30 Ocak 2015 Cuma

ARTIK YAZMAYA BAŞLAYALIM İNŞAALLAH

ZATEN YAZMIYOR MUYDUK?

BUNLARI YAZMIYORDUK VE İLK DEFA YAZACAĞIZ İNŞAALLAH.

HERHALDE ZAMANI DA GELMİŞTİR ALLAHU ALEM.

ATATÜRK'ÜN GİZLİ VASİYETİ İLE İLGİLİ HAKAN YILMAZ ÇEBİ'NİN ŞU YAZISIYLA BAŞLAYALIM.



ATATÜRK VE ŞEYH ŞERAFETTİN DAĞISTANİ HAZRETLERİ


ATATÜRK'E ATFEDİLEN 'GİZLİ VASİYETİN' SIRRI NE?..


Halk Bilimci-Yazar Hakan Yılmaz ÇEBİ, yıllarca dillendirilen, ancak bir türlü kamuoyuna açıklanmayan, sır olarak saklanan bu ilgi çekici konuyu değerlendirdi…

Halk Bilimci-Yazar ÇEBİ: "Atatürk'e atfedilen gizli vasiyetin asıl sırrı; Nakş-ı Bendi tarikatından Dağıstanlı Şeyh Şerafeddin hazretlerinin Allah'ın izniyle Atatürk'le istişare ettiği ahir zaman sırlarına ait bilgilerin, bizzat Atatürk tarafından not edilme hadisesidir..."

ATATÜRK'ÜN ÖLDÜRÜLMEDEN EVVEL SON İKİ YILININ İYİ ARAŞTIRILMASI GEREKİR

İşte korkanlar bu sırdan korkuyor; Türkiye'nin öğrenmesi gereken o sırlar ve bilgiler ve müjdeler var. Bu sırlardan bazılarına Trabzon’daki velilerin de katkısı olmuştur.

Atatürk'ün öldürülmeden evvel son iki yılının iyi araştırılması gerekir!

Meseleyi Atatürk üzerinden değil; Atatürk'ün de vakıf olduğu sırlar üzerinden takip ederek stratejik bir akılla işin özüne vakıf olmaya çalışınız...

Sevin, sevmeyin Atatürk iyi bir istihbarat subayıdır; fizik ve metafizik cümle sırları araştıran inceleyen bir liderdir.

Şahsı ve kişiliği, dindarlığı üzerinde haklı haksız ithamlarla değil de, bu sırların ne olduğu hususunda araştırma yapılması gerekir.

Atatürk tarafından derlenen bu sırları kimler ne kadar biliyor?

Kamuoyuyla niye paylaşmıyor?..

Paylaşacak olanlar ne zaman paylaşacaklar?..
Bu sırları sadece Atatürk derlemedi, Atatürk gibi bir lider ve resmi bir devlet erkânı tarafından yapılması daha bir dikkat çekici ve gizemli olmuştur elbet!..

Atatürk'ün öngörülerinin pek çoğu (bu maneviyatı yaşamıştır yaşamamıştır tartışmalarına girmeden) maneviyat büyüklerinden elde ettiği sırlara aittir. O, bu bağlantıları "Bana meczup derler, önümü keserler" diyerek saklamıştır. Daha çok öngörü olarak paylaşmıştır...

Diğer taraftan bu sırları bilen niceleri sahadalar inşa'Allah...
Ayinesi iştir kişinin; "saza, söze" bakılmaz;
Cenab-ı Allah doğruların ve doğrulukta kalanların vekilidir elbet...


ŞEYH ŞERÂFEDDİN İLE GAZİ MUSTAFA KEMAL ARASINDAKİ İLİŞKİ

"Kurtuluş Savaşı yıllarında gösterdiği üstün hizmetleri ile Ankara'nın dikkatini çeken Şeyh Şerâfeddin ile Gazi Mustafa Kemal arasındaki ilişki, Atatürk'ün Yalova'daki yaz çalışmaları döneminde yaptığı davet ve istişarelerle karşılıklı saygı ve seviyeli sohbetler çerçevesinde Şeyh Şerâfeddin'in vefatına kadar devam etmiştir.

Bu ilişkinin ilk belgeli verileri, yine Ali Usta'nın tanıklığı ile tarihe geçmiştir. O günlerde sürekli Şeyh Şerâfeddin’in yanında olan Ali Usta, mürşidi ile Kuvvay-i Milliye'nin ‘Gazi Paşa’sının istişareleri hakkında çok önemli bilgiler vermektedir:

“-Yunan işgalcilerin, Bursa'yı zaptettiği günlerde Mustafa Kemal Paşa tarafından Hasan Bey isminde kalpaklı bir adam geldi ve bana: “-Beni Mustafa Kemal gönderdi; Şeyh Efendi'ye ilet…” dedi.

Ben bu arzuyu Şeyh Şerâfeddin'e naklettim. Şeyh Efendi bana:

“-Ali Usta! Sen de ona söyle. İstanbul'dan düşmanı def'edinceye kadar elimizden gelen gayreti göstereceğiz ve düşmanı temizleyeceğiz. Biz de O’na yardım edeceğiz…” buyurdular.

Ben de Şeyh Şerâfeddin'in bu sözlerini Hasan Bey'e naklettim. “Mustafa Kemal’in kuryesi Hasan Bey’in bu müjdeyi Ankara’daki Mustafa Kemal'e iletmiş olmalı ki Şeyh Şerâfeddin Dağıstanî, istişare için Ankara'ya davet edilir. Ali Usta o günleri şöyle dile getirmektedir:

“Büyük Taarruz daha başlamamıştı. O vakit Şeyh Efendi'yi Ankara'dan çağırdılar. Şeyh Efendi iki-üç gün sonra Ankara'dan döndüğünde O'na:

“- Hazret ne için çağırdılar, haberler nasıl?” diye sordum. Şeyh Efendi bana:

“- Ali Usta, Mustafa Kemal bana "Nasıl muvaffak olacak mıyız?" diye sordu. Ben de, "Evet, muvaffak olunacaktır. Az bir kan dökülüp İstanbul'u da alacağız" dedim.” diye cevap verdi.

Yalova'daki Atatürk köşkünde ve Termal'deki özel mekânında özellikle yaz döneminde çalışmalarını sürdüren Mustafa Kemal'in zaman zaman Şeyh Şerâfeddin’i davet ederek görüşlerini ve tesbitlerini dinlediği bilinmektedir.

Güneyköy'de Atatürk'ün özel makam aracı ile özel kalem görevlilerini göndererek Şeyh Şerâfeddin’i aldırdığını ve sohbetten sonra yine makam aracı ile tekrar köye bıraktırdığını anlatan yaşlı insanlar hâlâ yaşamaktadır. (Bunlardan birisi olan Güneyköylü Sıbgatullah Gayret Efendi ile 90 yaşlarında iken bizzat görüşüldü.)

Atatürk ile Şeyh Şerâfeddin ilişkisine ve sohbetlerine ilişkin anlatılan rivayetlerden birisine göre 1936 yılındaki bir görüşmelerinde Şeyh Şerâfeddin Dağıstanî, kendisinin o yıl içinde vefat edeceğini, Atatürk'ün ise kendisinden 2 yıl sonra vefat edeceğini bildirmiş ve ömrünün son iki yılında nelere dikkat etmesi gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunmuştur.


Bu konunun açıklığa kavuşturulması için gerek Atatürk'ün Yalova'daki resmi-hususi görüşmelerinin kaydedildiği evrakın, gerekse Atatürk'ün ömrünün son iki yılındaki icraatının ayrıntılı olarak araştırılmasına ihtiyaç vardır."

(YUKARIDAKİ İFADELER HAKAN YILMAZ ÇEBİ'YE AİTTİR.)


YAZACAKLARIMIZ İÇİN SADECE BİR BAŞLANGIÇTIR.



Şeyh Şerafettin Dağıstani Hazretleri o dönemin en büyük Nakşibendi tarikatı evliyasıydı.Dikkat ediniz Nakşibendi diyoruz.

Ve dahi Onun halifesi ve damadı Şeyh Abdullah Dağıstani Hazretleri de kendi döneminin en büyük Nakşibendi Tarikatı evliyasıydı.

Ahir zaman olayları ile ilgili pek çok ifşaatları vardı ve bu zamandan öncekiler de hep gerçekleşti.

