8 Mart 2015 Pazar

CHP'YE KAPATMA DAVASI

CHP KAPATILIRSA KİM KAZANÇLI ÇIKAR?




KISA HABERLER ŞÖYLEYDİ:

FUAT AVNİ:  "CHP'ye kapatma davası açıp kapatacaklar. Bunu AKP istiyor."

KILIÇDAROĞLU: "Evet CHP'ye karşı AKP'nin bir 'kapatma' çabası olduğunu biliyoruz."

AKP ise yalanladı.

Tırnak içi ifadeler aynen değilse de benzer ifadelerdi.

Dikkatinizi çektiniz mi?

Vatan Partisi cephesinden bu konuda ses çıkmadı.

Oysa CHP'nin kapatılmasından en kazançlı çıkacak parti VATAN PARTİSİ'dir.

Yani onların işine gelir. Öyleyse bu kapatma işi doğru olabilir mi ve bunun arkasında da Fuat Avni'nin dediği gibi AKP değil Vatan Partililer olabilir mi?

Biz bu soruların cevabını belge ve bilgiye dayanarak siyasi bir analiz ile aramayacağız.Çünkü bu konuda bir bilgimiz yok. 

Ancak sitemiz Ahir Zaman olaylarını Hadis Yorumlarına göre yorumlayan bir site olduğu için biz de Hadis Yorumlarına göre analiz edeceğiz İnşallah.

AKP için en iyi ana muhalefet partisi mevcut şekliyle bu CHP'dir. Bir yanlış yapsa ve oy kaybına uğrayacak olsa eleştiren Kılıçdaroğlu'na kolayca ön alıp oylarını muhafaza edebiliyorlar.

Dolayısıyla CHP'nin kapanmasından AKP çok büyük zarar görür ve böyle bir şeyi aklından bile geçirmez. Zaten o yüzden yalanlıyorlar ve söyledikleri de bize göre doğrudur.

Şeyh Abdullah Dağıstani Hazretlerinin ifşaatlarına göre tamamen sosyalist bir yapılanma üç ay süre ile de olsa iktidar olacak. Muhtemelen bu da Vatan Partisi olabilir diye düşünüyoruz.

Eğer Vatan Partisi iktidara gelecekse nasıl gelebilir?

CHP kapatılırsa zaten yolun yarısı alınmış olur ve sandıkta da çıkabilir. Yani Vatan Partisi 7 Haziran'da sandıktan ikinci parti bile çıksa o muhalefet bu muhalefet gibi olmaz ve bu sokağa da yansır.

Eğer bu A planı ise bir de B planı olmalıdır.

Eğer AKP bu A planını görür, kendi aleyhine yorumlar ve engeller ise B planına geçebilirler.

Muhtemelen o da mevcut CHP Milletvekillerinden mecliste grup kuracak kadar bir grubu transfer etmek olabilir. 

Zaten böyle bir bölünme de CHP'yi sandıkta bitirir ve A planı ile aynı sonuç elde edilmiş olur. Bunun B planı olmasının nedeni de oy hesabı olabilir. A Planında daha çok, B planında daha az oy öngörülmüş olabilir.

Tabi bu yorumlar ahir zamanda- eğer o parti ise- Vatan Partisi'nin nasıl iktidara gelebileceği ile ilgili tahminlerdir.

Hepsi tahmindir. Allahu alem. 

En doğrusunu Allah CC bilir.

MUTLAK GÜÇ

MUTLAK GÜÇ SAHİBİ KAYITSIZ ŞARTSIZ ALLAH'U ZÜLCELALDİR. (CC)




O (CC) HER ŞEYİ BİLEN HER ŞEYE GÜCÜ YETENDİR.
ALİMDİR, AZİZDİR.

BEŞERİ GÜÇ İSE ALLAH'IN (CC) VERDİKLERİ İLE SINIRLIDIR.

BEŞERİ GÜCÜN İKİ UNSURU VARDIR.

BEYİN GÜCÜ VE BİLEK GÜCÜ

Beşeri Güç külli iradenin cüzi iradeye bağışladığı beyin ve bilek gücünden oluşur.

Bu insanlar için de geçerlidir, devletler içinde geçerlidir.

Cenab-ı Zülcelal yeryüzünde kullarına imtihan gereği belirli bir beyin ile bilek gücü vermiş ve onunla yeryüzünde hakimiyet kurmaları için cüzi iradeyi serbest bırakmıştır.

İnananlar ve inanmayanlar olmak üzere kullar da ikiye ayrılmıştır.

İnananlar bu beyin ve bilek gücü ile yeryüzünde peygamberlerinden öğrendikleri ilim ile hakkı hakim kılmak için çalışacaklar; inanmayanlar da yine bu beyin ve bilek gücü ile şeytanlarından öğrendikleri ilim ile yeryüzünde haksızlık,dinsizlik ve zulmü söz sahibi yapacaklardır.

Ancak Cenab-ı Mevla CC Rahmandır ve Rahim'dir. Kullarına karşı şefkatlidir ve her daim zalimlere karşı mazlumların yanındadır. 

Cüzi İradenin beyin ve bilek gücünün yetersiz kalması sonucu zalimlerin zulmü mazlumları kuşatırsa,zalimlerin beyin ve bilek gücü mazlumları ezerse, mazlumlara inayetini yetiştirecek ve zulmü bitirecektir İnşallah. 

Tarih bunun örnekleri ile doludur. 

İşte Bedir, Uhud,Hendek,Huneyn,Mute ve Yermük.
Bedir'de Üçbin Melek indi ve kafirlerin boyunlarına ve ellerine vurdu.Bedir'de ölen kafirlerin cesetlerine bakıldı ve boyunları ile ellerine vurulduğu görüldü.

Uhud'da Beş Bin Melek Uhud Dağı'nda bekledi. Savaşa girmedi.
Hendek'de Medine halkının gözlerini ölüm baygınlığı aldığında kafir ordusu Kum Fırtınası ile helak edildi ve kaçmak zorunda bırakıldı.

Huneyn'de dağılmaya yüz tutan İslam Ordusunun imdadına Melekler yetişti ve Huneyn fethedildi.

Malazgirtte Alparslan'ın, Bizans surları önünde Fatih'in yanında yine varlardı.

Çanakale'de 57.Alayı bir günde şehid edenler o alayı bin yılda bile yenemeyeceklerdi. Dirilerini öldürenlerin, ölülerine güçleri yetmemişti.

O Seyit Onbaşı bir top mermisi ile ilk etapta şehit düşmüş ama yerin beş metre altından çıkıp 240 kg lık mermi ile tek atışta İngilizlerin amiral gemisini batırıvermişti. Bu ordu yenilir miydi?

Evet onlar zulme uğradılar Cenab-ı Mevla da yardım etti. Ama onlar yardımı hak etmişlerdi.

Hak etmeyene yardım edilir mi?
Tevekkül etmeyene? Nasıl olsa Allah CC yardım eder diyene?
Beyin ve bilek gücünü kullanmadan,çalışmadan zaferi Allah'a havale edene?

Beyin ve bilek gücü tembel kullara da bağışlanmıştır. Ama inayet çalışkan kullar için umulur. Tembellikte tevekkül aranmaz.

Devletlerin beyin gücünü sahip olduğu TEKNOLOJİ,bilek gücünü ise ORDUSU temsil eder.

Kafir, şeytan için beynini ve bileğini kullanıp gece gündüz çalışarak yeryüzüne hakim kılmaya çalışırken Müslümanın beyin ve bilek gücünü kullanmadan, tembellik ederek zaferi Allah'dan (CC) dilemesinden daha büyük CEHALET, daha büyük GAFLET olabilir mi? Bu duaya AMİN denilir mi?
Amin denilse kabul olacağı umulur mu?

