15 Aralık 2015 Salı

BU DA YORUMCU

SERKAN YÖNDER İSİMLİ TAKİPÇİMİZİN YAPTIĞI YORUMU MANŞETE ALMAZSAK ÇOK BÜYÜK HAKSIZLIK YAPMIŞ OLURDUK. O YÜZDEN YAYINLADIK.

KARDEŞLER BAKINIZ SERKAN YÖNDER KARDEŞİMİZ DE BİR TAKİPÇİ VE YORUMCU. AMA BİLGİ VAR, FERASET VAR, STRATEJİ VAR, AHLAK VAR, FAZİLET VAR VE HEPSİNDEN ÖNEMLİSİ VİCDAN, MERHAMET VE ADALET VAR.

LÜTFEN TAKİPÇİLERİMİZ OKUSUNLAR VE ÖRNEK OLSUN İNŞALLAH.

SERKAN YÖNDER KARDEŞE ÇOK TEŞEKKÜR EDERİZ.ALLAH CC NE MURADI VARSA VERSİN İNŞALLAH.

Kardeş yine mükemmel bir yazı. Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin tesbitleri mükemmel. Sizin yorumunuz da öyle. Ancak, bu yazının en can alıcı noktası ve bana göre verdiği en büyük mesaj şu cümlede saklı: "Hafizanallah, bir yanda Allah’tan uzaklaşmış, Peygamber’den cüdâ düşmüş, İslamiyet’e sadece şekil nazarıyla bakan insanlar, diğer tarafta ise, bütün bunları hiç bilmeyen kimseler varsa, böyleleri için fasl-ı müşterekler, ortak paydalar bulmak çok zor olacaktır." Bu sözleri açarsak, şunları söylemek isterim. Cumhuriyetimizin kurucusu, vatanımızın kurtarıcısı, Kurtuluş Savaşımızın önderi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk emperyalistleri yurdumuzdan kovdu. Saltanatı getirecek gücü ve yetkisi varken kendi krallığını ilan edebilecekken, basit anlatımla halkın kendi kendini yönetmesi olan Cumhuriyeti ilan ederek egemenliği şahsına, ailesine değil de millete devretti. O kısacık ömründe 12 sene içerisinde Cumhuriyet tarihinde eşi benzeri görülmemiş ağır sanayi ve kalkınma hamlesini başlattı. (Bu ağır sanayi hamlesinin Atatürk'ten sonraki tek örneği Erbakan Hocamızın Milli Görüş hareketidir. Ki ona da dış güçler tarafından müsaade edilmedi.)  Eğitimi millileştirdi, eğitim seferberliği başlattı. (Cumhuriyet kurulduğunda okur yazar oranı %7'ydi.) Atatürk mason localarını kapattı. İşte bu son damlaydı. Masonlar tarafından yanlış ilaç tedavisiyle zehirlenerek öldürüldü. İnönü döneminden itibaren sabetayistler, masonlar ülke yönetimini, devleti ele geçirdi. Ne olduysa bundan sonra oldu. Ülke ekonomisi ve eğitim sistemi tekrar bizleri yumuşak lokma haline getirmek üzere emperyalistlere açık hale getirildi.

Sabetayistlerin yaptıkları en büyük zulüm Atatürk'ü putlaştırmaktı. Kemalizm ideolojisini kullanarak İslam'a ve Türkiye'deki dindar müslümanlara baskı yapıldı, İslam'ı yaşamaya çalışan kesim aşağılandı, 2. sınıf vatandaş muamelesi gördü. Bu zulüm 50 yıl devam etti. Baş örtüsü zulmü yüzünden dindar halkın ekseriyeti kız çocuklarını okullara göndermedi. Okula gitmeyen kızlar anne oldu. Bunların çocukları oldu. Bunlar da yeni aileler kurdu. İnançlı fakat cahil, toplum içinde ezilmiş, horgörülmüş, devlet tarafından dışlanmış bir toplum meydana geldi. Başını açarak eğitimine devam eden kızlarımız ise devlet tarafından dışlandıkları için, kamuda kritik mevkilerde görevler alamadılar.