Atatürk, Osmanlı'nın yetiştirdiği en önemli istihbarat subayı idi. En iyi İstihbarat subayı en iyi komutandır aynı zamanda.





Şeyh Şerafettin Dağıstani Hazretleri 1936 yılında Atatürk'e Türkiye'nin geleceği ile ilgili sırlar veriyor. Aynı zamanda halifesi ve damadı Şeyh Abdullah Dağıstani Hazretlerine de bazı sırlar veriyor.

DEVAM EDECEK

29 Ocak 2015 Perşembe

DİRİLİŞ ERTUĞRUL DİZİSİNİN SON SAHNESİ

DİRİLİŞ ERTUĞRUL DİZİSİNİN SON BÖLÜMÜNÜN SON SAHNESİNDE EBU MÜSLİM'İN ZUHURU CANLANDIRILMIŞ



Artık bilerek mi yaptılar yoksa bilmeden mi oldu bilemeyiz ama son sahne Ebu Müslim'in zuhurunu anlatıyor.

Sahne şuydu:

Tapınakçıların fitneleri ile kendi amcasını idama mahkum eden Halep Emiri meydanda idam sehpası kurduruyor.

Halk amcası Atabey'i sevdiği için (Yani halk mazlum ve adaletli olduğu için) idama çok üzülüyor ve homurdanmalar oluyor. Yani halk razı değil ve bir kıvılcım olsa isyan çıkacak.

İşte bu kıvılcımı da Ertuğrul çıkaracak.

Ertuğrul infazın yapılacağı meydana yüzünü gizleyen siyah renkli büyük bir aba ile geliyor.Altında kılıcı var. Cellatları öldürecek, emire karşı gelecek, idam mahkumunu kurtaracak ve isyancı olacak.

Kimi İslam alimlerine göre Ahir Zamanda Süfyan da üçtür, Mehdi de üçtür, Deccal de üçtür.

İşte bu fikri savunan alimlere göre:

Birinci Süfyan Mervanı Hımar (Son Emevi Halifesi), Birinci Mehdi ise Ebu Müslim'dir. Birinci Deccal tanımlanmamış.

İkinci Süfyan tanımlanmamış. İkinci Mehdi Fatih Sultan Mehmet ve ikinci Deccal Bizans İmparatoru.

Üçüncü Süfyan, Beklenen Mehdi ve Üçüncü Deccal ise henüz çıkmadı.

Yani Ebu Müslim hala bir çok alime göre çok büyük bir kumandan ve Birinci Mehdi.

Tabi Fatih Sultan Mehmet de öyle ve İkinci Mehdi.

Bir parantez: 

(Dikkat ikisi de Türk'tür ve hadislerde ikisinin de orduları övülmüştür.)

PEKİ EBU MÜSLİM NASIL ZUHUR ETTİ?

Merv meydanında idam sehpası kurulmuş ve yaşlı bir adam idam edilecek. Ebu Müslim çocukluğunun geçtiği Merv kentine Horasan'dan gezmek için gelmiş ve meraklı kalabalığın içinde meydana geliyor. Üzerinde yüzünü gizleyen siyah renkli büyük bir aba ve altında da meşhur kılıcı var. 

İdam edilecek yaşlı adam çok acıklı bir konuşma yapıyor. Suçsuz olduğunu ve sadece Hz.ALİ RA Efendimizi sevdiği için idam edileceğini söylüyor.

Halk da bu idamdan son derece rahatsız ama Merv Valisi Nasrı Sayyad'dan korkularından dolayı seyretmekle yetiniyorlar. Üstelik bu ilk idam da değil ve alışmışlar.

Ebu Müslim yaşlı adamın suçsuz yere idam edilmesine dayanamıyor ve kılıcını çekerek Cellatları öldürüyor. Yaşlı adamı kurtarıp kaçırıyor.

Ve halkın sevgilisi haline geliyor. Halk onu Valinin ordusundan gizliyor ve her yerde bu şekilde destek veriyorlar.

Ebu Müslim ile Merv Valisi Nasrı Sayyad arasındaki savaş bu şekilde başlamış oluyor.

Bu savaşın sonunda Ebu Müslim Merv valisinin ordularını yenip Nasrı Sayyad'ı öldürüyor.

Bundan sonra da Ebu Müslim ile Emevi Halifesi Mervan arasında çok büyük savaşlar başlıyor.

Tabi Ebu Müslim bu savaşları da kazanıyor ve Mervan'ı da öldürüp Emevi İmparatorluğuna son veriyor.

Yeni bir devlet kuruyor fakat "hilafet" dini bir makam olduğu için Hz.Peygamber SAS Efendimizin amcası Hz.Abbas'ın torunlarını halife yapıyor.

Abbasoğulları da Ebu Müslim'in kahramanlığını ve halkın ona olan sevgisini çekemeyip Genel Kurmay Başkanı iken zehirleyip öldürüyorlar.

Allahu Alem Yavuz Sultan Selim  ordusuyla Sina çölünü geçerken de Hz.Peygamber SAS Efendimiz önünden giderek belki de bu yüzden ona yardım ediyor.

Tabi ki Allahu Alem. Her şeyin en doğrusunu Allah CC bilir.

Ertuğrul dizisindeki sahne de farkında olmadan Hz.Mehdi AS'ın zuhurunun çok yakın olduğunu müjdeliyor.

Zira Hz.Mehdi AS da işte böyle zuhur edecek.

İki milyar mazlum Müslüman kurtarıcı bekliyor. Düşman pek çok ve pek zalim.Mazluma merhamet eden yok.

"O" gelecek ve ilk darbeyi vurduğunda iki milyar askeri olan bir ordusu oluverecek.

İnşaallahu Allahu Ekber.

28 Ocak 2015 Çarşamba

SÜNNETLERİN HEPSİNE DE UYABİLMEK MÜMKÜN MÜ?

BİR MÜSLÜMANIN HZ.PEYGAMBER SAS EFENDİMİZİN BÜTÜN SÜNNETLERİNE UYMASI MÜMKÜN OLABİLİR Mİ?


Böyle bir şey asla mümkün değildir.
En son söyleyeceğimizi en baştan söyleyelim: İŞİN SÖZÜ RESİMDEKİ MESAJDIR.

BÜTÜN SÜNNETLERE UYABİLMEK NİÇİN MÜMKÜN DEĞİLDİR?

ÇÜNKÜ:

O'nun (SAS) bildiklerini bilebilmek,
O'nun (SAS) yaşadıklarını yaşayabilmek,
Allah'a karşı, yarattıklarına karşı ve Kendisine (SAS) karşı O'nun (SAS) kadar dürüst olabilmek,
O'nun (SAS) gibi iman edebilmek,
O'nun (SAS) gibi ibadet edebilmek, namaz kılabilmek,oruç tutabilmek,dua edebilmek,
O'nun (SAS) gibi düşünebilmek,konuşabilmek,
O'nun gibi üzülebilmek, sevinebilmek,
O'nun (SAS)gibi ağlayıp, O'nun (SAS)gibi gülebilmek,
O'nun gibi oturup,kalkıp, O'nun (SAS) gibi yürüyebilmek,
O'nun gibi yiyip, içip,O'nun (SAS) gibi giyinebilmek,
İnsanlarla O'nun (SAS) gibi ilişkiler kurabilmek  İMKANSIZDIR.

ZİRA bu yazdıklarımızın çoğu kulun yaratılışı yani fıtratı ile ilgili hususlardır. 

Sadece dış görünüşün o da sadece giyim kuşam ve saç, sakal gibi insanın kendi iradesi ile kolayca şekillendirebileceği özellikler farklıdır.

İnsanlar da maalesef kolay olanı seçiyorlar.Hatta bunu kötüye de kullanabiliyorlar.


O NEDENLE:

Sünnetlere riayet ederken hepsine uyabilmek imkansız olsa da kolay olanı değil zor olanı seçmeli ve Kuran'daki emir ve yasakları Hz.Peygamber SAS Efendimizi örnek alarak tatbik etmeliyiz.

Hz.Peygamber SAS Efendimiz gibi dürüst olmaya,O'nun (SAS) gibi ibadet etmeye,insanlarla O'nun gibi ilişkiler kurabilmeye çalışmak, O'nun gibi giyinip,kuşanmaktan çok daha zordur. Ve bizler bu zor olanı seçmeliyiz.