Alparslan döneminde, Fatih döneminde beyin ve bilek gücü bizdeydi. Osmanlı'nın yıkılış döneminde bu güç Batılılardaydı.

Bireysel anlamda ise beyin gücü ve bilek gücü çok farklı kişilerde olabilir. Örneğin Erbakan Hocanın kendi döneminde dünyadaki sayılı üç beş beyinden biri olduğu astrologlar tarafından canlı yayında açıklanmıştı. Yani Milli Görüşçü bir sempatizan açıklamamıştı.

Yine Milli Mücadele yıllarında Teknoloji ve Ordu üstünlüğünü kaybederek tüm topraklarını yitirmiş Osmanlı'nın içinden dünyanın sayılı beyin güçlerinden biri olan Atatürk ve bir kaç arkadaşı tüm emperyalistleri oyuna getirerek Cumhuriyeti kurmuşlardı.

Toplum olarak yeniden beyin ve bilek gücüne sahip olmamız için eğitime azami değer verilmiş ve Ordumuzun yeniden dünyanın en güçlü ordularından biri olması için iç ve dış düşmanlarla da mücadele edilmişti.

Yakın geçmişte ise beyin gücünün dünya çapında lider olması için Cemaat çok büyük bir misyon üstlenmiş ve çok değerli kadrolar yetiştirilmişti.

Cüzi iradesi ile beyin ve bilek gücünü kullanarak, çok çalışarak yeryüzüne hakimiyet yarışını maalesef şeytan adına en önde ABD götürmekteydi. SSCB'nin çöküşüyle birlikte de bu konuda çok büyük mesafeler aldı.

Toplumsal olarak beyin gücü yarışında bizler de vardık ama hala bilek gücü yarışında olamıyorduk.

Bu nedenle bilek gücünü elinde tutan ABD ile hem ülkemiz hem de Cemaat yakınlaşma içinde oldu.

Tabi ki bu yakınlık "Mutlak güç her koşulda kayıtsız ve şartsız Allah'ındır" gerçeğine aykırı değildi. Çünkü o Külli İrade idi.

Bahsettiğimiz ise cüzi iradeydi. Cüzi irade serbestti ve o serbestlik ile çok çalışarak bilek gücünü elinde tutan ABD olmuştu. 

Allah CC nasip etmeseydi olamazdı ancak Allah CC Rahman'dı ve çalışan her kese dünyalığı Rahman sıfatının vaadi ile verecekti.

Ahireti ise Rahim sıfatının vaadi ile sadece inananlara verecekti. Kuran'da böyle buyurmaktaydı.

İşte yapılanlar bu manada sorgulanmalıydı.

Bilek gücünü elinde tutan cüzi iradeye karşı bu gücü elde etmenin yolu öncelikle beyin gücünde onu geçmekti. Bu konuda önemli mesafeler alındı.

Eğer beyin gücünde en önde olursak, bilek gücünü de elde etmek zaten daha kolaydı ve o da gelecek İnşallah.

Bunun zamanı da Melhame-i Kübra'dır Allahu Alem ve İnşalahu Allahu Ekber.

7 Mart 2015 Cumartesi

BU HABERİMİZ DE TAMAMEN DOĞRULANDI

AŞAĞIDAKİ YAYINIMIZDA İDDİA ETTİĞİMİZ İFŞAATLAR TAMAMEN DOĞRULANDI.

BU BOMBALANAN KİŞİLER EL KAİDE'DEN AYRILMAYA KARŞI ÇIKAN GRUPMUŞ.

BOMBALAYAN DA KOALİSYONUN İHA' LARI İMİŞ. İÇLERİNDE ESAS ELE BAŞI MUHAMMED COLANİ DE VARMIŞ VE O KURTULMUŞ.

OLACAK OLAN DA ŞİMDİ ŞU:

EĞER MUHALEFET EDENLERİN HEPSİ DE ÖLDÜRÜLMÜŞSE YA DA KALANLAR SİNDİRİLİRSE EL NUSRA ADINI DEĞİŞTİRİP EL KAİDE'DEN AYRILACAK

İŞTE O YAYINIMIZ:


EL NUSRA SURİYE'DE SAVAŞ UÇAKLARI TARAFINDAN BOMBALANDI




Resim Afganistan'dan gelen eski El Kaidecilerden Ebu Humam El Şami'ye ait.

El Nusra liderleri toplantı halindeyken bombalanıyor ve dört lider ölüyor. Olay Suriye'nin İdlib kentinde oluyor.Koalisyon "biz bombalamadık" diyor.

El Nusra Suriye'de iki cephede bulunuyordu. Birisi Türkiye tarafı Kuzey cephe diğeri Ürdün tarafı güney cephe.

Güney cephedekiler İsrail Suriye sınır bölgesinde bulunuyorlar ve Esad askerleri-Hizbullah ile savaşıyorlar. Yaralananlar Golan'da İsrail tarafından tedavi ediliyor. Bu teröristler Ürdün'deki koalisyon tarafından eğitildi ve o bölgeden Suriye'ye sokuldu.Tüm lojistik desteklerini de Ürdün'den (Yani Ürdün'deki ABD ordusundan)alıyorlar.

Bunları bombalayan yine koalisyon uçakları yani ABD'dir. "Biz yapmadık" diye yalan söylüyorlar. Bombalama nedeni ise şudur:

El Nusra son haftalarda El Kaide'den ayrılmayı düşünüyor ve IŞİD benzeri bir yapılanmaya dönmeye çalışıyordu.Bu şekilde güçleneceklerini hesaplıyorlardı.Çünkü körfezden (Katar vb) istihbaratçılarla görüşmüşler ve El Kaide'den ayrılma karşılığında destek sözü almışlardı.

Bu bombalama olayı AYRILMA ile ilgili.
Acaba bu bombalananlar ayrılmak isteyenler miydi yoksa ayrılmaya karşı olanlar mıydı?

Ayrılmak istemeyenler bunlarsa yarın El Nusra El Kaide'den ayrıldığını ve adını değiştirdiğini açıklar.

Yok bunlar ayrılmak isteyenler ise hala bunlardan ele başı El Nusracılar var. Onlar da topun ağzında demektir ve yarın bir kaç El Nusra lideri daha bombalanır. Ve ayrılmaları önlenir. O zaman da El Nusra adını değiştirmez ve El Kaide'de kalır.

Şunu da ekleyelim: IŞİD'i El Kaide'den ayıran MI6 ve Mossad'dır. El Kaide ise CIA'da kaldı.
Şimdi El Nusra'yı da MI6 ve Mossad yeni bir IŞİD yapmak için ayırmaya çalışıyor.

Gördüğünüz gibi CIA, MI6,Mossad tezgahında Müslüman öldüren Müslüman (!) örgütler bunlar. 

BU İTTİFAK MUTLAKA KURULMALI

EVET BU İTTİFAKA TÜRKİYE SİYASETİNİN ŞU ANDA ŞİDDETLE İHTİYACI VAR



MHP, SP ve BBP arasında 7 Haziran Seçimleri için ittifak kuracakları iddiaları dolaşıyor.

Evet bu ittifaka ihtiyaç var ve seçimlerde yüzde yüz başarılı olur. Bakınız buradan yine ilk defa biz yazalım. Eğer bu ittifak kurulursa seçimlerde BİRİNCİ PARTİ bile çıkabilir.

Peki kurulabilir mi?

MHP de Bahçeli ile Oktay Vural, Saadet Partisinde de Asiltürk ile Kazan belirleyici olur.

Eğer onlar çaba gösterirse mutlaka kurulur.

