teröristlerin halk desteği yoktu ve vur kaç taktiği ile bir karakola baskın yapıp veya bir yola pusu kurup yeniden dağlara kaçmaya çalışıyorlardı. Şimdi ise durum farklı. Güneydoğuda PKK "Açılım" politikaları neticesinde kısmen de olsa bir halk desteği sağladı. Bazı ilçelerde halkın bir kısmı PKK'lılara yardım ve yataklık yapıyorlar. Vurup kaçan teröristler dağlar yerine meskun mahallere de kaçıp, halkın arasına karışıp kendilerini gizleyebilirler.

Bediüzzamanın ifşaatları doğrultusunda şuurlu Müslüman Kürtler ise Kahraman Ordumuza destek veriyor.Yahudi oyunlarına gelmiyorlar ve askerlerimize sahip çıkıyorlar. Helal olsun.Aşiret ağaları da gerçeği görmeye başladılar.  

Yazı dünyadaki gelişmelerle devam edecek....

ÖNEMLİ AÇIKLAMA

BAZI TAKİPÇİLERİMİZ ELEŞTİRİYOR VE SORUYOR:
"NİÇİN HZ.MEHDİ AS VE AHİR ZAMAN KONULARI YERİNE SİYASETİ DE İŞLİYORSUNUZ?"




EL CEVAP:

Evet, sitemiz hadis yorumları ışığında ahir zaman olaylarını açıklamaya çalışmak için kuruldu. Sahte Mehdilerin engellenmesi ve gerçek Mehdi'nin (Hz.Mehdi AS) zuhuruna yaklaştığımız şu günlerde insanlarımızı uyarmak ve hazırlamak için yayın hayatına başladı.

Ancak takdir edersiniz ki ahir zaman olaylarının dini boyutu olduğu gibi siyasi boyutu da vardır ve hatta siyasi boyutu dini boyutunu da aşmaktadır.Çünkü ahir zaman hadis yorumları olayın hadis olduğu için dini boyutudur ama anlatılan olayların tamamı siyasi olaylardır.

3.Dünya Savaşı, Melhame-i Kübra, gerçek Süfyan ve sahte süfyanlar,(Küçük Süfyanlar), gerçek Mehdi ve sahte mehdiler, Siyah Sancaklılar,ahir zamanın önemli şahsiyetleri hepsi ama hepsi siyasi yönleri olan kişilerdir ve olaylardır.Örneğin Şuayb Bin Salih doğrudan bir siyasetçidir.Siyaseti yazmadan Şuayb Bin Salih nasıl yazılabilir?

Efendim Atatürk'ün Hz.Mehdi AS ve ahir zaman olayları ile ne ilgisi var ki ikide bir övüyorsunuz? Evet övüyoruz çünkü bizim araştırmalarımıza göre Atatürk'ün de Hz.Mehdi AS ile ilgisi var. Çünkü bilinen Atatürk bilinmeyen Atatürk'den çok farklı.

Atatürk'ün İstihbarat subayının torunu olan Meriç Tumluer, Atatürk'ün Hz.Mehdi AS'ın ismini bildiğini ve vasiyetinde yazdığını söylüyor.Canlı şahit. Bu konuda bir yazı gelecek.

Şeyh Nazım Kıbrısi, Şeyh Şerafettin Dağıstani hazretlerinin Hz.Mehdi AS'ı bildiğini söyledi. Hakan Yılmaz Çebi de Şeyh Şerafettin Dağıstani Hazretlerinin çok yakınında bulunan bir canlı şahitten sürekli Atatürk ile görüştüklerini ve Şeyh Şerafettin Dağıstani Hazretlerinin Atatürk'ü çok sevdiğini duyduğunu açıkladı.

Parçaları birleştirirsek Atatürk'ün Hz.Mehdi As ile bir ilgisi olduğu gün gibi ortada.Ve bilindiği gibi olmadığı da.

"Efendim AKP'ye çok yükleniyorsun, MHP'yi ise çok övüyorsun."