Bu zinciri kıran Türkiye'deki en büyük hareket Fethullah Gülen Hoca Efendi'nin hizmet hareketi oldu. Diğer cemaatler ve tarikatlar bu yarışta çok geri kaldılar. Hizmet hareketi açtığı okullarda çağdaş, bilimi ve fenni en çağdaş ve ileri düzeyde talebelerine öğreten ve aynı zamanda dindar nesiller yetiştirdi. Bu öğrenciler Anadolu Lisesi, Fen Lisesi, üniversite sınavlarında dereceler yaptılar. Devletin önemli kademelerine geldiler. Bunlar olurken vatana, millete, tarihimize ve kültürümüze ihanet etmediler. Bölücülük yapmadılar. Türkçe Olimpiyatlarıyla Türkiye'nin ve Türklüğün reklamını yaptılar. Dünyanın dört bir yanına açtıkları okullarla adeta Türkiye'nin tanıtımını ve İslamın tebliğini yaptılar. Cemaatın hataları ve yanlışları da olmuştur. Zaten hatasız olsalar bu durumlara düşmezlerdi. Ancak artıları eksilerinden fersah fersah fazladır.

Aslında burada konumuz Atatürk yada cemaat değil. Bunları açıklamamın sebebi İslamiyet Türkiye'de nasıl şekilci olarak yaşanır hale geldi, nasıl şahsi menfaatler için bir araç haline getirildi anlayabilmemiz içindi. Aşağılanmış, cahil bırakılmış, dini konularda hassasiyeti doruk yapmış bir toplum karşısına dinden beslenen, ancak İslamiyeti özde değil, şeklen gösteriş haline getiren AKP hareketi çıkınca yapılan tüm yanlışlar gözle görülmez, kulakla işitilmez, kalbe işlemez, aklın reddettiği bir hal aldı. Bu blogda bazı yorumları okuyorum hayretler içinde kalıyorum. Adam diyor namaz kılsın gerisi önemli değil. Haram da yiyebilir. Hırsızlık da yapabilir bir mahsuru yok diyor. İbadetin makbul olanı gösteriş içinde, kameralar karşısında siyasi rant elde etmek için yapılanı değil, gizli yapılanıdır. Çünkü gizli yapılan ibadet samimidir, menfaatsizdir, tamamıyla Allah'a kullukla alakalıdır, o kadar saf ve temizdir. İşte bu ibadet Cenab-ı Allah'a ulaşır. Peygamber Efendimiz buyuruyorlar ki: 'öyle bir zaman gelecek mescidler dolup taşacak. Ancak içinde mü'min olmayacak' Dikkat edin işte o zaman bu zaman. Kıldığınız namaza, tuttuğunuz oruca, gittiğiniz Hacca güvenmeyin. Unutmayın ki Lut kavmi helak olduğunda içinde 80.000 teheccüd namazı kılan vardı. Maalesef toplumun %50'si bu durumda.

Diğer %50 her ne kadar düşünse, sorgulasa, cahil olmasa da dinle alakaları yok. AKP iktidarından sonra İslam'dan daha da uzaklaşmış. Namaz kılanların, Allah diyenlerin çalıp çırptığını, siyonistler için çalıştığını, BOP (büyük İsrail projesi) için çalıştığını gördükçe, vatanı etnik kimlik ve mezhep bazında böldüğünü gördükçe, ihalelerde adam kayırma, hukuğun siyasallaşması, saltanat sistemine özenti, bütün bunları gördükçe sözde dindar kesimden daha da nefret ediyor, toplumdaki kutuplaşma bıçağın kemiği kestiği gibi derinleşiyor. Bu kesim tekrar müslümanları ezen bir yönetim gelse adeta bayram yapar.

Bu şartlar altında bu millet iflah olmaz. 3. Dünya Savaşına gebeyiz. 3. Dünya Savaşı kaçınılmaz. Ya Rabbel Alemin temizlik yapacak. Lut kavmi gibi kimse kaçamayacak. Çürükler temizlendikten sonra sağlamlar Hz. Mehdi'ye ulaşacak Cenab-ı Allah'ın emri ve izniyle.

14 Aralık 2015 Pazartesi

DEPREM VE SAVAŞ

Soru: Hazreti Üstad, âlem-i menâmda âlî bir mecliste sorulan sual üzerine, 1. Dünya Savaşı’ndaki musibetin sebebi olarak, namaz, oruç ve zekât ibadetlerindeki ihmali gösteriyor. Daha sonra, hac ve ondaki hikmetlerin ihmalinin ise sadece musibeti değil gazap ve kahrı celp ettiğini, Müslümanların düşman zannedip birbirlerini öldürdüklerini belirtiyor. Binaenaleyh, taabbudî hakikati mahfuz, her bir ibadetin bir kısım musibetlere paratoner olduğu söylenebilir mi?