Bundan daha iyisi ise şudur:

İttifaka HEPAR'ın da dahil edilmesidir. Osman Paşa üç-beş Milletvekili listesine "Vatan için" razı olur.

Vatan İçin deyince şunu da ekleyelim.

Eski adıyla İşçi Partisi yeni adıyla Vatan Partisi de pek çok subayın kadrolarında yer almasından sonra Vatan Hassasiyetleri eski "devrim ihtiraslarından" daha öne çıkan bir parti durumuna gelmiştir.

Onların tüm hesapları CHP'nin dağıtılarak Vatan Partisinde toplanılması üzerinedir. Ama sandık dışı yöntemlerle bunu yapabilirler mi derseniz mevcut konjonktürde bu zordur. Vatan Partisi için de en ideal yöntem meşru olarak bu ittifaka dahil olmaktır.

Zaten Vatan Partisi de bu ittifaka dahil olursa bu ittifak hem iktidar olur hem de AKP ile CHP'nin de sonu olur. 

Tabi bunlar bir öngörüdür. Ne olacağını ise Allah CC bilir.

IŞİD'İN İSLAM DÜŞMANI OLDUĞUNUN BELGESİ

IŞİD İSLAM DÜŞMANIDIR.BÖLGEDE İSLAM ADINA NE VARSA YERLE BİR EDİYOR.



MI6, MOSSAD ürünü IŞİD 1400 yıldan beri İslam Toprağı olan Ortadoğu'da İslam adına ne varsa bombalıyor,olmadı buldozerlerle yıkıyor.

Ne Cami bıraktı,ne türbe ne de tarihi eser.

Emevilerle başlayan Abbasilerle,Selçuklularla devam eden Osmanlı ile binlerce eser veren bir medeniyet göz göre göre yok ediliyor. 

IŞİD bunu, bölgeyi İsrail'e İslam adına her hangi bir iz, işaret kalmayacak şekilde teslim etmek için yapıyor.

Lanet olsun sana ey IŞİD ünvanlı İslam Düşmanı İngiliz, İsrail köpeği terör örgütü bozuntusu.

Şimdi de "Hiç bir İslam ülkesi engel olmadı bari onlar olsun" algısını yükselterek bizzat o IŞİD köpeğini var edenler cezalandırmak bahanesiyle bölgeye oturma hesapları yapıp operasyona hazırlanıyorlar.

Bu durumun farkında olup kendi imkanlarıyla olaya müdahale eden tek devlet de İran.

İran'ı bu konuda yalnız bırakmak için de IŞİD'i var edenler mezhep savaşı çıkarmaya çalışıyorlar.

İnşallah tüm Müslüman Ülkeler bu mezhepçilik fitnesine düşmeden İran ile birlikte hareket eder ve bu işgale engel olurlar.

Bizim İslamcı (!) cahil siteler IŞİD'in sitesinden alınma bir görüntü yayınladılar. 

"Şiiler Irak'da bir çocuğu katlettiler" diye iddia ettiler. 

Bakınız görüntüler "IŞİD tarafından yayınlandı" diyorum. IŞİD kendisi bir çocuğu kesiyor ve Şiiler kesti diye kendi sitesinde yayınlıyor. Bizim- cahil diyemeyeceğim kusura bakmasınlar- ABD işbirlikçisi bazı medya satılmışları da bunu Şiiler kesti diye IŞİD'i doğrulayarak veriyorlar.

İnsan bu kadar cahil olamaz. Bu olsa olsa alçak bir provokasyondur.Açık bir şerefsizliktir.

Şiiler çocuk keserken görüntülerini IŞİD'e çektirirler mi bre ahmak!

Suriye ve Irak'da adam kesme gibi insanlık dışı ne işler yapılıyorsa tamamı bu IŞİD tarafından yapılıyor.

Bilmeyen mi kaldı siz bir türlü öğrenemediniz?

Yetmedi bir de ağa babaları için bölgedeki tüm İslami eserleri yıkıp yok ediyorlar. Bütün bunlar İsrail işgali için yapılıyor. 

Öyle ya şu İsrail Mescidi Aksa'yı işgal esnasında yıkmadığına bin pişman oldu. Şimdi bir türlü yıkamıyor.

Ders aldı ve yeni işgal yerlerinde işgalden önce bu işi IŞİD'e yaptırmayı akıllıca görüyor.

Allah CC hepinizin de belasını verecek.
Andolsun ki çok yakındır.İnşallahu Allahu Ekber

  

6 Mart 2015 Cuma

"IŞİD KÖŞEYE SIKIŞTI" DEMEK "MUSUL BARAJI PATLAMAK ÜZERE" DEMEKTİR.

HABER SİTELERİNE IŞİD'İN KÖŞEYE SIKIŞTIĞI HABERLERİ DÜŞMEYE BAŞLADI



"IŞİD köşeye sıkıştı demek" Işid'in Musul barajını her an patlatabileceği anlamına geliyor.
Ancak bu başlıklar biraz erken atıldı. Henüz IŞİD işin tam olarak sonunda değil.

IŞİD'in gerçekten köşeye sıkışacağı gün Musul Operasyonunun başlayacağı gündür ve IŞİD Musul Operasyonu başlatıldığında ve ağır kayıplar verip çekilmeye karar verdiğinde Musul Barajını patlatmayı deneyecektir.

Bu da Musul'a yapılacak operasyonun her ne kadar çok istekli görünse de Barzani tarafından yapılmayacağı yani kuzeyden yapılmayacağı anlamına gelir. 

Peşmerge de zaten IŞİD'e karşı başarılı olamadı ve Musul operasyonundan korkuyor olabilirler. Onlarınkisi biraz da "Armut piş ağzıma düş" cinsinden.

ABD ve Batı Musul'u IŞİD'den alsın Barzani'ye versin diye bekliyorlar. Çok beklersiniz.

Musul operasyonu güneyden yapılacak. 

Zaten ABD ve Batıdan önce İran; Irak Ordusu ile bu operasyonu başlatmış durumda. Musul'un İran'ın güdümüne girmesine engel olmak için ABD ve Batı operasyon yapacak ve  subayları ABD ve Batıya ait, piyadeleri de peşmergelerden oluşan birliklerle, subayları İran generallerinden,piyadeleri de Irak Ordusundan oluşan birlikler birbirine girecek.Arada IŞİD ezilip çekilirken Musul Barajını patlatacak ve Musul böylece ABD ve Batı tarafından alınmış olacak. Barzani bu şekilde Musul'a konmak isterken İran Musul barajını ABD ve Batı'nın patlattığını düşünerek Musul'a yürüyecek. Bu savaşın adı da Karkısa Savaşı olacak. Allahu alem.

Hadis yorumlarında bu savaş 3.Dünya Savaşını başlatan savaş olarak geçmekte olup sonrası doğrudan doğruya taşeronların devreden çıkıp Arapın Azatlısı İran ile Rumun Azatlısı ABD arasında devam edecektir.Allahu alem.

Hz.Mehdi AS'ın zuhuru ile ilgili bu olaylar dikkate alınırsa Karkısa Savaşı esnasında veya hemen akabinde zuhur edecektir İnşaallah.Bu savaşın sonunda veya savaş bitmeden  Suriye işgal edilecek ve Suriye işgal edildiği anda da Hz.Mehdi AS zuhur edecektir Hadis yorumlarına göre Allahu Alem. 3.Dünya savaşının sonundan ve Melhamei Kübra'dan önce zuhur edecek İnşallah.

Her şeyin en doğrusunu Allah CC bilir.