Tek cümlelik cevap:
AKP'nin "Açılım ve Suriye" politikalarını eleştirdik. İşte her şey ortada, yanlış mıymış?

MHP'ye gelince cevap şu soruda:

Hani diyoruz ya, siyasi istikrar diye...

"Peki son on yılda MHP tek başına iktidarda olsaydı, Türkiye'nin ahir zaman olaylarının en önemlisi olan ve Türklerin cuş etmesine neden olacak olan PKK terörü ne olurdu?"

Terör çoktan bitmişti değil mi? Takdir sizin...

İki çok önemli yazı var.Burada keselim.

BAŞIMIZ SAĞOLSUN

AZİZ MİLLETİMİZİN BAŞI SAĞ OLSUN








5 Eylül 2015 Cumartesi

TIMETURK'Ü KINIYORUZ

BAŞLIK RESMİNE BAKAR MISINIZ? HER ŞEYİ AÇIKLIYOR ASLINDA.


TIMETÜRK SİTESİ BUGÜN BU BAŞLIK ALTINDA 1 KASIM İÇİN DÖRT PARTİ ANLAŞTI DİYE BİR HABER YAYINLADI.

HABERDEN ZİYADE BU RESİM DİKKATİMİZİ ÇEKTİ. 

SİZ DE DİKKATLİ BAKARSANIZ ŞUNU GÖRÜRSÜNÜZ:

RESİMDE AKP VE HDP KENDİ ORİJİNAL RENKLERİ İLE CİCİLENEREK, SÜSLENEREK VERİLİYOR.

CHP İLE MHP İSE KARBON RENK DEDİĞİMİZ SÖNÜK İKİ RENK İLE ESKİDEN SİYAH BEYAZ DERDİK YA İŞTE O ŞEKİLDE VERİLİYOR.

YANİ ŞUNU DEMEK İSTİYORLAR:

EY SEÇMENLER OYLARINIZI YA AKP' YE YA DA HDP' YE VERİN DEMEK İSTİYORLAR. BİZ İKİ YILDAN BERİ BU İKİ PARTİNİN TÜRKİYE KARŞISINDA TEK CEPHEDE OLDUKLARINI SÖYLERKEN ŞAHİTLERİMİZ DE PKK CEPHESİNDEN GELİYOR.

TIMETÜRK ŞEHİTLERİMİZE HİÇ BİR ZAMAN ŞEHİT DEMEDİ.
GAZİLERİMİZE HİÇ BİR ZAMAN GAZİ DEMEDİ.

TERÖRİSTLERE HİÇ BİR ZAMAN TERÖRİST DEMEDİ.

"PKK'LI" DEDİK. "HADİ CANIM, ADAMLAR MÜSLÜMAN" DEDİLER.

ŞEHİT OLAN TÜRK ASKERİNE "ŞEHİT" DİYEMEYENDEN MÜSLÜMAN OLMAZ.

MASKEN DÜŞÜYOR TIMETÜRK. SEN ASLA TÜRK OLAMAZSIN. ONU DA BU FİTNELERİN İÇİN KULLANIYORSUN.

ADINI DEĞİŞTİR.

"TIMEKÜRT" VEYA "TIMEPKK" YAP OLSUN BİTSİN.

TIMETÜRK'Ü KINIYORUZ.

4 Eylül 2015 Cuma

ABDULBARİ ATVAN AĞIR KONUŞTU

ABDULBARİ ATVAN, ÇOK DEĞERLİ BİR ARAP ARAŞTIRMACI VE YAZARDIR.
BİZ GENELDE BÜTÜN YAZILARINI OKUMAYA ÇALIŞIYORUZ.HERKESE DE TAVSİYE EDİYORUZ.İŞTE SON YAZISI:




Rey el-Youm gazetesi Baş Yazarı Abdulbari Atvan, Suriye’deki silahlı gruplara milyarlarca dolarlık yardım yaptıkları halde tek bir mülteci bile kabul etmeyen Arap ülkelerini eleştirdi.
 Abdulbari Atvan, Rey el-Youm gazetesinde bugün yayımlanan yazısında Suriye’deki savaş için milyarlarca dolar harcayan Arap ülkeleri ile savaşı tahrik eden Yusuf el-Karadavi, Selman Avde, Muhammed Arifi ve Adnan Arur gibi müftülerin mülteciler konusundaki duyarsızlıklarını sert ifadelerle eleştirdi.