İbadetlerdeki ihmaller ve işlenen günahlar değişik musibetlere davetiyedir!..
*Hazreti Bediüzzaman meseleye öyle bakıyor ve özellikle Sünuhat Risalesi’nde bu husus üzerinde genişçe duruyor. Şöyle diyor: “Zira yirmi dört saatten yalnız bir saati, beş namaz için Hâlık Teâlâ bizden istedi. Tembellik ettik; beş sene yirmi dört saat talim, meşakkat, tahrikle bir nevi namaz kıldırdı. Hem senede yalnız bir ay, oruç için nefsimizden istedi. Nefsimize acıdık; kefâreten beş sene oruç tutturdu. Ondan, kırktan yalnız biri, ihsan ettiği maldan zekât istedi. Buhl ettik, zulmettik; O da bizden müterakim zekâtı aldı.”

*Belli günahlar, kaht kelimesiyle ifade edilen kıtlık, kuraklık, susuzluk, yağmurun kesilmesi ve açlık gibi değişik musibetlere davetiye mahiyetindedir. Şu anda İslam dünyasında da böyle musibetler yaşanıyor. Merceğe veya teleskoba lüzum yok; kendi ülkenize baktığınız zaman her gün değişik yerlerde farklı felaketler olduğunu göreceksiniz. Aslında yağmur, kar, dolu hep gökten geliyor ve rahmet olarak iniyor; fakat masiyetlerimiz onlara kendi renklerini ve boyalarını çalıyor; dolayısıyla bu nimetler rahmet iken nıkmet haline dönüşüyor ve değişik felaketlere sebebiyet veriyor. Ayrıca, zelzeleler oluyor, yoksulluklar yaşanıyor, toplumda herc ü merc meydana geliyor ve değişik fitneler başgösteriyor. Kısacası, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem), âhir zamanın ve kıyamete yaklaşmanın alameti olarak ifade buyurduğu, hadis kitaplarında Kitâbü’l-fiten ve’l-melâhim bölümlerinde haber verilen hemen her hadise İslam dünyasında cereyan ediyor.

En büyük musibet, musibetin musibet olduğunu görememektir!..
*Bu musibetlerden daha büyük bir musibet varsa, o da bu musibetlerden bir ders çıkarmama musibetidir. Zelzele, sel, tsunami birer musibettir. İnsanların birbirine düşmeleri ve birbirine güve olmaları da bir musibettir. Fakat bunlardan daha büyük bir musibet vardır o da musibetlerin musibet olduğunu görmeme musibetidir.

*Namazın terkedilmesinin çağırdığı bir çeşit musibet vardır. Allah (celle celaluhu) boş yere yatırtır kaldırtır sizi, Cihan Harbi’nde olduğu gibi. Cepheden cepheye koşturur durursunuz “musibetleri bastıracağız” diye. Her bastırma hareketiniz değişik komplikasyonlara sebebiyet verir, yeni musibetler hortlar ondan. “Falan musibeti bastıralım!” dersiniz. Bastırma esnasındaki yanlış tavır, davranış ve günahlarınızdan dolayı o bastırma işi kine nefrete dönüşür, daha büyük bir musibet haline gelir ve siz kendinizi bir musibetler sarmalı içinde bulursunuz. Yirmi sene, otuz sene, kırk sene mücadele edersiniz ona karşı fakat Allah sizi yatıp kalkmaya mahkûm etmiştir, çünkü namazınız namaz değildir.

*Oruçtaki kusur başka bir musibete sebebiyet verir. Hele zamanımızda insanlar hiç olmayacak sebeplerden dolayı oruç tutmuyorlar. Allah (celle celaluhu) açlık musibetine maruz bırakır/bırakıyor. Bugün açlık sınırının altında yaşayan milyonlardan bahsediliyor.