2.SELİM'İN ŞİFRESİNİ AÇIKLIYORUZ

TABİ Kİ ALLAHU ALEM

11 Mayıs 2014 tarihinde yayınlamış olduğumuz yazının devamıdır.


"Bir Selim gelir Emaneti alır, bir son Selim gelir Emaneti verir" Hadis-i Şerif

"Bir Selim gelir Emaneti alır, bir son Selim gelir Emaneti verir" Hadis-i Şerif ...

Allah Rahmet Eylesin. Şeyh Nazım Kıbrısi'nin rivayet ettiği hadisi şerifte Emanetten kastın Hz.Peygamber SAS Efendimize ait kutsal emanetler olduğu rivayet ediliyor.

Kutsal emanetleri alan kişi Yavuz Sultan Selim Han, verecek olan kişi de SELİM diye geçiyor.







Şimdi biz bu hadisi çok farklı bir açıdan yorumlayacağız İnşaallah..

Hadisin zahirinde iki kişi ve iki devlet var.

Yavuz Sultan Selim ve Osmanlı Devleti.
2.Selim ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti.


Hadis Gaybi bir Hadis olduğu için Yavuz kutsal emanetleri almadan önce O'nun O SELİM olduğu bilinmiyordu.
Kutsal emanetler alındıktan sonra Hadiste geçen Selim'in YAVUZ olduğu anlaşılabildi.

Şimdi buraya dikkat:

Birinci Selim ile ilgili gaybi haber aynen gerçekleşti.
Ancak İkinci Selim ile ilgili bir gaybet kalmadı.Yani devlet belli, Selim belli. Kim bu Selim derseniz.

Adı Selim olan birisi Türkiye'nin başına geçecek ve kutsal emanetleri Hz.Mehdi AS'a teslim edecek.

Bunda bir gaybet yok, ama olması lazım. Ancak kutsal emanetler teslim edildiğinde " O Selim bu Selim'miş" denmesi lazım ki gaybet olsun.

Şunu demek istiyoruz:

Birinci Selim ile Yavuz ifşaa edilirken Osmanlı Devleti gizlenerek korunmuş.Zira Osmanlı Devleti'nin kutsal emanetleri alacağı bilinseydi (Hilafeti) daha o zaman bir haçlı seferi ile BEYLİK İKEN Osmanlı yok edilebilirdi.

Batı Osmanlı'nın Cihan devleti olacağını bilebildi mi? Bilemedi.


Allahu Alem İkinci Selim ile de Türkiye Cumhuriyeti Devleti aşikar ortada iken Selim korunmaktadır ve gerçek adı SELİM DEĞİLDİR. Allahu alem.

Belki göbek adı Selim olabilir ama adı Selim olursa GAYBET OLMAZ VE GELMESİNE DE MÜSAADE EDİLMEZ.

Zaten şu anda SELİM diye de biri yoktur, muhtemel bir yönetici. Şeyh Nazım Kıbrısi Hz.'lerinin söylediği Selim isimli kişinin de devletin başına geçme ihtimali yoktur.
Rahmetli hedef yanıltmış olabilir.

Birinci SELİM Selimi ifşaa etmiş OSMANLI DEVLETİNİ GİZLEMİŞ.
İkinci SELİM Türkiye'yi ifşaa etmiş SELİM'i gizlemiş.


Tabi en doğrusunu ALLAH CC BİLİR. ALLAHU ALEM DİYORUZ.


İŞTE ŞİFRE

Yani bu hadiste Hz.Peygamber SAS Efendimiz Selim ismini açıkça vermiş ama bir şeyleri gizlemiş. Neyi gizlemiş?

Mesela 1.Selim ismi ile Yavuz Sultan Selim olduğu anlaşıldığında Osmanlı Devleti'nin gizlendiği ortaya çıkmış.

Yani Yavuz Suriye'yi almadan Suriye'yi alacak devletin Osmanlı olduğu asla bilinememiş.

Yavuz Suriye'yi alınca anlaşılmış ki Selim'den kasıt Yavuz Sultan Selimdir ve gizlenen devlet de Osmanlı Devleti imiş.

Buraya kadar olan kısım 1. SELİM ile ilgiliydi.

Biz de diyoruz ki madem ki Hz.Peygamber SAS Efendimiz 1.Selim ismi ile Osmanlıyı gizlemiş, o halde 2.Selim ile de bir şeyi gizlemiş olmalı diyoruz.

Çünkü 2.Selim SELİM adında bir kişi ise başına geçeceği devlet de Türkiye Cumhuriyeti'dir ve bu da bellidir. O nedenle Selim belli Türkiye belli burada bir sır yok.

Ama olması lazım ve aslında tabii ki bize göre ve Allahu Alem 2.Selim ile de devlet belli olduğu için Türkiye'nin başına geçecek olan kişinin esas İsmi gizlenmiş.

Yani ismi SELİM değil.

O zaman bu isim ne olabilir diye sorduğumuzda cevabı da 1.Selim' de buluyoruz.

1.Selim neyi, hangi ismi gizlemişse 2. Selim de aynı ismi gizlemiş olmalı diyoruz ve

SELİM= OSMAN diye tahmin ediyoruz.

Yani;

1.SELİM- OSMANLI DEVLETİ (OSMAN GAZİ)
2.SELİM- OSMAN

1.Selim Osman olduğuna göre 2.Selim de Osman diyoruz.

Yanlış da olabilir tabi, sadece bir tahmin ama tutarsız dayanaksız bir tahmin de değil. Takdir sizin.

YALNIZ BU OSMAN'IN HANGİ OSMAN OLDUĞUNU, KİM OLABİLECEĞİNİ KESİNLİKLE BİLMİYORUZ.

HER ŞEYİN EN DOĞRUSUNU SADECE ALLAH CC BİLİR.




5 Mart 2015 Perşembe

GALİBA 1992' DEYDİ

"ŞEVKİ YILMAZ GELİYOR", "ŞEVKİ YILMAZ GELİYOR" DEDİLER

GİTTİK DİNLEDİK.



Refah Partisi'nin en ünlü hatiplerinden biriydi. Öyle ki kürsü konuşmaları videoya çekiliyor ve Refah Partisi teşkilatlarında sürekli gösteriliyordu.

"İlçemize gelecek konferans verecek" denildi. Öyle denildi ki. Acaip bir hava oluşturuldu. Şevki Yılmaz gelecek yer yerinden oynayacak ve tüm ilçe halkı Refah Partili olacak. Algı bu.

Ve Şevki Yılmaz geldi. Salonda herkes ayakta, kimseye baktığı yok, çıktı kürsüye konuşmaya başladı.

Adam gerçekten hatip ve çok etkili konuşuyordu. Temaları ise "Tarihin Şeref Levhaları" isimli Ahmed Şahin'in ünlü eserinden fazlaca alıntılıydı. Çünkü bu kitap SAHABE'nin muhteşem hayatını anlatıyor ve okuyan kimseyi ağlatmadan bırakmıyordu.

Doğal olarak salonda insanlar ağlamaya başladı. O sahabenin hayatını dinleyip de ağlamamak mümkün mü? Tabi biz de ağladık. Herkeste mendil herkeste gözyaşı. Bir taraftan ağlıyorlar bir taraftan siliyorlar.Ben de öyle.

Bir şey dikkatimi çekti.Çekmez olaydı.

Şevki Yılmaz insanlar daha hiç ağlamazken adeta kendisi ağlar gibi anlatıyor ve ta kalbinden konuşup, ciğerinden yanıyordu. İnsanlar ağlamaya başlayınca dilinden ve gırtlağından konuşup karnından gülmeye başladı.Yüz ifadesinden bu anlaşılıyordu. Hafif gülümsüyordu.

Şöyle demek istiyordu:
"Başardım, insanları ağlatmayı başardım, yaşasın bu işi hallettim, oyları aldık."

