15 Şubat 2015 Pazar

OKU. YARADAN RABBİNİN ADIYLA OKU
LAİKLİK DİNSİZLİK MİYDİ?



(Yazıda geçen yobazlardan)


Laikliği asrı saadetten örnek vererek açıklamak mümkün değil çünkü Hz.Peygamber SAS Efendimiz hem bir peygamber hem de bir devlet başkanıydı.

Sadece Hz.Peygamber SAS Efendimizin Valilerinin uygulamalarına bakılabilir. Hulefai Raşidin için de aynı şey geçerlidir.

Emeviler dönemi ise gerçek hilafet ile saltanatın ayrıldığı bir dönemdir ve laiklik ile yobazlığın harmanlanmış bir şeklidir. Cumhuriyet dönemine kadar iyileşerek devam etmiştir. Cumhuriyet öncesinde insanların yaşam biçimi açısından hep gizli olarak kalan Laiklik ve yobazlık Cumhuriyet dönemiyle açıkça ortaya çıkmış ve Laiklik ilkesi de kavram olarak kanunlarda yerini almıştır.

Kavram olarak Laiklik din işleri ile devlet işlerinin ayrılmasıdır. Emeviler zamanında da, Abbasiler,Selçuklular ve Osmanlılar zamanında da aslında laiklik vardı ama kanunlar Kuran Kanunları olduğu için GİZLİ kalmıştı. Yoksa Osmanlı Padişahlarının aldığı tüm kararlar verdikleri tüm emirler KURAN’a uygun muydu? Tabi ki değildi.
İtirazlar gelebilir hemen bir iki örnek verelim:

Osmanlı sultanlarının saltanat uğruna kendi kardeşlerinin ölüm emrini vermesi, haremlerinde on beş, yirmi eş olması İslam’a uygun muydu?

KURAN’a göre saltanat ve koltuk için insan kendi kardeşinin ölüm emrini veremez. Yine KURAN’a göre bir erkek en çok dört eş alabilir. Ama iki şartı vardır. 

Birincisi ikinci eşi alırken birincisinin rızası alınmalı ikincisi ise eşler arasında adaletli olunmasıdır. Ayrıca başka bir ayette insanın eşleri arasında asla adaletli olamayacağı da tespit ve ispat edilmiştir. Bu nedenle tek eşlilik önerilmiştir.

Görüldüğü gibi bu uygulamalar Kuran’a uygun değildi ve o padişahlar da gizli laikliği seçmişlerdi.(Tabi bu uygulamalar için)

KONU ÇOK AMA ÇOK UZUNDUR BİZ KISACA ÖRNEK VERELİM VE HZ.MEHDİ AS ZAMANINDA DİN DEVLET İLİŞKİLERİNİN VE İNSANLARIN YAŞAM BİÇİMİNİN NASIL OLACAĞINA BAKALIM.KONU BÖYLECE ÇOK KISA VE ÖZ OLARAK DAHA İYİ ANLAŞILACAKTIR.

Bir köy düşünelim. 200 hane olsun. Muhtarı var ama Kaymakam, Vali olmadığını varsayalım.
Köyde cami yok, okul yok, okur yazar yok.

Muhtar köydeki iki öğretmen ile imamı çağırır ve köye hizmet konusunu açar.

Birinci öğretmen ateisttir okul yapılmasını ve okulda okuma yazma öğretilmesini ve köye hizmetlerin gelmesi için sadece teknik konuların öğretilmesini talep eder.

İmam ise köye acilen cami yapılmasını ve cemaate namaz kılmayı öğretip ibadet edilmesini ve köyün namazlı dualı bir köy olmasını ister.

İkinci öğretmen ise Müslümandır ve köye okul yapılmasını köydeki herkesin okuma yazma öğrenmesini, okulda din dersi de verilmesini, Kuran öğretilmesini, iman ve ibadet konularında İmamın okulda ders vermesini teknik konularda ise diğer iki öğretmenin ders vermesini önerir.

ŞİMDİ BURAYA DİKKAT!