Rey’ul Yevm Editörü Abdulbari Atvan’ın Suriyeli mültecilerin sorunları karşısında Arap ülkelerinin tutumunu sorguladığı yazısı;

– Suriye krizinin asıl sorumluları olan Yusuf el-Karadavi, Muhammed el-Arifi ve Adnan al-Aroor gibi isimler neden Suriyeli mültecilerin yaşadığı insanlık dramı karşısında sessizliğe büründüler? Neden Körfez Ülkeleri’nden Müslüman kadınların onur ve haysiyetini korumalarını, mültecilere İslami kimlik ve haysiyet verilmesini istemiyorlar? Avrupa ülkelerinden önce bu iş, biz Arapların sorumluluğunda değil mi?

– İşin ilginç yanı medya imparatorlukları aracılığıyla dünyaya Suriye’yi ve Suriyelileri diktatörün pençesinden kurtarmak için Suriye halkına destek oldukları hikâyelerini anlatan, Suriyeli isyancıları silahlandırmak için milyarlarca dolar harcayan Arap ülkeleri (özelikle körfez ülkeleri), bugüne kadar bir tane bile Suriyeli mülteciye kucak açmadı. Sınır kapılarını Suriyeli mültecilerin yüzüne kapadı. Hiçbir şey olmamış gibi yüzlerini başka yöne çevirdi.

– Fakirlik ve borç batağında yüzen, kendi halkı için yeterli içme suyu bile olmayan Ürdün, Lübnan ve Mısır gibi ülkeler, yüz binlerce bazen milyonlarca Suriyeli mülteciye kucak açarken Suriyelilerin yaşadığı sorun ve sıkıntılarla yüzleşmek istemeyen milyarlarca dolar sermayeye sahip bazı Arap ülkeleri İslam’ı, Arap ırkını ve mertliği unutmuş gibi gözüküyor.

– Petrol zengini ülkeler, Suriyeli mültecileri yok sayarken Avrupa ülkeleri yüz binlerce Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. Okulların ve üniversitelerin kapılarını mültecilere açıyor. Anayasal haklardan faydalanmaları için onlara daimi oturma ve çalışma izni hatta kimlik veriyor!

– Angela Merkel bile yıllık 350 bini Suriyeli olan 500.000 mülteci kabul ediyor. Tek bir mültecinin bile geri çevrilmesinin insani değerlere ve adalete aykırı olduğuna inanıyor. Almanya İçişleri Bakanı Thomas De Maiziere, mülteciler hakkındaki mevcut bürokrasinin azaltılması ve acilen mültecilere yardım edilmesi çağrısında bulunuyor.

–  Müslüman âlimlerden birisi Merkel’in Hıristiyan partinin başkanı olduğunu ve mültecilerin Hıristiyan olmasından korktuğunu söylemişti. Bu âlime teşekkür ederek şunu sormak istiyoruz;

„Neden yaşadığın İslam ülkesi, İslam’ın ve Müslüman kimliğinin korunması için girişimde bulunmuyor? Neden kapılarınızı mültecilere açmıyorsunuz? Almanya, Fransa ve Avusturya’dan önce Arap ve Müslüman ülkeler mültecileri barındırmakla mükellef değil mi?