Ancak gittikten sonra bir şey daha öğrendik.

O zaman ki Belediye Başkanı adayı için "Bu adamdan bir nane olmaz" demiş. O adam beş yıl belediye başkanlığı yaptı ve ilçemizin gelmiş geçmiş en iyi beş belediye başkanından biriydi. Şevki Yılmaz hoca fena yanılmıştı.Bunun sebebi ise kendisini bir yerlerde görüp insanlara tepeden bakmasıydı.

Biz daha o zaman "Bu adam kalbinden konuşmuyor,karnından konuşuyor" dediğimizde arkadaşlarımız "hadi canım" diyerek komploculukla suçlamışlardı. Sağlık olsun.

GELELİM ESAS MEVZUYA

Başından beri AKP' ye sınırsız destek veriyor ve Tayyip Erdoğan ile Erbakan arasında gizli bir anlaşma olduğunu ve Erdoğan'ın Erbakan tarafından görevlendirildiğini söylüyor.O zamanın şartlarında Erbakan'ın Tayyip Erdoğan ile böyle bir yol tuttuklarını ifade ediyor. Ve bazı şeylerin de hala sır olduğunu iddia ediyor.

Biz de diyoruz ki "Şevki Hoca o zamanki gibi yine kalbinden değil karnından konuşuyor" "İnandığını değil inanmak istediğini söylüyor."

Bunu iki sebepten yapıyor olabilir:
Ya çıkar ilişkisi var ya da Erbakan'a karşı bir sorunu.

Çıkar ilişkisini bilemeyiz ama Erbakan'a karşı bir sorunu mu var dersek şunları söyleyebiliriz.

28 Şubat sürecinde Refah Partisi kapatılınca bazı siyasiler siyasetten men yasağı aldılar. Bunlardan biri de Şevki Yılmaz'dı. Bazı açıklamalarında bu siyasi yasaklardan Erbakan'ı sorumlu tuttuğu da oldu. Bu yasak nedeniyle Avrupa'ya gitti ve 2004 de döndü.

Aktif siyasi hayatında ise hep Rize'den ya milletvekili ya da belediye başkanı adayı oldu.

Şevki Yılmaz bunları söylediği için AKP Milli Görüşçülerin tamamının oylarını aldı, hala da almaya devam ediyor. Ve yine seçimler var ve yine Şevki Yılmaz konuştu.

Şevki Yılmaz bunları söylüyor ama 84 yaşında vefat eden Erbakan Hoca'nın son nefesinde söylediklerini, sondan bir önceki nefesinde, ondan bir öncekinde söylediklerini hep görmezden, duymazdan geliyor.



Ey Şevki Yılmaz Hoca Efendi! Erbakan Hocamız bu aziz Millete ne zaman yalan söyledi de son nefesinde de tekrar etsin?

Erbakan Hoca bu Millete hiç bir zaman yalan söylemedi ve bazen ciddiyetle bazen de latifeyle hep doğruları söyledi. 

Gerçekten samimi bir dava adamı isen Erbakan Hocanın AKP ile ilgili onlarca videosu geziyor sitelerde;ilk ağızdan kendi dilinden söylediklerini de bir açıklayıver.

Açıklamıyorsun çünkü Erbakan'ı yalanlarsan Erbakan düşmanı olmaktan ve Müslümanların gözünden düşmekten korkuyorsun. En iyisi Erbakan düşmanı olmadan ya da gizleyerek AKP'ye hizmet etmek.

Ama bilmediğin bir şey var: 
O yasa dışı konuşmaları sana Erbakan yaptırmadı, kendin gaza geldin ama cezasını tek başına çekmedin;seninle birlikte Erbakan da çekti.

Erbakan senin cezanı mı çekti, yoksa sen Erbakan'ın cezasını mı çektin? İNSAF...

NOT: Takipçilerimizden yapabilenler,Erbakan Hocamızın Şevki Yılmaz'ı yalanlayan videolarını yorumlar kısmına eklerlerse seviniriz. Biz yapamadık.


NİÇİN BOMBALADILAR BU EL NUSRA'YI?

EL NUSRA SURİYE'DE SAVAŞ UÇAKLARI TARAFINDAN BOMBALANDI



Resim Afganistan'dan gelen eski El Kaidecilerden Ebu Humam El Şami'ye ait.

El Nusra liderleri toplantı halindeyken bombalanıyor ve dört lider ölüyor. Olay Suriye'nin İdlib kentinde oluyor.Koalisyon "biz bombalamadık" diyor.

El Nusra Suriye'de iki cephede bulunuyordu. Birisi Türkiye tarafı Kuzey cephe diğeri Ürdün tarafı güney cephe.

Güney cephedekiler İsrail Suriye sınır bölgesinde bulunuyorlar ve Esad askerleri-Hizbullah ile savaşıyorlar. Yaralananlar Golan'da İsrail tarafından tedavi ediliyor. Bu teröristler Ürdün'deki koalisyon tarafından eğitildi ve o bölgeden Suriye'ye sokuldu.Tüm lojistik desteklerini de Ürdün'den (Yani Ürdün'deki ABD ordusundan)alıyorlar.

Bunları bombalayan yine koalisyon uçakları yani ABD'dir. "Biz yapmadık" diye yalan söylüyorlar. Bombalama nedeni ise şudur:

El Nusra son haftalarda El Kaide'den ayrılmayı düşünüyor ve IŞİD benzeri bir yapılanmaya dönmeye çalışıyordu.Bu şekilde güçleneceklerini hesaplıyorlardı.Çünkü körfezden (Katar vb) istihbaratçılarla görüşmüşler ve El Kaide'den ayrılma karşılığında destek sözü almışlardı.

Bu bombalama olayı AYRILMA ile ilgili.
Acaba bu bombalananlar ayrılmak isteyenler miydi yoksa ayrılmaya karşı olanlar mıydı?

Ayrılmak istemeyenler bunlarsa yarın El Nusra El Kaide'den ayrıldığını ve adını değiştirdiğini açıklar.

Yok bunlar ayrılmak isteyenler ise hala bunlardan ele başı El Nusracılar var. Onlar da topun ağzında demektir ve yarın bir kaç El Nusra lideri daha bombalanır. Ve ayrılmaları önlenir. O zaman da El Nusra adını değiştirmez ve El Kaide'de kalır.

Şunu da ekleyelim: IŞİD'i El Kaide'den ayıran MI6 ve Mossad'dır. El Kaide ise CIA'da kaldı.
Şimdi El Nusra'yı da MI6 ve Mossad yeni bir IŞİD yapmak için ayırmaya çalışıyor.

Gördüğünüz gibi CIA, MI6,Mossad tezgahında Müslüman öldüren Müslüman (!) örgütler bunlar. 

SERMAYE KAÇIŞI SAVAŞ İŞARETİ Mİ?

CITIBANK AKBANK HİSSELERİNİ SATTI




Cıtıbank'ın Türkiye'de Cıtıbank adıyla kendi şubeleri de var. Akbank'taki hisseleri yüzde yirmiydi ve 2006 yılında 3.100 Milyar Dolara satın almıştı. Şimdi 800 milyon dolar zararına sattı. Bu değerden temettü gelirleri hariç. Yani kar payı dağıtımından aldığı kazançları bunun dışında. 

Cıtıbank bir ABD Yahudi Bankasıdır. Dünyadaki gelişmeleri en iyi takip edenler de ABD'deki bu Yahudi bankacılardır. Çünkü hepsi Siyonisttir ve dünyadaki gelişmeleri de bizzat planlayanlardır.

Yani bu Yahudi bankacıların mali hareketlerinden siyasi sonuçlar çıkarmak her zaman mümkün olmuştur.