İhtilâl sadaları, hased bağırtıları, nefret vaveylâlarına karşılık zulüm ateşleri, tahakküm alevleri, tahkîr şimşekleri!..
*Zekât verilmeyince, işin yümün ve bereketi belki bütünüyle zâyi oluyor. Toplumun değişik kesimleri arasında kopmalar meydana geliyor. Servet sahipleri ile fakr u zaruret içinde bulunanlar iyice kopuyor. Sosyal ihtilaller tarihine baktığınız zaman, asırlarca Avrupa’da kapitalistlerle işçi sınıfı arasında yaşanmış mücadeleleri görürsünüz. Bu iki zümrenin birbirinden kopması, aralarındaki bütün köprülerin yıkılması ve tarafların birbirine düşman haline gelmesi, Doğu’da ve Doğu’nun da doğusunda bir kısım felaketlere sebebiyet verecek şekilde çok farklı sistemlerin oluşmasına yol açmıştır. İki sınıf arasında, Hazreti Pir’in ifadesiyle, yukarıdan aşağıya hep baskı olmuştur; aşağıdan yukarıya da mızrak sallama, top atma, gülle fırlatma ve düşmanlık duygularını coşturma gibi şeyler vuku bulmuştur.

*Hazreti Üstad, zekât müessesesinin işletilmemesinin neticesini şu sözlerle ifade eder: “Bu yüzdendir ki, aşağı tabakadan yukarı tabakaya ihtiram, itaat, muhabbet yerine ihtilâl sadaları, hased bağırtıları, kin ve nefret vaveylâları yükselir. Kezalik yüksek tabakadan aşağı tabakaya merhamet, ihsan, taltif yerine zulüm ateşleri, tahakkümler, şimşek gibi tahkirler yağıyor. Maalesef tabaka-i havastaki meziyetler, tevazu ve terahhuma sebeb iken, tekebbür ve gurura bâis oluyor. Tabaka-i fukaradaki acz ve fakirlik, ihsan ve merhameti mûcib iken, esaret ve sefaleti intac ediyor. Eğer bu söylediklerime bir şahid istersen âlem-i medeniyete bak, istediğin kadar şâhidler mevcuddur.” (İşaratü’l­İ’caz, Sayfa 49)

Haccın ve ondaki hikmetlerin ihmali, sadece musibeti değil, gazap ve kahrı da celb eder!
*Bilindiği gibi hac ibadeti Müslümanlar arasında yapılan yıllık bir kongre ve bir kurultay niteliğini taşır. Hac vazifesini eda edenler, aynı zamanda âlem-i İslâm’ın kaderini düşünerek evrensel bir kongre akdediyor olma şuurunda bulunsalar, haccın teşriindeki çok önemli esaslardan birini daha yerine getirmiş olacaklardır. Fakat maalesef zamanımızda bu kongrede, eda edilmesi gerekli ibadetlerin yanında, gözetilmesi lazım gelen meseleler gözetilmediğinden, yeryüzünde tam bir İslâmî heyetin oluştuğu söylenemez.

*Hacdaki ihmalin ve onun cezasının büyüklüğüne dikkat çeken Hazreti Üstad, şöyle buyurmaktadır: “Haccın ve ondaki hikmetin ihmali, musibeti değil, gazap ve kahrı celb etti. Cezası da keffâretü’z-zünub değil, kessâretü’z-zünub oldu. Haccın bahusus taarrüfle tevhid-i efkârı, teavünle teşrik-i mesaiyi tazammun eden içindeki siyaset-i âliye-i İslâmiye ve maslahat-ı vâsia-i içtimaiyenin ihmalidir ki, düşmana milyonlarla İslâmı, İslâm aleyhinde istihdama zemin ihzar etti.”

Her ibadetin pek çok hikmeti ve her muâmelenin de taabbudî derinliği vardır.
*İslam’da amelî hükümler, ibadetler ve muâmelât olmak üzere iki başlık altında toplanabilir. Sözlükte, boyun eğme, itaat etme, tapınma, kullukta bulunma manalarına gelen ibadet, Allah rızasını kazanmak için yapılan, Allah’a yakınlık kazandıran ve şekli/esasları Allah tarafından belirlenmiş bulunan, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek gibi şuurluca ortaya konan fiillere denir. Muâmelât ise, evlenme, boşanma, akit, ceza, miras, şahitlik, alış-veriş ve davalar gibi, ibadetlerin dışında kalan ve insanların gerek birbirleriyle gerekse toplumla olan münasebetlerini düzenleyen hususları ihtiva eden hükümlerdir.

*Taabbudîlik; ibadetleri sadece ubudiyet anlayışı ve kulluk şuuruyla yerine getirme, ibadetlerin arkasında emr-i ilahîden başka değişik sebepler aramama, onları zamanına, şekline ve keyfiyetine riayet ederek ifa etme ve neticesini de ahirette Allah’tan bekleme demektir.