–  Herkes mülteci krizinin başladığı ilk günlerde Ürdün’deki Zatari mülteci kampını ziyaret etti. Cepleri para dolu yaşlı kurtların yanlarına insan simsarlarını alarak yaşı küçük kızları satın almak için kampın etrafında voltalar attığının anlatıldığı üzücü olaylara şahit oldu. Bu yaşlı kurtlar bir yandan yaşı küçük Suriyeli kızları esir gibi satın alırken diğer taraftan da kızların ülkesinde (Suriye) cinayetler işledi ve Suriye’de yanan ateşe benzin döktü.

– Bu insanların amacı iddia ettikleri gibi Suriye halkını korumak değildi. Tek amaçları kendilerini ‚Yabancıların egemenlik planları karşısında sessiz kalan ve İslam dünyasını bölmek amaçlı komplolara ortak olan korkaklar‘ olarak isimlendiren Suriye Devlet Başkanı’ndan intikam almaktı.

–  Suriyeli çocuk ve annelerin denizdeki cansız bedenini, frigorifik kamyonlarda can veren insanları ve Avrupa sınır kapılarından geçmek için bir fırsat kollayan kadınları gördükten sonra Yusuf el-Karadavi, Muhammed el-Arifi, Adnan al-Aroor ve Şeyh Abdurrahman Sudeys gibi isimlerin geçmişte Suriye halkını korumak bahanesiyle Suriye’de cihat fetvası verdikleri gibi ülkelerinin mültecilere kapılarını açması yönünde fetva vermesini bekliyorduk! Ancak bu sefer ölüden bile ses çıkarken bu şeyhlerden tek kelime söz duymadık.

– Neden Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt, mültecilerin yardımına koşmuyor? Yoksa bu mülteciler Müslüman değil mi? Sünni değil mi?

– Müslüman olmayan Almanlar ırkçılık karşıtı protesto yaparak devletlerinden Suriyeli mültecilere yardım etmesini istiyor. Futbolcular açtıkları yazılı pankartlarla kendi ülkelerinden aynı talepte bulunuyor. Neden bizim şeyhlerimiz merhametsiz Arap krallarına karşı aynı şeyi hatta dörtte birini bile yapmıyor?

– Müslüman olmayan batı, mülteci Müslümanlara eğitim ve öğretim hakkı tanıyor. Arap ülkeleri özellikle de zengin körfez ülkeleri kendi topraklarında yaşayan mültecilere hastanelerde tedavi olma ve okullarda eğitim görme imkanı tanımazken Suriyeli mültecilere mi yardım edecek?!

– Keşke tek sorun Arap ülkelerinin Suriyeli mültecilere kapılarını açmamak olsaydı. En büyük sorun, bu ülkelerin Suriye’nin iç işlerine karışıyor olması. Suriye’deki katliamlar daha da artsın diye isyancılara silah göndermeleri, fitne çıkarma peşinde olmaları. Kimse bu ülkelere ‚Eğer mültecilere yardım elinizi uzatmıyorsanız lütfen hiç değilse şer gölgenizi bu insanların üzerinden çekin‘ demiyor. Çünkü Suriye’de yaşayan Suriyelilere yardım iddiasından bulunan birisi, Suriye toprakları dışındaki Suriyelileri kendi haline bırakamaz. Eğer yanlış düşünüyorsam biri bana doğruyu anlatsın!

– Suudi Arabistan’ın Yemen saldırıları ayları geride bıraktı. Öngörümüz Yemen’de yaşanan krizin de Suriye krizi gibi beşinci, altıncı ve onuncu yılını göreceğiz. Suudilerin vahşi Yemen kuşatması, Suriye kuşatmasından daha kapsamlı. En azından Suriyeliler Lübnan, Ürdün, Irak ve Avrupa ülkelerine kaçabilir ama Yemenli mülteciler nereye kaçacak. Diyelim ki Yemenliler Suudi kuşatmasını delerek Arabistan’a akın etti. Yemenlileri nasıl bir gelecek bekleyecek? Arabistan tıpkı Lübnan, Ürdün ve Avrupa gibi bu insanlara sıcak kucaklarını açacak mı? Hayır, tahkir, aşağılama ve dışlama aynen devam edecek.