Şimdi sokağın karşı tarafından iki kişi gelse, bunlardan biri dış görünüşü olarak değil ama iç dünyasında Hz.Peygamber SAS Efendimizin sünnetlerine daha uygun biri olsa, diğeri de iç dünyasında değil ama dış görünüm itibarıyla sünnete daha uygun görünse belki bizler dış görünümü görebildiğimiz için dış görüntüsü sünnete uygun olanı evla görürüz ama gerçekte ihlaslı olan iç dünyası sünnete uygun olandır. Allah CC kulunun dışını da içini de en iyi bilendir.

Bir başka ifade ile Hz.Peygamber SAS Efendimizin dürüstlüğünü örnek alan bir kul mu evladır, yoksa O'nun gibi giyinen biri mi?

Ya da O'nun gibi namaz kılmaya çalışan birimi yoksa O'nun gibi traş olan biri mi daha evladır?

Yanlış anlaşılmasın biz sünnetlerin yüzde birine bile uyamıyoruz. Sadece Hz.Peygamber SAS Efendimizin bir sünnetini hakkı ile yerine getirebilsek iç dünyamızda bize o bile yeterdi.   


Cenabı Mevla affetsin.

"MERG" ADINDA YENİ ÖRGÜT KURULMUŞ

AFGANİSTAN'IN MEZARI ŞERİF KENTİNDE "MERG" ADINDA YENİ BİR SİLAHLI ÖRGÜT KURULMUŞ.




Taliban'dan ayrılan bir grup ile Afganistan'da bulunan bazı El Kaideciler bilindiği üzere IŞİD'e biat etmişlerdi.

IŞİD bu grupları bir komuta altında topladı ve başlarına eski Talibancı Hafız Said Han'ı Emir olarak getirdi.

Şimdi de Afganistan'ın kuzeyinde bulunan Mezarı Şerif Kentinde MERG (ÖLÜM) adında yeni bir silahlı grup kuruldu.

Bu grup IŞİD ile savaşmak için kuruldu.


Siyah Sancaklıların zuhur edeceği yer ile uyumlu bir yer Mezarı Şerif.

Fakat kimlerden oluşuyor, güçleri nedir, henüz kimse bilmiyor. Benzer bir örgüt Ferah Kentinde kurulmuştu ama onların da o bölgede güçlendiklerini gösteren bir gelişme olmadı.

Eğer bu MERG hızla güçlenirse ve Afganistan'a hakim olursa Horasan'dan çıkacak Siyah Sancaklılar olma ihtimali olur.

Takipçilerimiz şimdi şöyle diyebilirler.

"Bu önceden yazmış olduğunuz Siyah Sancaklılar yazı dizisine uymuyor"

Hayır kesinlikle uyuyor ama bağlantıları yazmak için henüz erken. Sadece şunu söyleyebiliriz. Afganistan'daki Kuzey İttifakı'nı acaba kim destekleyip büyütmüştü?

DUYURU




Değerli takipçilerimiz.

Sitemiz yeni bir site olup yayına başladığımızda, ilk yazılarımız bu kadar çok okunmuyordu.

Zamanla takipçi sayısı arttı ve sonradan yazdıklarımız öncekilere fark attı.

Oysa ki sitemizdeki tüm yazılar günceldir. Takipçilerimizden eski yazılara da bakmalarını rica ederiz.

Çünkü bazı maillere cevap verirken zaten sitede cevabı olduğundan zorlanıyoruz.

Ayrıca ekip halinde veya grup olarak değil, tek başıma ve bazen de çok az zaman bularak siteyi götürebiliyorum. 

Yine de siteye gösterdiğiniz ilgi sayesinde gayrete gelip, yazıyoruz İnşallah.

Değerli arkadaşlar bu sitenin amacı şahsımla falan ilgili değildir.Zaten ismim bile müsteardır.

Amaç ülkemiz için biz de ne yapabiliriz? İnsanlarımızı aydınlatma konusunda sorumluluk alabilir miyiz noktasında sadece ve sadece ALLAH RIZASI İÇİN araştırmalarımızdan elde ettiğimiz bilgileri paylaşmaya çalışıyoruz.  

Hem yazdığımız yazılarda hem de yorumcu arkadaşlarımızın yorumlarına verdiğimiz cevaplarda pek çok yanlışlıklar da olabilir. Çünkü bizler aciz kullarız, hiç birimiz her şeyi bilemeyiz.Her şeyi sadece ve sadece ALLAH CC BİLİR.

Hatalarımızdan kusurlarımızdan dolayı öncelikle Rabbimizden tövbe istiğfar eder ve takipçilerimizden de özür dileriz.

Bu al bayrağı, bu cennet vatanı, bu aziz milleti ve bu mazlum ümmeti ibadet aşkıyla sevmeye devam edeceğiz.

İnşşallahu Teala Rabbimiz de kafirlerin zulmune izin vermeyecek kadar sever.

HİZBULLAH İSRAİL'İ VURDU

HİZBULLAH, KUNEYTRA'NIN İNTİKAMINI İSRAİL'DEN ALDI.



İsrail, geçen hafta Kuneytra'da bir Hizbullah konvoyunu vurmuş ve aralarında Cihad Muğniye ve İran'lı bir generalin de bulunduğu altı kişi şehit olmuştu.

Hasan Nasrallah ise intikamın misli ile alınacağını açıklamıştı.

Bugün Hizbullah güney Lübnan'da bir İsrail konvoyuna saldırdı ve üçü subay on beş İsrail askerinin öldürüldüğünü açıkladı.

Farklı kaynaklar da ilaveten altı askerin de yaralandığını ajanslara geçti. İsrail ise sadece altı askerin yaralandığını ve dördünün ağır olduğunu söylüyor ama yalan söylüyor. Çünkü üst düzey İsrail generalleri İsrail'in yeniden intikam alacağını açıklıyorlar.

Bağımsız ajanslar da ise durum şöyle.

Evet on beş İsrail askeri ölmüş, altı tane de yaralı varmış ve dördü de ağırmış. Ayrıca Hizbullah bir İsrail askerini de esir almış.

VE NASRALLAH'I TEBRİK EDENLER

İran Devrim Muhafızları Komutanı,
Filistin Kurtuluş Örgütü,
İslami Cihad ve Hamas,
Lübnan Devleti üst düzey yetkilileri Nasrallah'ı tebrik etiler.

İsrail'li siteler ise Hizbullah'ın saldırısının 2006 daki saldırılardan sonraki en büyük saldırı olduğunu yazdılar.

İsrail Hizbullah'a Suriye'de Golan Tepelerinde saldırmıştı.Hizbullah ise Güney Lübnan'daki ŞEBA Çiftliklerinde saldırdı.

Vehhabilerin ve Tekfircilerin Sünnilik adına İsrail ile dostluk ilişkileri geliştirmelerine mukabil İran ve Hizbullah'ın İsrail ile sürekli didişmesi İslam dünyasında İran'ın ve Hizbullah'ın yükselmesine neden oluyor. 

27 Ocak 2015 Salı

KOBANİ DÜŞTÜ MÜ? KURTARILDI MI?

133 GÜN SONRA IŞİD, KOBANİ'DEN ÇEKİLDİ




ÖNCEKİ YAZILARIMIZDA KOBANİ'DE ABD'NİN OYNADIĞI OYUNLARI DETAYLI OLARAK YAZMIŞTIK VE IŞİD'İN ÇEKİLECEĞİNİ DE İFADE ETMİŞTİK.
  

Aslında ABD isteseydi IŞİD, Kobani'ye hiç gelmezdi.Gelmesini ABD istedi. Yine ABD isteseydi IŞİD Kobani'de 133 gün kalmazdı. Bu kadar kalmasını da ABD istedi.

IŞİD KOBANİ'YE NİÇİN GELDİ? NİÇİN 133 GÜN KALDI? NE OLDU DA ŞİMDİ ÇEKİLDİ?

IŞİD Kobani'ye gelmeden önce Suriye'deki Kürtler bölük pörçüktü. PYD' ye karşı olanlar, yanında olanlardan daha fazlaydı. IŞİD Kobani'ye gelince hepsi PYD'ci oldular ve PJK'ya katıldılar. Çünkü ABD Suriye'deki Kürtleri PYD saflarında birleştirmeyi istemişti. Bu oldu.