Rantiye sektörü dediğimiz bankacılık sistemine gelen yabancı sermayenin bu işten kar mı zarar mı ettiğini anlamak için Cıtıbank-Akbank ilişkisine bakmak yeterli değildir. 

Çünkü görünen tabloya göre Cıtıbank bu işten zarar etmiştir ama gerçek çok farklı da olabilir. Gerçeği görebilmek için şu açıdan bakmak lazımdır:

Rantiye sektörüne ne kadar dolar getirilmiştir, işin sonunda ne kadar dolar götürülmüştür? 

Yani Cıtıbank'ın kendi şubeleri dahil Türkiye'ye getirdiği doların miktarı nedir? Gideceği zaman ne kadar dolar götürecektir?

Örneğin Türkiye'ye on milyar dolar getirmişse ve Türk Parasına çevirip halka faiz karşılığı satmışsa, alacaklarını tahsil etmiş elindeki tüm parayı yeniden dolara çevirmiş ve on iki milyar doları varsa iki milyar dolar tokatlamış demektir.

Tabi konumuz bu değil. Konumuz Ahir zaman olayları ve bu açıdan yorumlayacağız.

Türkiye'den yabancı sermaye çıkışı özellikle de rantiye ekonomisindeki-Yahudi- sermayesi çıkışı Türkiye'de bir istikrarsızlık durumunun beklendiği anlamına gelir. Ya da Yahudi bunu planlamaktadır anlamı çıkar.

Şimdi şuna bakacağız: Yarın İngiliz İNGBANK, HSBC de neler olabilir? Çünkü bu İngilizler de Yahudilerin yaptığı planların hep içinde olmuştur. 

Finansbank'ı satın alan Rumlardan ise her hangi bir hareket beklenmemeli.Çünkü onlar da hep Yahudi oyunlarının dışında kaldılar. 

Akbank'daki hisse devri kamuoyu önünde ekonomistlerin yorumuna açık bir konu olduğu için ahirzaman olayları açısından çok da önem arzetmemektedir. 

Ancak esas sermaye hareketleri boğaz manzaralı villaların salonlarında yapılmaktadır. O da holding hisselerinin el değiştirmesidir ve Mart ayındaki yönetici değişikliklerinden anlaşılabilir. Yoksa anlaşılması mümkün değildir.

Bankacılık sektörü hakkında halkımıza önerimiz, ya uzak dursunlar ya da uzak durmak mümkün değilse Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Vakıfbank gibi devlet bankalarını tercih etsinler.

Yahudilerin Türkiye'den sıcak para çekmeleri Türkiye'de ya bir istikrarsızlık bekledikleri ya da bizzat bunu planladıkları anlamına gelir. 

Aslında bu konular bizim için hiç de önemli değil.Bin yıllardır kendi yağında kavrulan şerefli bir milletiz.Zenginlikte hiç gözümüz olmadı. Yüzlerce devlet kurduk hiç birisini para ile almadık, para için vermedik. Kanımızla kurduk kanımızla koruduk.

"Niçin hep fakir çocukları şehit oluyor da zengin çocukları hiç şehit olmuyor" sorusuna biz daima "Haram lokma yemediği içindir" diye cevap vermiş bir milletiz Elhamdülillah.    

1 Mart 2015 Pazar

CEMAATİN MOSSAD SAVUNMASI

SAMANYOLU HABERDE AŞAĞIDAKİ YAZI YAYINLANDI.
AKP'NİN CEMAATE YÖNELİK SUÇLAMA VE ELEŞTİRİLERİNE CEVAP VERİYOR
BİZİM YORUMUMUZ İSE EN ALTTA




Hizmet Hareketi'ne yönelik MOSSAD iftirasının gerçek yüzü 
Hükümet ve yandaş medyanın Hizmet Hareketi'ne yönelik iftiralarının arkasında yatan gerçek....

MOSSAD safsatası……

Erdoğan ve AKP’nin hizmet aleyhinde, uluslararası çevrelerle bağlantılı iftiraları kapsamında geliştirdikleri söylemler şunlardır:

-    Bu hareketi yöneten bir “Üst akıl” vardır. (Ancak bu üst aklın kim, hangi ülke vs olduğu konusunda somut bir ifade kullanmamaktadırlar)

-    ABD ve CIA adına hareket etmektedir.

-    MOSSAD’la işbirliği yapmaktadır.

-    Hizmetin Hükümet aleyhindeki faaliyetleri One Minute hadisesinden sonra başlamıştır.

Bu iddiaların tek nedeni vardır. Erdoğan ve AKP, kendilerini dindar bir kadro olarak nitelendirmekte ve bunun üzerinden kamuoyu nezdinde prim yapmaktadır. İslami bir kadroya karşı, İslami hassasiyetleri ve yaşantısı örnek bir hareket tarafından muhalefet edilmesini kimseye izah edemeyeceklerini bilmektedirler. Asıl maksatları ise, bir yandan kamuoyundaki anti-amerikanizm ve anti-semitizmi körüklerken, diğer yandan halkın bu konudaki hassasiyetlerini kullanarak, hizmet-ABD veya hizmet-İsrail ithamlarıyla hareketi şeytanlaştırmak operasyonu yürütmektir.
Bu iddiaların aslı astarı olmadığını kendileri de bilmektedir. Yine de bu iddialara somut cevaplar verilmesi gerekmektedir.

1.    One Minute’ten sonra başladı iftirası

One minute hadisesi, İsrail’in Gazze’ye kara harekatı gerçekleştirmesinin ardından, Ocak 2009’da yaşanmıştır. Erdoğan, Dünya Ekonomik Forumu Başkanı ve İsrail Cumhurbaşkanı Peres tarafından, o panelde bir tezgaha getirilmiştir. Kifayetsiz danışmanları, panelin formatı konusunda önceden gerekli tedbirleri alamadığı için, önce Erdoğan konuşmuş, Peres Erdoğan’a karşı ağır bir konuşma yapmış, ancak moderatör Erdoğan’a sudan bir gerekçeyle yanıt hakkı vermek istememiştir. Maksat, Erdoğan’ın karizmasını çizmektir.

Erdoğan, yaptığı çıkışla bu oyunu bozmuştur.

Salonu terketmiş, bir-iki saat sonra yaptığı açıklamada ise, tepkisinin Peres’e değil, moderatöre olduğu açıklamasını yapmıştır. Ardından, Peres’den gelen talep üzerinde Peres’le konuşmuş, Peres söz konusu hadiseden dolayı derin üzüntü duyduğunu söylemiştir. (Türk kamuoyuna ise bu durum özür diledi şeklinde yansıtılmıştır).

Özetle, a) Tepki moderatöre karşı olduğuna, b) Peres’in aynı gece Erdoğan’a telefonda üzüntüsünü bildirdiğine göre, devletler arası ilişkiler boyutu itibariyle ortada bir mesele de kalmamıştır. İkili ilişkiler kesilmemiştir, Büyükelçiler çekilmemiştir, protesto notaları verilmemiştir. Ancak, Erdoğan’ın ekibi, İsrail’e kafa tutan kahraman Erdoğan imajının parlatılması için one minute olayını alabildiğine kullanmış ve bunda da başarılı olmuştur.