– 1991 Kuveyt savaşından sonra bazı Iraklılar hata yaparak Arabistan’a sığındı. Bu insanlardan bazıları asker ya da asker yakınıydı. Ne oldu onlara? Refah Kampı’nda, çölün ortasında sıkı güvenlik önlemlerinin altında yaşadılar. Beş yıl sonra kampı terk etmelerine izin verildi. Sonrasında Suudi yöneticiler BM’ye bağlı kuruluşlara yüzlerce milyon dolar para vererek bu insanların İsviçre, Norveç ve Kanada gibi ülkelere gönderilmesini istedi. Hiçbirisine Suudi Arabistan’da yaşama hakkı vermediler.

– Biz Araplar ırkçılığın en kötü olgusuyuz. Suriyeli mültecileri kabul eden hiçbir Avrupa ülkesi Şia mısın, Sünni misin, İsmaili misin, Alevi misin, Müslüman ya da Hıristiyan mısın diye sormadı!
– Avrupa yollarına düşen mültecilerin büyük çoğunluğu Ehlisünnet. Peki, Ehlisünnet için gözyaşı döken âlimler nerede şimdi? Eğer Suriye rejimi bu insanlara zulüm ettiyse, yaşanan buhran ve krizin sorumlusu rejimse neden bu alimler mültecilere yardım için bir şeyler yapmıyorlar? Suriyeli muhalifler neredeler? Neden mültecilere yardım elini uzatmıyorlar?


– Tüm bu çifte standart ve nifaktan sonra hala neden Müslüman gençler aşırıcılık akımına kapılıp IŞİD ve El-Kaide gibi örgütlere katılıp kendilerini bombalarla patlatıyor diye soracak mısınız?

1 KASIM SEÇİM ANALİZİ

1 KASIM'DA ERKEN SEÇİM YAPILACAK






İŞTE ANALİZ...

Şu an için AKP yüzde 35-40, CHP 25-30, MHP 15-20, HDP ise 10-15 arasında geziyor.

Seçimlere iki ay var.Çok şey değişebilir. Bize göre 1 Kasım'ın galibi CHP olacak.

7 Haziran'da HDP barajı geçmeseydi ya da hiç seçime girmeseydi, AKP daha o zaman tek başına iktidara gelecek oy oranını yakalayacak ve bu erken seçimler de hiç olmayacak ve konuşulmayacaktı. AKP'nin bütün hesaplarını HDP bozdu. Bir de barajı geçince AKP iktidardan düştü.

Ama yine birinci parti çıktığı için hükumeti bırakmadı.Önce hükumet kurma görevi aldı, koalisyon görüşmeleri yaparak iktidarda kaldı.Sonra erken seçim kararı aldı ve seçim hükumeti olarak seçimlere kadar iktidar olmaya devam edecek. Zaten AKP'nin planı da buydu.7 Haziran'dan 1 Kasım'a kadar beş ay daha...

Erken seçime hazırlık olarak da AKP'den HDP'ye kayan yüzde altılık oyu geri alabilmek için açılımı bitirdi ve PKK'ya savaş açtı. Açıkçası bu durum,açılımdan hiç de hoşnut olmayan Kahraman Ordumuzun da işine geldi.

Yıllardır gözlerinin önünde her türlü taşkınlığı yapan ve açılım ortamında güç kazanan PKK'yı açılım nedeniyle vurması engelleniyordu.Eli kolu bağlıydı.İşte şimdi vurması gerekiyordu ve vurdu.

Zaten 7 Haziran seçimleri de güneydoğuda demokratik sonuçlar doğurmamış ve halkın oy kullanması PKK'lılar tarafından engellenerek sandıklara toplu HDP oyları atılmış ve HDP kazandı diye tutanaklara geçirilmişti.Operasyonların bir amacı da güneydoğuda seçimlerin PKK baskısı olmadan yapılmasını sağlamaktı.