Yine IŞİD Kobani'ye gelmeden önce; Müslüman Kürtlerin, dinsiz,ırkçı ve terör örgütü olması nedeniyle nefret ettikleri PKK'ya açılım süreciyle önyargıları kırılmış, sempati kazandırılmış ama eline silah tutuşturulup terörist yapılamamıştı. IŞID Kobani'ye gelince PKK güçlendi. Silah almaya razı olan HPG'ye katıldı, almayan KCK'lı oldu. ABD'nin istediği de silahlı PKK yani HPG'nin silah bırakıp dönmesi; Türkiye'deki Kürtlerin silahlanıp iç savaş çıkarmasıydı. (Provasını da yaptılar)

IŞİD Kobani'ye gelmeden önce ayrıca PYD,PKK ve Barzani arasında da ihtilaflar vardı ve birlik olup aynı hedefe yönelemiyorlardı. IŞİD Kobani'ye gelince birleştiler ve hem Irak'da hem Suriye'de IŞİD'e karşı birlikte savaşıyorlar. ABD'nin istediği de tam buydu.Yani Kürtleri birleştirmek ve İRAN ve TÜRKİYE'ye karşı piyade olarak kullanmak.

Sonuçta bütün Kürtler ölmüş ABD'nin umurundaydı sanki. Amaçları Büyük İsrail ve bunu ABD'ye Siyonist liderleri emrediyor.

Efendim tek bir ABD yok, farklı düşünceler var. Dört akım var. Doğru ama ABD'ye hakim olanlar da daima zengin Yahudiler yani Siyonistler olmuştur.

İşte IŞİD; Kobani'ye bu sebeple geldi ve bu sebeple 133 gün orada kaldı.

Demek ki Kobani, ne düşmüş ne de kurtarılmış...Sadece orada alçakça bir oyun oynanmış. ABD uşağı IŞİD ile ABD uşağı PKK, Kürt halkına alçakça bir oyun oynamışlar ve Kürt halkını ABD'nin piyadesi yapmaya çalışmışlar.

PEKİ ŞİMDİ NE OLDU DA IŞİD ÇEKİLDİ?

Çünkü planın ikinci aşamasına geçiliyor. İkinci aşamada Barzani'ye Musul'un teslim edilmesi var.

Musul'a taarruz edilecek, ABD havadan IŞİD'i bombalayacak, Barzani karadan girecek görüntüsü verilecek. Gerçekte ise ABD, IŞİD'i Musul'da bekletirken ve Barzani ile savaştırırken kendisi de havadan Musul'daki Arapları ve Türkmenleri bombalayıp Musul'u terk ettirip, sadece IŞİD ile Barzani güçleri kaldığında ise IŞİD'e geri çekil emri verecektir. Musul'daki Türkmenler ve Araplar şu an büyük tehdit altındadır.

Tabi IŞİD'in tepesi emir almaktadır, tabanı ise meydanda savaştığı için onlar da bombalanacaktır ve ağır kayıplar vererek çekilme emirlerini uygulayacaklardır.

IŞİD'in Musul'dan çekilişi esnasında Musul Barajını patlatması hadis yorumlarını gerçekleştirecek ve binlerce insan ölecektir. 

Bu olay ile Irak Merkezi Hükumeti ekonomik olarak çok büyük zarar görürken askeri olarak çok güçlenecektir. Çünkü İran bu olay üzerine Bağdat'a tamamen yerleşecek ve Kudüs gücü (İran'ın Irak'daki milis güçleri) çok güçlenecektir.

IŞİD'in ortadan kalkması Karkısa Savaşının başı olacaktır.Kudüs Gücü komutasındaki Irak Ordusu ile Barzani bu savaşı yapacak ve Barzani bu savaşı fena kaybedecektir.

ABD'NİN ESAS AMACI SURİYE'Yİ İŞGAL ETMEK AMA RUSYA KONUSUNDA YANILIYOR VE BU YANILGI BİZİM DE LEHİMİZE OLACAKTIR İNŞAALLAH.

ŞÖYLE Kİ:

ABD, Rusya'nın kendisi ile savaşı göze alamayacağına inanıyor ve bütün planlarını da buna göre yapıyor. Bu kanaatleri ise boş bir varsayım değil. Çünkü ABD dört yıldan beri Rusya'nın sinir uçlarına dokunarak TEPKİSİNİ ÖLÇÜYOR. Rusya'dan aşırı tepkiler gelmiyor ya da ABD'nin beklediği tepkiler gelmedi.

"Eğer ABD'nin Rusya'ya yaptıklarını; Rusya, ABD'ye yapmış olsaydı ABD çoktan Rusya'yı vururdu" diye düşünüyorlar. Ve bu yüzden "Rusya bizimle savaşamaz, önce Suriye'yi sonra da İran'ı vuralım" düşüncesindeler. Büyük İsrail için Türkiye'yi de bölmek bu plan dahilinde bulunuyor.

Ama ABD, Suriye'yi vurup İran'dan ağır darbeler alınca Rusya da bu savaşa girecek. 

O zaman ABD için dünyada en önemli müttefik acaba kim olacak dersiniz? Ya da Türkiye'nin Ortadoğunun en güçlü ülkesi olmasını dünyada en çok kim ister dersiniz?

Herkes bir plan yapar, kimi Büyük İsrail kurar, kimi ilk defa bir devlet. Kimi Şii hakimiyeti kurar, kimi Emevi hakimiyeti ama netice de her zaman ve daima ALLAH'IN CC DEDİĞİ OLUR. 

İNŞAALLAHU ALLAHU EKBER VE ALLAHU ALEM

26 Ocak 2015 Pazartesi

AKADEMİ DİYE BİR DERGİ

AKADEMİM.BLOGSPOT.COM ADIYLA YAYIN YAPIYOR
AKADEMİ DİYE BİR DERGİSİ VAR

İŞTE LOGOSU




BUNU NİÇİN YAZIYORUZ?

Bu site İSLAMCI SİTE olarak yayın yapıyor. 
"Türkiye'den ziyaret etmek için DNS ayarlarını ayarlayınız" gibi bilgiler var.

Ayrıca tek bir site de değil ve aynı logo ve isim ile yüzlerce blog çıkıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya ismiyle editörlük yapılıyor. Ama bu isim de SAHTE.

ŞİMDİ BURAYA DİKKAT!

Türkiye'de kim varsa, alim olsun,yazar olsun,sanatçı olsun,siyasetçi olsun,tarikat şeyhi olsun,devlet adamı olsun.Yeter ki ünlü olsun hepsini de ama hepsini de ya YAHUDİ olmakla, ya da YAHUDİ UŞAĞI olmakla suçluyor.

ZIRVALIYOR RESMEN YANİ.

Bakınız Yahudi olmakla ya da Yahudi uşağı olmakla itham ettiği kişilerden bazıları şunlar.

Atatürk ve bütün Kuvayı Milliyeciler
Erbakan ve bütün Milli Görüşçüler
Alparslan Türkeş ve tüm Ülkücüler
Recep Tayyip Erdoğan ve bütün AKP'liler
Zeki Müren ve pek çok sanatçı ya da ünlü kişi
Şeyh Nazım Kıbrısi ve bütün tarikat şeyhleri

Sayılar çok ama aklımıza şimdi bu kadarı geldi.

Siteyi eleştiren bir takipçisine hakaretler ve küfürler yağdırmış.Adam bunu kendi bloğunda yayınlamış.

Bu eleştirmen onun Haydar Baş'ı hiç eleştirmediğini iddia ederek BTP li olabileceğini ima etmiş.

BİZE GÖRE İSE:

BU ŞEREFSİZ ADAMLAR "İSLAMCILIK" ADINA YAYIN YAPIP İSLAMA VE TÜRKİYE'YE PSİKOLOJİK SALDIRIDA BULUNAN MOSSAD UŞAKLARIDIR.

Takipçilerimiz yukarıdaki logoyu içeren yayınlara, gördükleri her yerde gerekli eleştirileri getirirlerse ülkemize ve Milletimize hizmet etmiş olurlar kanaatindeyiz.

Zaten dinimizi bir Yahudi, Yahudi olarak eleştirirse hiç bir zarar veremez ama radikal İslamcıymış gibi dini ve Milli değerlerimize saldırılırsa cahil insanlarımız inanabiliyor maalesef. 