Kaldı ki, bu hadiseden sonra da, İsrail’le ilişkilerde bir gerileme sözkonusu olmadığı gibi, resmi temaslar hiçbir şey olmamışçasına devam etmiş, örneğin İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, Ocak 2010’da Türkiye’ye gelmiş, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’yla oldukça sıcak görüşmeler yapmıştır.  Bu durumda, AKP’nin bile İsrail’le ilişkileri kesmek için gerekli görmediği, İsrail’in de sorun etmediği  one minute hadisesinden dolayı, Hizmet hareketinin neden rahatsız olduğu ispata muhtaç bir iftiradır. (Hizmet medyasında Erdoğan’ı destekleyen haber ve yayınlar yapıldığını da ayrıca belirtmek gerekmektedir)

Daha da önemlisi, Ocak 2009’dan sonra Hizmet, 2010 referandumunda ve 2011 seçimlerinde Hükümete açıktan destek vermiştir. Dahası, Ocak 2009’dan itibaren hizmet AKP aleyhinde faaliyete başlamış ve bu konuda yabancı örgütlerle de işbirliği yapmış ise, bunu farkedemeyen bir iktidar, Başbakanlık müsteşarlığı koltuğunda yıllarca oturan Ala ve Mayıs 2010’da MİT Müsteşarı olan Fidan’ın, ülkeyi yönetmekteki zaafları, görevlerini ihmal ettikleri de açıktır. Yolsuzlukları ortaya çıkınca “bir sabah uyandık ki bunlar hainmiş” deme noktasına gelmeleri ironik ve inandırıcı olmaktan uzaktır.

Gerçeği kendileri de bilmektedir. Mükemmel Türkçesiyle(!) Efkan Ala’nın, uluslararası ilişkilerden ne kadar anladığı da bu iddiasında görülmektedir. Aslında mesele, Ala’nın uluslararası ilişkiler literatürünü bilip bilmemesinden öte, “dolar aldılar, elimde belgeleri var” iddiasındaki gibi, kendi çıkarları için mesnetsiz iddialar sıralamaktan çekinmeyen, “amaca giden her yol mubahtır” zihniyetinin mücessem haline gelmiş bir Makyavelist olmasıdır.

2.    Üst akıl konusu- ABD-CIA ilişkisi iddiası
Erdoğan ve AKP, oynak ve her tarafa çekilmeye müsait olan “Üst akıl” kavramının arkasına sığınmaktadır. Ancak nedense bugüne kadar üst aklın, kim, hangi örgüt veya hangi devlet olduğu konusunda hiçbir somut açıklama yapmamışlardır. Böyle bir üst aklın olduğu iddiasını destekleyecek hiçbir belge veya bilgi ortaya koyamamışlardır. Zira, olmayan bir şeyi ispatlamalarının mümkün olmadığını kendileri de bilmektedir. Kaldı ki, hizmeti kamuoyu nezdinde şeytanlaştırmak için, bırakın hareketten ayrılmış bazı isimleri, katil, tefeci vs gibi her türlü pisliğe bulaşmış insanları dahi kullanan bir zihniyetin,  bir üst akıl varsa ve buna ait en ufak delil veya bilgi olsa, bugüne kadar yüzlerce kere ortalığı yıkması gerekirdi.

Hizmetin en önemli özelliği bağımsızlığıdır. Kimseye tabi olmaz, teba yapılamaz. Aksi bir durumu, icra ettiği fonksiyona ve misyonuna ihanet görür. Hocaefendi, ABD’de yaşıyor diye bu ülkenin adamı haline gelmez, Hizmeti de kimsenin kölesi yapmaz. Türkiye’de en şiddetli takip ve tarassuta maruz kaldığı dönemlerde dahi, üzerine giydiği hizmet gömleğini, şu veya bu makam için üzerinden çıkarıp atmayan Hocaefendi’nin, davasını kimseye köle yapmayacağını da herkes bilir.

Hocaefendi, büyük bir stratejisttir. Bu sayededir ki, ABD’de yüzlerce okul ve müessese açılmış, Hizmet ABD Yönetimi ve Kongresi nezdinde en etkin lobi gücüne sahip hareketlerden biri haline gelmiştir. Uluslararası sistemde ABD’nin tartışmasız ağırlığını ve ABD gerçeğini dikkate alıyor olması, kimseyi ABD’nin adamı yapmaz.  Hocaefendi’nin tek ülkesi Türkiye’dir, ikinci vatanı yoktur. Ayrıca, ABD’deki neo-conların Hizmet aleyhindeki görüşlerini bilmeyen yoktur. Örneğin Michael Rubin, Hocaefendi’nin Türkiye’ye Humeyni gibi döneceği iddiasını ilk seslendiren kişilerden birisidir. Adalet Bakanı Bozdağ’ın, bu iddiayı tekrarlayarak, sözde nefret ettikleri neoconlarla hizmet ve Hocaefendi aleyhinde aynı çizgide buluşmuş olması esas sorgulanması gereken husustur. AKP mantığından hareket edilirse, o zaman, AKP neo-con üst akıl adına hareket etmektedir.

Mantık hataları da açıktır. Önermeleri şudur: “MOSSAD Erdoğan ve Hakan Fidan’dan rahatsız, Hocaefendi ve Hizmet de rahatsız, dolayısıyla Hizmetin bu rahatsızlığı MOSSAD adınadır”.

-    İsrail’in Erdoğan’dan rahatsızlık duyduğu doğrudur. Ancak Erdoğan’dan rahatsızlık duyan tek ülke İsrail değildir. Suudi Arabistan da dahil olmak üzere, Katar istisna tutulursa, Erdoğan’dan rahatsızlık duymayan bir Ortadoğu ülkesi yok gibidir.

-    Erdoğan, Müslümanların birinci sınıf bir demokrasi kurabileceği ve bütün bölgeye ilham olabilecek bir Türkiye modelinin kurulabileceği iddiasının ve umutlarının çökmesine neden olan kişidir. İslam dünyasının makus talihinin değiştirebilecek bir sürecin akim kalmasının ise en önemli müsebbiplerinden birisidir. Müslümanları ikinci sınıf gören islamafobik Batı ve Yahudi zihniyeti açısından bulunmaz bir hint kumaşıdır.

-    Mavi Marmara’dan sonra, İsrail’le ilişkileri normalleştirmek için Erdoğan’ın talimatıyla, Davutoğlu’nun da dahil olduğu, müzakereler yürütüldüğünü, defalarca görüşmeler yapıldığını, anlaşma taslaklarının teati edildiğini herkes bilmektedir. Türk HERON’ları İsrailli yetkililer uçurmaya devam etmiştir.

-    MOSSAD Başkanı, one minute ve Mavi Marmara hadisesinden sonra da, Ankara’ya gelerek MİT Müsteşarı Fidan’la uzun görüşmeler yapmıştır.

-    İsrail’le ticaretin katlanması, Mavi Marmara’dan sonra İsrail’in OECD’ye üyelik vetosunun kaldırılması, Kürt petrolünün Türkiye üzerinden İsrail’e satılmasına izin verilmesi (K. Irak petrollerinin Erdoğan yönetiminin maddi çıkarları için havuz değil, adeta okyanus niteliğindeki potansiyeli) gibi örnekler ise tamamen ayrı bir inceleme konusudur.

Hizmetin, Erdoğan’dan rahatsızlık duymasının nedenleri ile AKP’nin arasını düzeltmeye çalıştığı İsrail’in nedenleri arasında hiçbir ilişki yoktur.  Erdoğan, belli bir kadronun marifeti ve telkinleriyle, aslında hiçbir zaman sevmediği Hizmet hareketinin kökünü kazımaya uzun zaman önce karar vermiş ve bu stratejiyi uygulamaya koymuş, bunun için belli çevrelerle ittifak yapma kararı almıştır. Hocaefendi ve Hizmet, bunun zamanında farkına varmıştır. Dolayısıyla, Erdoğan ve çevresinin asıl rahatsızlıkları, “etrafa gülücükler savurup, hizmeti bitirme stratejisini uygularken, hizmet aleyhindeki faaliyetlerinin, hizmet tarafından bilindiğini belli bir aşamadan sonra bilmekten” kaynaklandığı net bir şekilde görülmektedir.  Diğer bir tabirle, bir oyun ve kumpas kurmuş, ancak muhataplarının bu kumpas ve oyunun farkına vardığını, kumpası uygulamaya koyamamaları üzerine fark etmişlerdir. Birilerinin kumpasa endeksli stratejik derinlikli zekalarının kifayetsiz kaldığını zamanında farketmemiş olmalarından kaynaklanan ruh haliyle iftiralara sarıldıkları açıktır.