Diğer taraftan AKP, MHP'nin oylarını da bu operasyonlarla almayı ya da en azından 7 Haziran'da MHP'ye kayan yüzde üçlük oyunu geri çağırmayı hedefliyordu. Operasyonlar buna katkıda bulunacaktı.Son anda diğer atılımlarını da yaptı ve Tuğrul Türkeş'i transfer etti.


Tuğrul Türkeş MHP'ye zarar verdi algısı oluşsa da aslında Devlet Bahçeli'nin liderliğini pekiştirdiğinin farkına da varamadılar.Artık MHP'de Devlet Bahçeli gerçek bir Başbuğ konumuna yükseldi. Ve Türkeş'in siyasi geleceği de onun elinde. Atacak partiden ve AKP aday gösterecek. Bu kadar basit. 

Ama bu durum AKP ve MHP'nin oylarını nasıl etkileyecek? Bize göre asla MHP aleyhine olmaz. Tam tersine Bahçelinin liderliğini eleştirenler de tartışmasız kabul edeceklerdir. Yani MHP lider sorununu çözmüştür. (Bazılarına göre böyle bir sorun vardı ve MHP bu yüzden bir türlü atılım yapamıyordu.)

Devam...

(Yazının buraya kadar olan kısmını bir hafta önce yazmıştık.İnternet kesilince kalanını kaydetmemiş.Yeniden yazıyoruz.)

Devam...

Gelelim CHP'ye. 
Bize göre 1 Kasım seçimleri AKP açısından 7 Haziranı aratan bir seçim olacak. CHP, 7 Haziran sonrası şunu gördü:

AKP'yi iktidardan indirmek için tek başına hükumet kuracak çoğunluktan etmek yeterli olmuyor.Birinci parti olduğu müddetçe AKP iktidarda kalacak. O halde ne yapıp edip CHP'yi birinci parti yapmanın yolunu bulmalı.

Emperyalistlerin planı ise hazır. AKP ile başlatılan ve AKP ile bitirilen "AÇILIM"ı şimdi de CHP ile devam ettirmek istiyorlar. CHP buna zaten dünden razı.

PKK da köşeye sıkıştı ve elinden gelen her türlü yola başvurup "Açılım'a "geri dönmek istiyor.
Artık AKP ile dönmek de mümkün değil. 

Yapılacak olan CHP-HDP gizli ittifakıdır. Yani PKK, 7 Haziran'da HDP'ye oy verenlerin 1 Kasımda CHP'ye oy vermelerini isteyecek. CHP'nin % 26 oyu vardı. HDP de % 14 aldı.Toplamı % 40 ediyor.
Yani birinci parti olma ihtimali var.

Peki bu ittifak nasıl olabilir?

Eğer CHP ile HDP açıktan seçim ittifakına giderlerse CHP'nin hedeflenen % 40 oyunun CHP kanadından % 5'i MHP'ye kayar ve CHP, HDP ile birlikte % 35'i geçemez. 

Ama ittifak gizli olursa iş değişir. Şöyle ki:
PKK, HDP'nin seçime girmemesini, onun yerine güneydoğuda bağımsız adaylarla girilmesini ve ülkenin diğer yerlerinde CHP'nin desteklenmesini isterse CHP'den MHP'ye kayacak oylar da engellenmiş olur ve ittifak da açıktan reddedilerek % 40 gerçekleşebilir. Bizim öngördüğümüz plan da budur.

Bir parantez:
( CHP'yi mi destekliyorsunuz? Hayır.Bizim siyasi görüşümüz bellidir ve bu seçimde de MHP'yi destekleyeceğiz İnşallah. Ama duygu başka, gerçekler başkadır.Burada gerçekleri tahmin etmeye çalışıyoruz.)

1 Kasım'da AKP birinci olsa ne değişir? CHP birinci olsa ne değişir?

Bir defa; AKP de birinci olsa, CHP de birinci olsa hükumet yine kurulamaz.Delili 7 Haziran'dır.

Çünkü 7 Haziran sonrası hükumet kurulamamış ise sorumlusu ne CHP'dir ne de MHP.