25 Ocak 2015 Pazar

YUNANİSTAN'DA SYRIZA İKTİDARA GELDİ

AŞIRI SOL SYRIZA PARTİSİ'NİN İKTİDARA GELMESİ NE ANLAMA GELİYOR?



ADI ÜSTÜNDE AŞIRI SOLCU PARTİ

Başkanı Aleksis Çipras'ın seçim vaatleri ve AB ile ilişkiler konusundaki görüşleri SYRIZA'yı iktidara taşıdı.

Yunanistan'da mevcut durum şuydu:

AB'ye EURO olarak çok yüklü borçları vardı ve AB'nin baskısıyla anormal kemer sıkma politikaları uygulanıyordu. Yunan halkı çok bunalmış, işsizlik had safhaya çıkmıştı.


Aleksis Çipras; halka uygulanan kemer sıkma politikalarının kaldırılacağını, işsizliğin önlenmesi için iki yılda 300 bin kişilik iş sahasının açılacağını, maaşlara zam yapılacağını, sağlık hizmetlerinin ücretsiz hale getirileceğini ve buna benzer bir çok popülist vaadi sunarak sandıktan çıktı. Tabi bunlar anormal kaynak ihtiyacı doğuran vaatler.

Esas vaatleri ise AB'ye olan borçların bir kısmının ödenmeyeceğini ve vatandaşların bankalara olan borçlarının da silineceğini söylemesiydi.

İşte bu vaatler daha seçim öncesinde ortalığı karıştırdı. 
AB çok rahatsız.Yunanistan'da faaliyet gösteren bankalar ise daha şimdiden kriz tedirginliğine girdiler bile.

AB'ye olan borçların bir kısmının silinmesi konusunda Çipras AB ile oturup konuşacak. Kalan kısmına daha düşük faiz oranı ile daha uzun vade isteyecek.

Vatandaşların bankalara olan borçlarının silinmesi ise Çipras'ın kendi yasal düzenlemesi ile mümkün.

ŞİMDİ GELELİM YORUMA

AB ile yapılan görüşmelerde AB Çipras'ı reddetse bile Yunan Devleti'nin günü gelen taksitlerini geciktirmesi, AB'yi maliyetler açısından olmasa da ilkeler bakımından mahvedecektir.

AB de Yunanistan'ı EURO bölgesinden çıkarmak isteyebilir. İstemese bile Çipras'ı EURO borçlarını ödemek için EURO bölgesinden çıkıp Drahmi'ye geçmeye mecbur bırakacaktır.

Çünkü iç politikada sunulan sosyal vaatleri EURO ile yerine getirmek mümkün değildir.Tek çare Drahmi'ye geçmek ve para basıp, yüksek enflasyona razı olmaktır.

Bloğumuzun yayın politikası gereği bizi ilgilendiren hususlar ise bunların bölge siyasetine nasıl yansıyabileceğidir.

Yunanistan AB'den tamamen çıkabilir. Kendisini AB'ye bağlayan ABD ise buna hiç mi hiç razı olmaz ve Yunanistan'da liberal bir darbe kurgulayabilir. 

Yunan Ordusunda zaten öteden beri sosyalistler güçlüdür ve iktidar ile işbirliğine gidip buna karşılık verebilirler. 

ABD'yi duyan Rusya'da Ukrayna'ya karşılık Yunanistan'a el atabilir.Yunanistan, Rusya eksenine kaymaya başlarsa...

Yunanistan'ın elden gittiğini gören ABD,İngiltere ve AB Yunanistan'daki gizli ellerini çıkararak,provokasyonlarla yeni bir Türk-Yunan Harbini tetikleyebilirler.

Bu da hadis yorumlarına uygun olur. 

Tabi ki ALLAHU ALEM.

24 Ocak 2015 Cumartesi

İRAN DOSTU OLMAK BAŞKA, İRAN DÜŞMANI OLMAK BAŞKADIR

İRAN'I İSRAİL DOSTU,TÜRKİYE DÜŞMANI OLARAK GÖRENLERE YENİ BİLGİDİR




Hiç bir Türk İran'ı Türkiye'den daha çok sevemez. Seven haindir.
Ancak hiç bir Türk İran'a İsrail'den daha çok düşman da olamaz. Olan da haindir.

Bu blogda Türkiye ile İran'ın dost olması gerektiğini sürekli ifade ediyoruz.

Bazıları ise sürekli saldırıyor ve "İran ile İsrail arasında gizli dostluk var İran gerçekte Türkiye düşmanıdır" diyorlar.

İnsan bu kadar mı cahil olur?

Rusya, İran'a vermeyi taahhüt ettiği S300 Füzelerini ABD'nin BM aracılığı ile yaptığı baskı nedeniyle ertelemişti. Aynı ABD, Rusya'ya Ukrayna nedeniyle ekonomik yaptırımlarla zarar verince Rusya da misilleme olarak İran'a S300 füzelerini teslim etmeye karar verdi."İsrail düşünsün" dedi. İsrail hopladı çıktı.

Bunları görmüyor musunuz kardeşim? İran, hem ABD'nin hem de İsrail'in amansız bir düşmanıdır.

Ve o İran bugün, uluslararası ticarette TÜRK LİRASI kullanacağını açıkladı. (Tabi tek başına TL değil.Ruble, Euro, Yuan da var.Ama DOLAR'ı kesinlikle yasakladı.)

İran İsrail dostu, Türkiye düşmanı olsa bütün bunları yapar mı? 

Artık aklınızı başınıza alın.Cahilliğin bu kadarı da çok fazladır bir Türk için.Selametle.

23 Ocak 2015 Cuma

ÖLEN ABDULLAH'IN OĞLU DARBE GİRİŞİMİNDE BULUNABİLİR

SUUDİ ARABİSTAN'DA ÖLEN KRAL ABDULLAH'IN OĞLU PRENS MAT'AB BİN ABDULLAH DARBE GİRİŞİMİNDE BULUNABİLİR



ÇÜNKÜ:

Suud hanedanında oğullar devri bitti.Şimdiki kral oğulların sonuncusu.Bundan sonra torunlar veliaht olacak.Torun sayısı da oldukça fazla.

Babası Abdullah'ın ölümüyle amcası tahta geçen ve krallığı tehlikeye düşen Abdullah'ın oğlu Matap Abdullah şu anda Milli Muhafızların komutanı. Yani askerlerin komutanı.

Ölen babası Abdullah da bu oğlunun tahta geçmesini istiyordu ama başaramadan öldü.

Şimdi bu Matap şunları deneyebilir:
Yeni krala (Amcası)suikast girişiminde bulunabilir.
Darbe girişiminde bulunup başarırsa amcasını sürgün edebilir.(Nereye? Tabi İngiltere'ye)

YA DA
Hadis yorumlarına göre bu zayıf kral (Alaheimer hastası) iki yıl iktidarda kalacağına göre Matap'ın planlarını bozarlar ama o zaman da ya bu Matap bu günlerde görevden azledilir. Ya da darbe girişiminde bulunursa asılır VESSELAM.Biz hadis yorumlarını esas alacağımıza göre bu ihtimal kuvvetlidir.

ALLAHU ALEM.

BAHREYN KÖPRÜSÜNÜN HAVAYA UÇURULMA GÜNÜ DE YAKLAŞTI

AHİR ZAMAN OLAYLARINDAN BİRİ DE BAHREYN KÖPRÜSÜ'NÜN HAVAYA UÇURULMASIYDI.

HZ.ALİ RA EFENDİMİZ BAHREYN İLE KATAR ARASINDA BİR KÖPRÜ İNŞA EDİLECEĞİNİ VE BU KÖPRÜ TAMAMLANDIĞINDA ÇOK KAN DÖKÜLECEĞİNİ VE KANIN DİZLERE ÇIKACAĞINI İFŞA ETMİŞ.

BU KÖPRÜ 2015 DE TAMAMLANIYOR.
İŞTE RESİM:




Bahreyn ile Suud arasındaki köprü (25 km) zaten inşa edilmişti. Bahreyn ile Katar arasındaki köprü ise (40 km) 2015 yılında tamamlanacak.
Aşağıdaki köprü.


Hz.Ali Efendimiz RA işte bu köprüyü söylemiş. Ve şu hale bakınız ki; bin yıl önce söylenen köprünün inşası da tamamlanmak üzere.