*Genel manada ifade edilecek olursa, ibadetlerde taabbudîlik; muâmelât alanına giren hükümlerde ise, hikmet ve maslahat esastır. Bununla beraber, her ibadetin pek çok hikmeti, her muâmelenin de bir kısım taabbudî yanları vardır. Hatta sadece ibadetlerde değil; ferdî, ailevî ve ictimaî hayatla alâkalı vaz’edilmiş esaslarda da bir taabbudîlik vardır.

*İnsan günlük hayatında yapageldiği işlerde ve muâmelâtta da sadece emredildiği için yapma niyetini gözetebilir. Âdiyât ve muâmelâtta akla, mantığa ve hikmete muvafık mânâlar daha çok görülse bile, insan onların da “emredilmiş olmaları”nı esas alabilir. Böylece ister ibadetlerini, isterse günlük hayatta yapageldiği şeyleri, taabbudîlik mülahazasına bağlı yapar ve kendisini hâlisâne kulluk ruhuna alıştırmış olur. Bu cümleden olarak, Peygamber Efendimiz’in ardından gitme ve O’na benzeme niyetiyle ortaya konan âdetler, örfî muameleler ve fıtrî hareketler dahi ibadet şeklini alır ve insana sevap kazandırır. Yeme-içme, oturup kalkma, alıp satma gibi sıradan iş, âdet ve muâmeleler esnasında ilahî emirleri ve Allah Rasûlü’nü düşünüp O’na tâbi olmaya niyetlenen insan, âdetlerini dahi ibadete çevirmiş ve böylece her hareketiyle sevap kazanmış olur.

Suriye meselesinde kendi menfaatlerini düşündüler ve çıkarlarını, problemlere sebebiyet verecek yolda gördüler!..
*Evet, bir 3. Dünya Savaşı endişesi taşıyorum. Çünkü her şeyin menfaat üzerine döndüğü ve o menfaatlerin paylaşılamadığı bir dünyada bir ortak nokta, bir fasl-ı müşterek üzerinde anlaşmak çok zordur. Şayet biri “Benim hakkım yendi!” diyorsa, diğeri haksızlık yapıyorsa, öbürü kendi haklarının ötesinde haklar peşinde koşturuyorsa, ortak bir paydada nasıl buluşulacak ki?!. Hafizanallah, bir yanda Allah’tan uzaklaşmış, Peygamber’den cüdâ düşmüş, İslamiyet’e sadece şekil nazarıyla bakan insanlar, diğer tarafta ise, bütün bunları hiç bilmeyen kimseler varsa, böyleleri için fasl-ı müşterekler, ortak paydalar bulmak çok zor olacaktır.

*Çevremizdeki problemli nice ülke arasında mesela Suriye’yi düşününüz. Bazı kimseler oradaki çıkarlarını, problemlere ve komplikasyonlara sebebiyet verecek yolda yürümekte gördüler. Hesaplarını, bir dönemde el ele tutup “Yaşasın falanlar, filanlar!” dedikleri insanı/insanları bertaraf etme üzerine yaptılar. O bertaraf edilirse, İslam dünyasında kendi popülaritelerini yükselteceklerini, parmakla gösterileceklerini, haklarında “Baksanıza, bir yerdeki düzeni Sünnî düşünce adına değiştirdi!” deneceğini ümit ettiler. Bir dönemde beraber el kaldırdılar, alkış tuttular, “Çok yaşayın sizler!” falan dediler, diğerleri de onlara “Siz de yaşayın!” dediler; fakat sonra “Onlara ölüm!” deyip ölümleri adına ferman kestiler.

*Hâlbuki her şeyi kaba kuvvetle halledebileceğini düşünen kimselere karşı daha firasetli ve basiretli stratejiler uygulanmalıydı. Usturuplu olarak onların demokrasiye geçmelerini sağlamak akıllıca bir işti. Komplikasyona sebebiyet vermeden problemi çözme işiydi. Neydi o iş? Mesela, zamanında babasına denmedi, bari oğluna denirdi ki: “Biz de sizi destekleyelim. Hem maddeten destekleyelim hem de orada bize sempati duyan insanlarla destekleyelim. Seçime gidin; dört seneliğine siz seçilin; hatta ondan sonraki dört sene yine siz seçilin. Fakat demokrasiye geçilsin.” Bir denenirdi bu. Maalesef, biz bu istikamette tekliflerimizi dile getirirken hep dediler ki, “Bir cami imamından nasihat mi alacağız?” Bakışlarından okuyorsunuz onu. “Bir cami imamından nasihat mi alacağız? Aklımız erer bizim!” Demedik şey bırakmadık biz, fakat her defasında dediğimiz şeyleri yüzümüze çarptılar. Bilmem kaç tane zirvedeki insana Kıtmir anlattı ama Kıtmir, kıtmir olduğu için, dediği şeyler kayda değer bulunmadı; dolayısıyla demediler, yapmadılar.