Tek sorumlu AKP'dir.Çünkü AKP zaten hükumet kurmak istemedi.Eğriye eğri, doğruya doğru.

İşte ispatı:

Koalisyon görüşmeleri sonrası Kılıçdaroğlu ne dedi? 

"AKP bize hükumet kurma teklifi yapmadı" dedi. Teklif yapılmadıysa nasıl kurulacak? 

AKP'nin dediği "Eğer bizimle bir koalisyon hükumeti kurmak isterseniz nasıl bir hükumet düşünür, ne gibi taleplerde bulunursunuz" sorusudur. Ve görüşmelerde de bunlara cevap aranmıştır.

Aynı şey MHP için de geçerlidir. CHP de MHP de benzer şartları öne sürünce AKP'den her iki partiye de koalisyon teklifi gelmemiştir. Kurmayan AKP'dir. 

1 Kasımda birinci olursa nasıl kuracak? Yine oyalama taktikleri ile bir kaç ay daha iktidarda kalmayı ve yeniden bir erken seçime daha gitmeyi planlayacaktır.Yani 1 Kasım, 7 Haziran'a resetlenecektir.

Peki CHP birinci olursa hükumet neden kurulamaz?

Çünkü ilk önce AKP'ye gidecektir ve AKP'de "Siz bizimle kurmadığınız için biz bu hale düştük, biz şimdi niçin sizi yükseltelim niyetini "Milletimiz AKP'ye ana muhalefet görevi vermiştir" kamuflajına sığınarak reddedecektir.

Kabulün ise tek şartı vardır o da 7 Haziran sonrası muhalefetin AKP'ye koştuğu şartların iktidar partisi CHP tarafından kabul edilmesidir. Yani CHP iktidarda AKP'ye teslim olursa CHP-AKP Koalisyonu da kurulabilir.

MHP açısından 1 Kasım sonrası iktidar hesapları ise 7 Haziran'da olduğu gibi olacak ve MHP tek başına iktidara gelinceye kadar asla koalisyona girmeyecektir. Bize göre MHP bu konuda haklıdır. 

Çünkü bu güne kadar koalisyonlarda yer almış ve ortaklarının icraatlarından sorumlu tutulmuştur. APO'nun asılmasının askıya alınmasına da şerh koymasına rağmen yani askının o zamanki ANAP-DSP ikilisinin icraatı olmasına rağmen MHP'ye fatura edilmek istenmiştir.

Daha sonra yasal düzenleme AKP tarafından yapılmış olmasına rağmen MHP yine de bu iftiralardan kurtulamamıştır.Çamurun izi kalmıştır. İşte bu nedenle MHP artık TEK BAŞINA İKTİDARA GELİNCEYE KADAR KOALİSYONLARA GİRMEYECEKTİR.

1 KASIM SONRASI SİYASİ İSTİKRAR NE OLUR?

Bu konu daha uzundur ama kısaca sivil siyasetin sonuna gidildiğini de söyleyebiliriz.Ya merkez sağda AKP'nin dağılmasıyla yeni oluşumlar çıkacak ya da siyasi istikrar olmayacaktır. 

Önceki bir yazımızda 7 Haziran sonrası koalisyon hükumetinin AKP-CHP ve MHP arasında kurulması ve Milli mutabakat hükumeti olarak öncelikli olarak ülkeyi tehdit eden PKK/PYD, IŞİD gibi terör örgütlerinin sırasıyla yok edilmesi gerektiğini ve ABD-Rusya arasında patlak verecek 3.Dünya Savaşına, henüz başlamadan ACİLEN hazırlanılması gerektiğini ifade etmiştik.

1 Kasım yaklaştıkça ortaya çıkacak gelişmeler bu önerinin ne kadar elzem olduğunu da gösterecek.

Ama bu ülke sahipsiz değil.Çünkü Albayrağımız Ukabın manevi, Ukab da Albayrağımızın maddi koruması altındadır İnşallah.