NELER OLABİLİR?

Bahreyn'de Şiiler intifada. Ama Suud Kralı Bahreyn Emirine destek verdiği için Bahreyn'de yönetim direniyor.Suud resmen Bahreyn'e askeri birlikler göndermiş ve ayaklanmayı bastırmıştı.

Şii'leri İran kışkırtıyor ve destekliyor. İran, Yemen'de desteklediği HUSİ'leri ise iktidara getirmeyi başardı.Yemen'deki mücadele Suud yönetimi ile İran yönetimi arasında yaşandı. 

Şimdi sıra Bahreyn'de ve İran ayaklanma için daha çok bastıracak. Suud ve Katar yönetimleri de Bahreyn emirini destekleyince bu köprülerin her ikisi birden havaya uçurulabilir.

Kim uçurur?

Tabi ki İran gizli servisi Savama veya onların planları ve destekleri doğrultusunda Bahreyn'li direnişçiler. Evet bu da bu günlerde yada bir kaç ay içinde olabilir. Hz.ALİ Efendimiz "tamamlandığında" buyurduğuna göre köprünün tamamlanması halinde her an olabilir.

ALLAHU ALEM

BÜLENT YILDIRIM'IN BİRİNCİ JETON DÜŞTÜ, SIRA İKİNCİDE

BÜLENT YILDIRIM İHH BAŞKANI. ESKİ BİR MİLLİ GÖRÜŞÇÜ.RAHMETLİ ERBAKAN ONU SEVERDİ.O DA IŞIĞINI ERBAKAN'DAN ALIR VE GENELDE DOĞRU İŞLER YAPARDI.



Rahmetli Erbakan'dan sonra AKP ile içli dışlı oldu. Tabi AKP ile içli dışlı olan herkes az da olsa PKK ile de bazı tabuları yıktı.


Şimdi Bülent Yıldırım AKP'yi bombalıyor. 


"İhvan Mısır'da seçime girmeyecekti.AKP nin dayatmasıyla girdi ve Mısır bu hale geldi.AKP yanlış yaptı" diyor.

Filistin ve Mavi Marmara konusunda AKP'nin yanlış yaptığını ve haksızlık ettiğini söylüyor.


Ne diyelim jetonun biri düşmüş. Sıra ikinci de.


Nedir o ikinci jeton?


Bülent Yıldırım Türkiye'nin üniter yapısından taviz vermeyen, vatan sevdalısı biri ama PKK'nın AKP'den talep ettiği ve masumca gösterip "resmen hainlik" anlamına gelen bazı taleplerine de yeşil ışık yakmıştı.


Merak edenler İHH'nın Diyarbakır'da yaptığı "Açılım Süreci ile ilgili panele" bir baksınlar. İHH o panelde resmen PKK'nın taleplerine olumlu cevaplar vermiş ve "Akil İnsanların" yapamadığını o toplantıda yapıvermişti. 


Allah'a CC şükür İHH'yı takan yok. İşte ikinci jeton da bu. VE O DA DÜŞECEK.


BÜLENT YILDIRIM İYİ ADAM. AMA AKLINI İNANDIKLARINDAN TAVİZ VEREREK KULLANMAMALI.


MEKKE VE MEDİNE ORİJİNAL HALİNE DÖNDÜRÜLMELİ

MEKKE ŞEHRİ ASRI SAADETTEKİ GİBİ OLMALI



Yukarıdaki resim yapay bir çalışma. Tamamı bugünün köyleri kadar bir şehir. Ve o şehirde bu orijinallik tamamen yeniden inşa edilip doğal haline getirilebilir. Sadece alt yapı bakımından son teknoloji eklenebilir ve ŞEHRİN TAMAMI HAREMİ ŞERİF haline getirilebilir.

Kabeyi Muazzama merkez olmak üzere 2 km lik bir daire belirlenir ve bu bölgenin tamamı mescit yapılabilir. Hem kapalı bir müze hem de kapalı bir  mescit ama dünyanın en büyük ibadet yeri olabilir.Yerler son teknoloji kaplamalarla ve halılarla döşenebilir. Sahabelerin bilinen evleri aslına göre içi dışı en değerli süslerle süslenir. Olan her yerde ağaçlar yeniden dikilir. Şehrin her yerinden son teknoloji sistemlerle havaya gül kokuları püskürtülür.Tuvaletlerin tamamı yer altında olur (zaten öyle).

Bu korunma altına alınmış dünya cennetine giden her hacı sanki her an SAS Efendimiz ile karşılaşacakmış gibi hissedebilir. Ya da büyük sahabeleri tek tek öğrenme imkanı bulur.Her sahabenin evi ayrı bir mescit, ayrı bir müze, ayrı bir cennet köşesi olur.Müslümanlar kendilerini bir rüya aleminde cennette geziyor hissedebilir.

Bu yüce mekanda aynı anda on milyon hacı adayı tavaf edebilir. Say için son teknoloji koridor doğallığa zarar vermeden oluşturulabilir.

Hatta şehrin tüm orijinalliği içeride kalmak üzere üzeri de tamamen örtülebilir.(Kabe hariç)

Şimdi aşağıdaki resimlere bakalım.



Bu resim yapılmak istenendir.Bir modern şehir amaçlanan bu projenin Kabe'yi Muazzama'dan en az BEŞ KM uzakta kurulması lazımdır ve bundan daha güzel bir mimari ile en az sekiz tane daha yani en az on milyon hacı adayını konaklatacak kadar uydu kent kurulması lazımdır.

Kabe'nin bulunduğu Mekke şehrine bu modern şehirlerden en az sekiz tane yer altı metrosu kurulmalı ve ulaşım sadece bu metro istasyonlarından yapılmalı ve Orijinal hali korunmuş Mekke'ye bir km kala yapılacak istasyonlarda hacılar indirilmelidir. Sakat ve yaşlılar için yer altından küçük raylı sistemler de oluşturulabilir.

Ama bir parantez:

(Ümreye gitmiştik.Sevr mağarasına çıktık. Bir yoruldum ki mecalim kalmadı. Nihayet tepeye vardık bir de baktım ki yaşlı amcalar, yaşlı nineler bizden önce çıkmış, oturmuş dinleniyorlar. İnanın kendimden utandım.)

Yani hacılar o bir km'yi de rahatlıkla yürürler.


Ve bir utanç simgesi: İşte o resim...



Beytullah'ın karşısına inşa edilmiş saat kulesi. Amaç kesinlikle Kabe'yi küçük düşürmek ve Yahudi oyunu. Kral Abdullah'ı cehennemde yakmak için bu sebep yeter Allahu Alem. Böyle rezillik olmaz.

Bu saat kulesi Yahudilerin daha doğrusu Kabalacı Siyonistlerin DİKİLİ TAŞI'dır.

Hz.Mehdi AS'ın Altın Çağın başında ilk yapacağı icraat Allahu Alem bu dikilitaşı yıkmak olacaktır.

GELELİM MEDİNE'YE VE MESCİDİ MÜNEVVERE'YE.

İŞTE İLK HALİ.YİNE YAPAY.



Yapay resim noksan olmuş.4 ve 7 nolu köşede Hz.Peygamber SAS Efendimizin Hücrei Saadet Odaları bulunuyor. Yani türbesi.Onların arkasında Hz.Ali ve Hz.Fatma'nın RA evi, onun arkasında ise Teheccüd mihrabı ile bize bakan yanında ise Hz.Cebrail AS'ın kapısı bulunacaktı.

Doğru resim aşağıda.




Medine de aynen bu görüntü ile orijinal kimliğine çevrilebilir.Hurma ağaçları, Sahabenin, Ensar Efendilerimizin evleri, Hendek; tam doğallığı ile eski haline getirilebilir. Ve şehir tamamen son teknoloji bir alt yapı ile her tarafı seramikle kaplanabilir,halılar döşenebilir,şehrin tamamı bir mescit, her sahabenin evi hem bir mescit, hem bir müze yapılabilir.

Resimdeki Mescidi Nebevi en değerli taşlarla, altınlarla süslenebilir.Şehrin her yerinden gül kokuları püskürtülebilir.

Suud Kralları biraz az yeselerdi bunları yapabilirlerdi.