EĞER MUHTAR;

Birinci öğretmenin dediğini yapmaya karar verirse köyde her kes okuma yazma öğrenir ama yaradan rabbinin adıyla okuyamaz ve o köy dinsiz olur. Sonunda imamı da köyden kovarlar ve Şeytana köle olurlar. Hem dünyalarını hem de ahiretlerini mahvederler. Evet bu düzen Laikliktir ama bu laiklik dinsizliktir.

İmamın dediğini yaparsa köyde okur yazar olmaz. Herkes imamdan temel ibadetleri öğrenir ve camiye giderler ama bir müddet sonra ya usanırlar ya da imam öldüğünde tamamı yobaz olur. Buradaki yobazdan kastımız şuursuz, cahil Müslümandır. Kuran cahil üretmek için değil cehaleti tamamen ortadan kaldırmak için inmiştir.

(İmamı olmayan toplum da cahildir. Mühendisi, doktoru öğretmeni olmayan toplum da cahildir.)

Eğer Muhtar ikinci öğretmenin dediğini yaparsa o köyde herkes okur yazar olur. Herkes dinini, imanını, ibadetlerini öğrenir ve cami olmasa bile okulun bahçesinde cemaat halinde şuurlu ve huşulu bir şekilde ibadetini yapar. Hem de mühendisi, doktoru, öğretmeni ile yeni imamları da olur ve o köyün sırtı yere gelmez. İŞTE GERÇEK LAİKLİK BUDUR.

Atatürk’ün Türkiye’de yapmak istediği de buydu. Ancak mücadele hep birinci öğretmen ile İmam arasında süregeldi ve kimse Atatürk’ün laikliğini anlamak istemedi. Çünkü hep yabancıların Türkiye şubesi olmayı çıkarları uğruna kabul ettiler.

BAŞKA BİR ÖRNEK

Aynı suç ve aynı delillerle yargılanan suçlu o mahkemede suçlu bulunuyor. Sonra hakim ve savcılar değişiyor ve aynı suçlu aynı delillerle aynı suçtan beraat ediyor.

Şimdi o mahkemeye adaletsiz diyebilir miyiz? Diyemeyiz çünkü kararı veren mahkeme değil hakimdir. Adaletsiz biri olan varsa savcı ve/veya hakim olur.

“Mahkeme suçlu olur” dersek Laik olmayız. “Hakim ve/veya Savcı suçlu olur”dersek Laik oluruz. Çünkü burada bir sorumluluk ve ceza varsa o mahkeme için değildir. Aynı şey devlet için de geçerlidir. Devlet imtihana tabi bir canlı değildir. Cennet veya Cehennem devlet için değil devleti yöneten insan için vardır. Laiklik de işte budur.

Devlet, mahkeme, şirket, vakıf, dernek imtihan ile sorumlu değildir, cennete veya cehenneme gitmezler. Sorumlu olan insanlardır onlar cennete veya cehenneme giderler. Laiklik de budur.

Yine bir otobüs kaza yapsa ve insanlar ölse hiçbir mahkeme otobüsü yargılamaz; o otobüsü kullanan şoförü yargılar değil mi?

Hz.Mehdi AS döneminde din devlet ilişkileri ve sosyal yaşam nasıl olacak?

Hz.Peygamber SAS Efendimizin asrı saadetinde olduğu gibi olacak Allahu Alem.
Mezhepler kaldırılacak. İmanın ihyası anlamında müthiş bir inkişaf olacak ve Müslümanların tamamı ve gayrimüslimlerin pek çoğu gerçek hidayete erecekler İnşallah.

Kimsenin yaşam biçimine müdahale olmayacak ama her kes seve seve vakit namazına camilere koşacak. Yani adım başı;  boş camiler olmayacak. Tam tersine camiler cemaatleri almayacak.
Devlette insanların hangisinin daha dindar olduğuna değil kimin daha liyakatli olduğuna göre görevlendirme olacak. Çünkü gerçekte kimin daha dindar olduğunu kul bilemez, Allah CC bilir.
Gerçek adalet, gerçek kalkınma olacak. Sevgi ve kardeşlik hakim olacak.

Yazı çok uzadı.Laiklik konusunda yazılmış yüzlerce kitap var. Okunmalı ancak bunlar da katkı sağlayabilir.

ATATÜRK HAİN MİYDİ? DİKTATÖR MÜYDÜ? YAZILARIYLA DEVAM EDECEK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.