Suriye’deki problemi azdırıp kangren haline getirdiler!..
*Maalesef, çok yanlış bir yola girildi. Bugün o göçmenler meselesi, Türkiye’ye gelmeleri, sığınmaları… Bakın, uluslararası bir problem haline geldi. Dünya kadar insan bir yönüyle zâyi oldu. İffetini satarak geçimini sağlamaya çalışan insanlardan bahsediliyor; iffetini satarak, hırsızlık yaparak, dilencilik yaparak…

*Problemi yerinde çözmeyince, iş büyüdü ve kangren oldu. Bir yandan, kapıları açarken mültecileri göçe teşvik ettiler; sonra diğer tarafı kızdırdılar, esirttiler, adeta kudurttular.. ve yirmi milyonluk bir ülkedeki problem bugün bir dünya problemi haline geldi. O kadını ve çoluk çocuğuyla mültecilerin, o zayıf naif insanların maruz kaldıkları şeyleri, yollardaki durumu ve Avrupa’daki hali görüyorsunuz!..

*O problemler, zamanında, meseleleri objektif olarak ele alan insanlarla meşveret edilerek çözülebilirdi. Fakat acemice, hiçbir şey bilmeden müdahale ettiklerinden dolayı üstesinden gelinmez değişik komplikasyonlara sebebiyet verdiler. Nitekim bugünkü problemlerin arkasında Kapadokya’dan (!) insanların tesiri, daha ziyade onların sebebiyeti görülüyor. Kapadokya (!) insanları bu büyük probleme sebebiyet vermişler, kapı açmışlar ve onu azdırmışlardır.
Meseleleri Don Kişot’lukla çözmeye çalışan kimselerin dünyasında her zaman bir üçüncü cihan savaşından endişe ediyorum!..

*Bu açıdan, her zaman bir üçüncü dünya savaşı endişesini taşıyorum. Bir de böyle bol keseden birbirine karşı meydan okumalar var. Bağışlayın, özür dilerim, bu sözden rencide olacak gaybî insanlar, burada bulunmayanlar da bağışlasınlar:

Meseleler Don Kişot’lukla çözülmez. Yel değirmenlerine karşı savaşla çözülmez. Akılla, mantıkla, insafla, iz’anla meselelerin üzerine gitmek lazım.
*Geçmişte kullanılan silahlar o güne göreydi; fakat şimdi öyle değil. Bir cihan savaşına sebebiyet verilirse, dünyanın yarısı gider, hafizanallah. Bağışlayın, şayet böyle tiz perdeden konuşulur, Don Kişot’ça davranılır ve “Kimse bize akıl vermeye kalkmasın, gelecekleri varsa görecekleri de var!” türünden iddialarda bulunulursa, büyük felaketlere yol açılır.

*Gücünün ve kuvvetinin sınırlarını bilemeyen İttihatçılar da öyle yapmışlar ve devletler muvazenesinde denge unsuru koskocaman bir ülkeyi helakete atmışlardı. Hâlbuki o coğrafya içinde yaklaşık iki yüz elli milyon insan vardı; ta Sudan’ın en güneyine kadar her yerde o devletin gözünün içine bakılıyordu. Ruslara karşı toyca ilan-ı harp edilince o kocaman devlet paramparça oldu. Devlet idaresinden aciz, sadece kendi görüşlerinin zebunu üç-beş tane toy sebebiyle devletler muvazenesinde denge unsuru olacak bir sistemi kendi elimizle yıkıverdik. Hafizanallah, günümüzün toy delikanlılarının, yeni yetmelerinin de böyle bir savaşa sebebiyet vermeleri her zaman ihtimal dâhilindedir.

*Diplomasi.. diplomasi.. diplomasi!.. Bertrand Russell diyor ki: “1. Cihan Harbi’nde şu oldu, 2. Cihan Harbi’nde bu oldu… Şayet bir 3. Cihan Savaşı olursa, maktûl mezara gider kâtil de yoğun bakıma!..”