Oslo’da verilen tavizlerden, MİT elemanlarının, PKK kuryeliği yapmasından ve halka, askere ve polise yönelik terör saldırılarında görev almalarından rahatsızlık duymayacak tek bir vatan evladı ise yoktur. Paris cinayetlerinde olduğu gibi, MİT’in yurtdışında hangi amaca hizmet ettiği belli olmayan cinayetler işleyip bunu eline yüzüne bulaştırmasından, Suriye’de gerçekleştirdiği, başarısız ve Türkiye’yi neredeyse terörü destekleyen ülke konumuna sokan maceraperest örtülü ancak herkesin dilindeki faaliyetlerden, Türkiye’nin Ortadoğu sınırlarının İŞİD gibi vahşi terör örgütlerinin yatağı haline gelmesinden rahatsızlık duymak, vatanperverliğin bir gereğidir. Bu durum, kimseyi MİT düşmanı, vatan haini, MOSSAD işbirlikçisi yapmaz. Zira, Erdoğan ve kliğinin bugün yaptığı hataların ve giriştikleri maceraların faturasını, bu millet yıllarca ödemek zorunda kalacaktır.

Psikolojik harekat mantığı şöyle işlemektedir: “İftirayı at, ancak iddianı destekleyecek delil ortaya koyman ve ispatlaman mümkün değil, zaten olmayan bir şey ispatlanamayacağına göre,  bırak karşı taraf olmadığını ispatlamak zorunda kalsın, zaten ben devletim, hükümetim, seçilmiş iradeyim, halka en doğrusunu ben söylerim, ne söyledimse doğrudur, doğrunun tekeli de yalnız bana aittir”.

01 Mar 2015 08:43 Samanyolu Haber


İŞTE YORUM

Cemaatin AKP'ye yönelik eleştirileri doğru ancak kendi savunmalarında yanlışlıklar bulunmaktadır. Şöyle ki:
ABD'nin gücüne inanmak yanlıştır.Müslüman sadece ALLAH'ın CC gücüne inanır.

Cemaat gerçekte kendileriyle kimin uğraştığının farkında değildir. Satır aralarında 'kondurmadan' bahsettikleri Neoconlar gerçek düşmanlarıdır.Cemaatle mücadeleyi de Türkiye'den çok önce ABD'de yapmışlardır zaten. 

Bu manada Cemaatin içinde bulunduğu durum; Babasının emrini yerine getiren büyük kardeşten dayak yiyen küçük kardeşin ağabeyini Babasına şikayet etmesi gibidir.

Ya bu Neoconlar "Önce Milli Görüş bitirilecek sonra Cemaat, ondan sonra da Türkiye bölünüp İsrail'e katılacak" dedilerse? Ya 28 Şubat hiç bitmediyse? Zaman gazetesi bunu farklı bir açıdan iddia etti ve "28 Şubat devam ediyor" dedi.Ama bu açıdan söylemedi."O zaman şunlar yapılıyordu yine yapılıyor" manasında yazdı.  

Ya 28 Şubatçıların birinci görevi Milli Görüşü, ikinci görevi Cemaati bitirmek idiyse? Üçüncü görevleri de Türkiye'yi bölüp İsrail'e katmak ise?

Ya 28 Şubat mağdurlarının gözyaşları timsah gözyaşı ise?

Bakınız Şevket Kazan bunlardan biri. Önce bir avukata vekalet veriyor, 28 Şubatçıları dava etmesi için. Kendisi de iyi bir Avukat ama işin içinde oyun var. Vekili olan Avukat İsmail Aydos 28 Şubattan davacı oluyor. Fakat sonra Şevket Kazan Avukatına davacı olmayacağını beyan ediyor. Ve dava da düşmüş oluyor. Bu kez kendisi bizzat davacı olmak için mahkemeye müraacat ediyor ancak mahkeme şikayetçi olmaktan vazgeçtiği için tekrar şikayetçi olamayacağını söylüyor ve dava kapanıyor. Nasıl ama?

Şevket Kazan'ın bu süreçleri bilmemesi mümkün değil. O halde bu oyunu niçin oynuyor? Mahkemeye davacı değilim derken Millete "davacı oldum" diyebilmek için.

AKP'nin Cemaate yaptığı operasyonlara Perinçek grubu da destek veriyor. Namı İşçi Partisi yeni adı Vatan Partisi, namı diğer 28 Şubatçılar.

Demedi demeyin. Bu işin sonunda AKP de 28 Şubatçılardan bir darbe yiyecek. Alimlerin ahir zaman yorumlarına göre 28 Şubatçılar üç ay iktidar olacaklar. Sonra onlar da yerlerini Cemaate bırakacaklar. Allahu Alem.

Bunu destekleyen başka bir gelişme de şudur:

Fuat Avni AKP'nin bir banka nedeniyle CHP'yi kapattıracağını yazmış. Peki böyle bir şey olursa bu işten kim karlı çıkar? Tabi ki Vatan Partisi.

Ulusalcılar ABD'den bağımsız politikalar üretiyorlar ve iktidara gelmeye çalışıyorlar. Yapabilirler mi?

Bekleyip görelim. Ama AKP ile birlikte Cemaati bitirmeye çalışan Ulusalcılar bunu başarırlarsa AKP'ye karşı da neler yapmazlar? Onu da dikkate alması gerekenler olmalı.

Serkan Yönder kardeş unuttuğumuz kısımları ekliyor.Biz de buraya almazsak olmazdı.Allah razı olsun.


SERKAN YÖNDER'İN İLAVESİ (TAMAMEN KATILIYORUZ)


Burada benim anlamadığım konu, AKP'nin kötü olduğu, AKP dershaneleri kapatacağız deyince mi Cemaatin kafasına dank etmiş? Keşke bu soruyu da cevaplayabilselerdi. Daha önce araları bozulsaydı, eyvallah derdim, bu cemaat sütten çıkmış ak kaşık derdim.


Yazıda kritik bir cümle var: "Hocaefendi, büyük bir stratejisttir. Bu sayededir ki, ABD’de yüzlerce okul ve müessese açılmış, Hizmet ABD Yönetimi ve Kongresi nezdinde en etkin lobi gücüne sahip hareketlerden biri haline gelmiştir." cümlesi. Amerika'daki en güçlü lobiler Yahudi ve Ermeni lobileridir. Bu lobiler Amerikan yönetiminde çok büyük etkinliğe sahiptir. Amerikanın siyasetini yönledirebilecek düzeyde etkindirler. Eğer Hoca Efendi bunlara bir Türk lobisi ekleyebildiyse bu çok fevkalede bir başarıdır. Çünkü Amerika dünya siyasetini belirleyen en büyük güçtür. Hiç kimse bu stratejinin yanlış olduğunu iddia edemez. Aklıma ahir zamanda Beyaz Evin bir grup müslüman tarafından ele geçireleceği Hadis-i Şerifi geldi. Acaba bu müslüman cemaat Hoca Efendi'nin cemaati mi? Mümkündür, çünkü benim bildiğim kadarıyla Amerikada ciddi kurumsal faaliyetleri olan başka bir müslüman cemaati yok. Kale içten mi feth edilecek? Bekleyip göreceğiz inşaallah.