Yine şehir tüm orijinalliği ile korunup üzeri tamamen örtülerek (Şimdiki gibi şemsiyelerle de olabilir) tam bir şehir mescidi haline getirilebilir.

Yine Mekke için önerdiğimiz merkezden iki km çaplı bir daire ile dışarıda son derece modern şehirler kurularak Medine'ye ulaşım yer altından metrolarla sağlanabilir.

Ayrıca Medine'de bulunan Cenneti Baki mezarlığı da en çok sahabenin yattığı mezarlıktır. Osmanlı zamanında bile Cenneti Baki'deki sahabe mezarlıkları hep Türbe idi. Vehhabiler tüm türbeleri yıktılar ve dümdüz bir arazi kaldı. Cenneti Baki'deki tüm Sahabelere yeniden Türbeleri iade edilmeli ve her biri altın gümüş, misk, amber ile süslenmelidir.Gerçek bir yeryüzü cennetine dönüştürülmelidir.Hacılar oraya girdiklerinde kendilerinden geçmelidir.




 Cenneti Baki bu resimde net görülüyor.Bu binalar da tamamen yıkılmalı ve yerlerine sahabe evleri inşa edilmelidir.

Kısaca bir hacı adayı Mekke'ye veya Medine'ye gittiğinde kendinden geçmeli ve kendisini ölmeden cennete geldi sanmalıdır.

İnşaallah Hz.Mehdi AS yapar ve biz de görürüz.

22 Ocak 2015 Perşembe

İKİ YIL SONRA GÖREVDEN ALINACAK ZAYIF ADAM

80 YAŞINDA VE ZAYIF BİRİ OLDUĞU RESİMDEN BELLİ ZATEN.



İKİ YIL İÇİNDE GÖREVDEN ALINACAK.

GÖREVDEN ALINMA SEBEBİ MEKKE'DE AYAKLANAN HZ.MEHDİ AS İLE MÜCADELEDE BAŞARISIZ OLMASI OLACAK.

KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK. NE YAPSALAR BOŞ.

HZ MEHDİ AS GÜMBÜR GÜMBÜR GELİYOR İNŞAALLAH.

HZ.MEHDİ AS'IN ZUHURUNA BİR ADIM DAHA

SUUD KRALI ABDULLAH'IN ÖLDÜĞÜ AJANSLARA GEÇTİ



Kral Abdullah'ın ölümü Hz.Mehdi AS'ın zuhurunun müjdecisidir.

Hadis yorumlarına göre Suudi Arabistan'da iç kargaşa başlayacak ve Hz.Mehdi AS tüm Arap Yarımadasına hakim oluncaya kadar sürecek. Yani Arap Yarımadasında artık Hz.Mehdi AS devrine doğru gidiliyor.

Bu yıl ki hac mevsiminde Hz.Mehdi AS Mekke'ye gidebilir. Yedi alim de bu yıl hac mevsiminde Mekke'de buluşabilirler. 

Ancak Hz.Mehdi AS'ın görevi kabulü Muharrem ayının onuncu günü yatsı namazından sonra Haremi Şerif'de olacak Allahu Alem.

Yalnız şöyle bir durum daha var.

Yine başka hadis yorumlarına göre Suud kralının yerine iki yıl sonra görevinden azledilecek zayıf bir adam tahta geçecek.(Prens Salman seksen yaşında) Mekke'deki ayaklanma da iki yıl sürebilir. Ve Hz.Mehdi AS'ın zuhuru 10 Muharrem 2017 ye de kalabilir. Bunlar da hadis rivayeti.

Sonuç olarak ise Suud Kralı Abdullah'dan sonra Arap Yarımadasında artık istikrar olmayacak ve istikrarı Hz.Mehdi AS sağlayacak. 

Şöyle de olabilir ve kuvvetli ihtimaldir. Hz.Mehdi AS 2015 sonunda zuhur edip 2017 yılında Arap Yarımadasına hakim olabilir. Eğer böyle olursa Hz.Mehdi AS'ı bu yıl sonunda görebiliriz anlamı da çıkar.İnşaallah diyoruz.

Yine bu yıl hacca gidenler çok şanslı olabilirler ve tesadüfen de olsa Hz.Mehdi AS'ı görebilirler. Belki de farkına varmadan "Bu dünyanın en güzel insanı kim acaba" deyip geçebilirler. Ama yıl sonunda inşaallah herkes öğrenebilir de.

Şu an Medineyi Münevvere'de olduğu kanaatindeyiz.Allahu alem.

En doğrusunu Allah CC bilir.  

Ayrıca Hüsnü Mübarek ile ilgili de gelişmeler var. Oğulları serbest bırakıldı. Şimdi sıra kendisinde.

Cenabı Mevla Hz.Mehdi AS'a kavuşan kullarından eylesin.

20 Ocak 2015 Salı

TÜRKİYE İÇİN EN İDEAL YÖNETİM SİSTEMİ "ÇİFT BAŞKANLIK SİSTEMİDİR"

DEĞERLİ TAKİPÇİLERİMİZ AŞAĞIDA ÖNERDİĞİMİZ ÇİFT BAŞKANLIK SİSTEMİ YAZISINI 2006 YILINDA YAZMIŞTIK VE BAZI YERLERDE YAYINLANMIŞTI.

O ZAMAN CUMHURBAŞKANINI HALKIN SEÇMESİ TARTIŞILIYORDU. 
(DİKKAT 2006 YANİ DOKUZ YIL ÖNCE)




İŞTE O YAZI


Siyasi kadrolaşma için en uygun sistem mevcut sistemdir. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde yasama, yürütme ve yargı ülkemizdeki kadar iç içe olmamıştır.

Açıkçası bu durum siyasi partilerin de çok işlerine gelmiştir. Zaten az gelişmiş bir ülkeyiz ve halkımızın ihtiyaçları sınırsız. Hiçbir iktidarın tüm ihtiyaçları karşılaması da mümkün değil. 

Dolayısıyla halkı mutlu edecek bir iktidar bulmak da imkansız.
O halde yeni kurulan, bir takım iç ve dış destekleri de alan, hoş bir vizyon oluşturan her partinin iktidar olma şansı var demektir. İyi bir tanıtım, reklam ve propaganda ile meclise girmek mümkün.
Hatta bir de az gelişmiş halklara özgü manevi değerler üzerinden duygu sömürüsü yapılması kuralına da bağlı kalınırsa tek başına iktidar bile hayal değil.

Şimdi birbirinden ayır kolaysa yasamayı, yürütmeyi ve yargıyı. Kim kimi yönetiyor bul bulabilirsen. Yasama da, yürütme de, yargı da hükümet. Hükümet de başbakan. Bu tek adam yönetimi değildir de nedir? Dünyanın hangi demokratik ülkesinde siyasi parti, meclis ve hükümet tek adamdan emir almaktadır?

Türkiye, en kısa sürede ilgili kanun değişiklikleri ile siyasi istikrarı ve temsilde adaleti sağlayan bir seçimlik değil her seçimlik adil ve demokratik bir seçim sistemi kurmalıdır.

Önümüzde cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Diyelim ki AKP seçim günü kendi içinden bir cumhurbaşkanı seçti. Yasal mıdır? Yasaldır. Teamüllere uygun mudur? Uygundur. Süleyman Demirel kendi hesabıyla yüzde on bir halk desteği ile seçildiğine göre temsil yetkisi var mıdır? Evet, vardır. Peki rahatsız olacaklar var mıdır? Evet, onlar da vardır. Her zaman olmuştur.

Belki AKP’nin seçeceği cumhurbaşkanı, önceden seçilmiş bir kaç cumhurbaşkanından daha meşrudur. Ama sorun AKP’nin seçeceği cumhurbaşkanı değil, cumhurbaşkanlarının seçiliş biçimidir. Kötü niyetli bir siyasi parti hem iktidarı hem de cumhurbaşkanlığı makamını mevcut seçim sisteminde pekala eline geçirebilir.