Atom bombasıyla değil ama zulüm bombaları sebebiyle fay hatları da kırılabilir!..
*Hâsılı, ibadetlerimizdeki ihmallerin yanı sıra, kendi içimizdeki boğuşmalar, işgaller, tahakkümler, tasallutlar ve tagallüpler değişik musibetlere birer çağrıdır. Allah Teâlâ, bunları yapanlara basiret ihsan ederek onları da zulümden ve haksızlıktan vazgeçirsin!


*Zira zulmün sonu, onlar için de başkaları için de hezimettir. Mesela, bu zulümlerden dolayı bir fay kırılması olursa, bir sürü masum insan da ölür. Yüreğim ağzıma geliyor her zaman; Marmara böyle kırılmaya müheyya faylar üzerinde duruyor. O faylar, üzerinde atom bombaları patlatmanızla değil de zulüm bombaları patlatmanızla kırılabilir; hafizanallah, Sakarya zelzelesine rahmet okutturacak hadiselere sebebiyet verebilir.

DOĞRU KARAR

MUSUL'DAN ÇEKİLMEMİZ GEREKTİĞİNİ ÖNCEKİ YAZIMIZDA PAYLAŞMIŞTIK.KARAR DOĞRU.




13 Aralık 2015 Pazar

RUSYA NÜKLEER SAVAŞA HAZIRLANIYOR

RUSYA NÜKLEER SAVAŞA HAZIRLANIRKEN İRAN DA SURİYE'DEN ÇEKİLİYOR.





KISACA YAZALIM:

RUSYA'NIN NÜKLEER SAVAŞA HAZIRLANDIĞI DOĞRU. 
ÇÜNKÜ RUSLAR UÇAK OLAYININ ARKASINDA DAHİ ABD VE NATO'YU GÖRÜYOR. 


İRAN'IN SURİYE'DEN ÇEKİLMESİNİN SEBEBİ NEDİR ONU DA İLK BİZ AÇIKLAYALIM İNŞALLAH.

ÇÜNKÜ İRAN Şİİ MOLLALAR TARAFINDAN YÖNETİLEN BİR DEVLETTİR.

VE Şİİ MOLLALAR DA SURİYE'NİN İŞGAL VAKTİNİN GELDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORLAR.

İRAN'IN SURİYE'DEN ÇEKİLMESİ TAKTİK GEREĞİDİR VE AĞIR KAYIP VERMEME VE ABD VE SÜFYAN'IN ORDUSUNU KUFE'DE KARŞILAMA HAZIRLIĞIDIR.

PKK'NIN YOL HARİTASI

PKK'YI KULLANARAK TÜRKİYE'Yİ BÖLMEK İSTEYENLERİN YOL HARİTASIDIR. ACABA ŞİMDİ BU YOL HARİTASININ NERESİNDEYİZ?



İŞTE PKK'YI KULLANANLARIN YOL HARİTASI

A- PKK örgütünün kurulması ve güçlendirilmesi

B- Siyasallaştırılması

C- Kürt halkının PKK'lı yapılıp, silahlandırılıp devlete karşı topyekun bir silahlı ayaklanmaya teşvik edilmesi

D- Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin masaya oturtularak yapılacak bir uluslararası antlaşma ile bölünmesi



BU BAĞLAMDA YAPILANLAR VE YAPILACAKLAR

1- Asala lağvedilecek ve PKK'nın yönetim kadroları kurulacak. Çünkü Asala ancak münferit terör eylemleri yapabilir ama Türkiye'ye hiç bir zarar veremez. Halk desteği olmadan olmaz.

2- Asala yerine halk tabanında karşılık bulacak yeni bir örgüt kurmak lazım ve tabanını da Kürtler oluşturmalı. Eğer Kürtler PKK'lı yapılabilirse işte o zaman Türkiye zarar görebilir.Hatta bölünebilir.

3- PKK'yı güçlendirmek için köylerden başlanması, baskı kurulması, gençlerin kaçırılıp dağa çıkarılması,terörist yapılıp, öldürtülüp kin ve nefret uyarılması ve örgütün terörist sayısının bu şekilde artırılması.Paralel bir PKK devleti kurulması ve mümkün olan her yerde örgütlenilmesi.

4- Örgütün hem içeride hem de dışarıda yoğun propaganda ile tanıtılması ve Türkiye'nin düşmanlarından her türlü maddi ve manevi yardımların sağlanması.