İşte en büyük sorun budur. Devletin tüm kadroları hükümet tarafından oluşturulmakta ve önemli mevkiler için cumhurbaşkanının da onayı gerekmektedir. Yani kötü niyetli bir hükümet cumhurbaşkanlığı makamını da eline geçirirse başta Genel Kurmay Başkanlığı olmak üzere devletin tüm kadrolarını rahatlıkla eline geçirebilir, rejimini değiştirebilir, hatta cumhuriyeti bile yıkabilir.
Temennimiz milli güçlerin engel olmasıdır. Ama her ihtilalin de millete ağır maliyetleri olmuştur. 27 Mayıs’ın, 12 Eylül’ün bile tahribatları unutulmadı. Kaldı ki böyle bir girişim hem devleti hem de milleti böler ki Allah korusun çok vahim sonuçlar doğurabilir. İşte bu nedenle konu çok önemlidir ve Türkiye’deki seçim sistemleri mutlaka baştan aşağı değiştirilmelidir.

• Cumhuriyet için Çağdaş ve Güvenilir Bir Seçim Sistemi Önerisi

A - Sistemin içeriği

1) Cumhurbaşkanını, milletvekillerini, belediye başkanlarını, il genel meclisi üyelerini, belediye meclisi üyelerini, mahalle ve köy muhtarlarını doğrudan halk seçer.
2) Cumhurbaşkanını, milletvekillerini, belediye başkanlarını, il genel meclisi üyelerini, belediye meclisi üyelerini siyasi partiler aday gösterir. Ancak seçilme haklarına haiz olan herkes bağımsız aday olabilir.
3) Seçimler beş yılda bir, iki turlu seçim sistemine göre yapılır.
4) Yüksek Seçim Kurulu seçim günleri için ardışık iki pazar gününü belirler. Birinci pazar en çok oyu alan iki aday veya aday parti ikinci pazar yeniden seçime gider ve kazananlar yüksek seçim kurulunca ilan edilir.
5) Vergi denetmenleri başkanlıkları hariç, Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı ve Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı da dahil olmak üzere tüm teftiş kurulu başkanlıkları doğrudan devlet denetleme kuruluna bağlanır. Devlet denetleme kurulu da doğrudan cumhurbaşkanına bağlıdır.
Ülkenin tüm denetim işleri doğrudan cumhurbaşkanı tarafından bu kurullara yaptırılır. Bakanlar sadece kendi bakanlıkları ile ilgili denetimleri kendi bünyelerinde bulunan teftiş kurulu başkanlıklarına yaptırabilirler. Diğer bakanlık ve kurumların faaliyet alanına giren denetim işlerini ise cumhurbaşkanına bildirirler.
6) Cumhurbaşkanının icraya yönelik tüm yetkileri başbakana devredilir.
TBMM’ne ve cumhurbaşkanına bağlanmayan tüm kurumlar başbakana bağlanır.
Cumhurbaşkanı sadece denetimin başı olur ve denetim mekanizmalarını çalıştırır. Başbakan tüm icraat faaliyetlerinden dolayı, cumhurbaşkanı da denetim faaliyetlerinden dolayı doğrudan TBMM’ne karşı sorumludur.
Cumhurbaşkanı sadece başbakanın teklifiyle TBMM tarafından 3/4 oyçokluğu ile görevden alınabilir. Başbakan sadece cumhurbaşkanının teklifi ile TBMM tarafından 2/3 oyçokluğu ile görevden alınabilir.
7) Devletin bölünmez bütünlüğünü ve anayasal ilkelerini TBMM temsil eder. Bu bağlamda TSK, Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT doğrudan TBMM’ne bağlı olur ve bu güzide kurumların en üst düzey beş memurundan her biri, başbakanın teklif edeceği üç aday arasından, cumhurbaşkanı tarafından seçilir.
Cumhurbaşkanının seçeceği kişinin TBMM tarafından ilk toplantıda salt çoğunluk esasına göre onaylanması şarttır.
8) Yargı sistemi tüm kurum ve kuruluşlarıyla birlikte doğrudan TBMM’ne bağlıdır. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay ve Yüksek Askeri İdari Mahkeme üyeleri ve yüksek mahkeme başsavcıları yedinci madde usül ve esasları doğrultusunda belirlenir. Diğer hakim ve savcıların tüm atamaları ve tayin işlemleri HSYK tarafından yapılır.
HSYK üyeleri hakim ve savcılar tarafından seçilir. Seçilen hakim ve savcılar başbakan veya cumhurbaşkanının önerisi ile TBMM tarafından salt çoğunlukla her zaman görevden alınabilir.
9) Valiler ve kaymakamlar doğrudan cumhurbaşkanına bağlanır, cumhurbaşkanı tarafından tayin edilir ve TBMM tarafından salt çoğunlukla onaylanır. Valilerin ve kaymakamların icraata yönelik tüm yetkileri belediye başkanlarına devredilir. Valiler ve kaymakamlar sadece cumhurbaşkanının denetim faaliyetlerinin yerel temsilcisi ve takipçisi olurlar.
10) Mahalle ve köy muhtarları icraat bakımından en yakın belediye başkanının, denetim bakımından da bağlı bulunduğu kaymakamlığın o mahalle veya köydeki temsilcisidirler.

B - Sistemin Yararları

1) Bu sistemde cumhurbaşkanlarının her seçimde tartışılan meşruiyet sorunu aşılmış olacaktır.
2) Hem cumhurbaşkanı hem de hükümet halkın yüzde elli artı birini temsil edeceğinden hem temsil sorunu olmayacak hem de siyasi istikrar sağlanmış olacaktır.
3) Anayasa değişiklikleri zorlaşacak,uzlaşma kültürü yerleşecek ve rejim kendisini daha iyi koruyacaktır.
4) Denetim mekanizması da bağlı olduğu makamın temsil yetkisi nedeniyle daha sorumlu işleyecektir.
5) Bu sistemde siyasi kadrolaşmanın ya önüne geçilecek ya da meşru zemine oturacaktır.Güvenli bir kadrolaşma olacağından en azından tartışılmayacaktır.
6) Bu sistem de bakanların meclis dışından olması da mümkün olup yasama ile yürütmenin bağımsız çalışması ve yürütmenin yasama tarafından etkin denetimi de sağlanabilir.
7) Yine bu sistemde yargı doğrudan meclise bağlı olmakla birlikte kadroları cumhurbaşkanı tarafından denetlenerek yürütmenin yargı üzerindeki etkilerini de kaldırmak mümkündür.
8) Tüm denetleme kurulları doğrudan cumhurbaşkanına bağlanacağından en büyük sorunumuz olan etkin denetim de siyasi rantlardan uzak olarak işler hale gelecektir.İcra makamının kendisi icraatını denetlemediği açıktır.
9) Bence bu sistemin en önemli kazanımı; halkın ikinci defa sandığa giderek oy verdiği partiden başka bir partiye de oy vermesini mümkün kılarak, tabanda uzlaşma kültürünün sağlanmasıdır. Artık bu millet bağnaz particiliği de bırakmalı ve adayların mensubu olduğu partiye değil sahip oldukları niteliklere oy vermelidir.
10) İcra makamı artık denetleneceği için daha dikkatli ve verimli çalışacaktır. Yıllar süren işler çok kısa sürede bitirilecek ve kalkınma hızlanacaktır.
11) Bu sistemin bir çok yararını daha saymak mümkündür ama kısaca şunu söylemek yeterli olacaktır. Bu sistem bir seçimlik değil her seçimlik bir sistemdir.


Yazan: Safa Asya 24.11.2006 

PEKİ BU SİSTEMİ KİM İSTER? KİM İSTEMEZ?

Vatanını Milletini seven DÜRÜST kişiler ister.
Vatanını ve Milletini seviyormuş gibi görünüp de aslında hiç de dürüst olmayanlar ve bulundukları makamlardan nemalananlar ile onların nemalandırdıkları hiç mi hiç istemezler.

NOT:Yazıda düzeltilebilecek hususlar var ama aynen almayı tercih ettik. Sadece zorunlu bir açıklama olarak şunu ekleyelim. Başkanlık Sistemi adı altında Eyalet Sistemi kelimenin tam anlamıyla İHANETTİR.

Yukarıda önerdiğimiz sistem eyaletsiz sistemdir.Aslında eyaletli eyaletsiz ayrımı yapmaya gerek duyma bile bir ihanet niyetinin göstergesidir. Sistem budur eyalete falan hiç gerek yoktur.

GERÇEKTEN DÜRÜST OLANLAR BU SİSTEMİ DAHA DA GELİŞTİRİP, NOKSANLARINI TAMAMLAYARAK GETİRİRLER.

SİZCE GETİRİRLER Mİ?