5- PKK deşifre olur da Kürtler gereken desteği, gereken zamanda vermezse yani Kürtler "devlete karşı PKK bizi temsil edemez" der de itibar etmezse  o zaman devlet tarafından PKK'nın muhatap alınarak Kürtlerin devlet eliyle PKK'yı temsilci olarak kabul etmeye zorlanması.

6- Kürtlerin PKK'yı temsilci olarak görüp PKK'nın güdümüne girmeye başlamasıyla örgütün TBMM'de temsilinin sağlanması ve köylerdeki baskı ve tedhişin ilçelere yayılması. En son da illere.Ve bu tedhiş eylemlerinin de bu vekiller aracılığı ile hem teşvik edilmesi hem de korunak sağlanması. 

Bu altı maddeyi sayfalarca açmak ve uzatmak mümkün ama işin kısaca özeti bu.

ŞİMDİ NEREDEYİZ?

Köylerdeki PKK, ilçelerde kurtarılmış ilçeler ilan etmeye çalışıyor. HDP vekilleri halkı isyana teşvik ediyor, operasyon yapıldığında PKK'lıları korumak için derhal siper olmaya koşuyorlar.Müslüman Kürt halkı ilçelerden ayrılmak zorunda kalıyor. Nusaybin ve Cizre'de ayaklanma var imajı oluşturulmak isteniyor.Gerçekte oralarda uluslararası teröristlerle,ajanlarla, yardım ettikleri PKK'lılar var.İlçeler boşaltıldığında PKK'ya destek için tüm uluslararası teröristler ve ajanlar o ilçelere doluşmaya devam edecek. Esad'ın başına gelen buydu.

Ne HDP' li suç makinası vekillere ne de PKK'nın mali kaynaklarına ve eğer varsa devletteki kadrolarına yönelik her hangi bir operasyon yapılmış değil. Mücadele kahraman ordu ve kahraman polislerimiz tarafından cefakarca yürütülüyor. Sivil kanattan aynı başarı gelmiyor.
   

Bu karamsar gibi görünen tablodan sonra çok açık bir müjde verelim İnşallah.

Suya atılan kağıt mendil gibi gelenler de orada bulunanlar da telef olacak ve Türkiye'yi asla Suriye'ye çeviremeyecekler.İnşallah. Hadis yorumları bu şekildedir. Cizre, Nusaybin,Namı diğer Amed. Ne diyor hadis yorumları? Her birinde olaylar olacak ve kötüler telef olacak. Yüzbinler diyor hadis yorumları. Ve kahraman ordu da övülüyor ve zaferlerle müjdeleniyor İnşallah.

A,B ve C tamam ama D'ye gelince çok beklerler.Tabi Türkiye düşmanı siyonistler için söyledik. Müslüman Kürt halkı kahraman ordunun yanından ayrılmayacak.Tekrar yazalım. Onlar batı illerine göç edecekler. Er meydanında hainler, alçaklar ve karşılarında da Kahramanlar kalacak.

TÜRKİYE'DE HZ.MEHDİ AS İLE İLGİSİ OLAN KİŞİLER

HZ.MEHDİ AS İLE İLGİSİ VEYA İLİŞKİSİ OLAN KİŞİLERDEN TÜRKİYE'DE YAŞAMIŞ OLANLAR SUNULMUŞTUR. TABİ Kİ ALLAHU ALEM.





SIRALAMAYA DİKKAT EDİLMİŞTİR.

1- ŞEYH ŞERAFETTİN DAĞISTANİ HAZRETLERİ
2- ÖNDERİMİZ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
3- BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ
4- FETHULLAH GÜLEN HOCA EFENDİ


İLİŞKİLİ KURUMLAR

1- NAKŞİBENDİ TARİKATI (ŞEYH ŞERAFETTİN DAĞISTANİ HZ.)
2- MİLLİ DERİN DEVLET (GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA ÖNDERLİĞİNDE)
3- NUR CEMAATİ (BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ)
4- GÜLEN CEMAATİ (ALTIN NESİL)


BU KONUYU AÇIKLAMAK İÇİN BİN SAYFA YAZABİLİRİZ AMA AŞIRI MAHREMLERE DE GİRMEK ZORUNDA KALABİLİRİZ. O NEDENLE ŞİMDİLİK BU KADAR YETERLİDİR.

BU YAZIYI YAZMAMIZIN SEBEBİ İSE YUKARIDAKİ ŞAHIS VE KURUMLARIN HAK ETMEDİKLERİ İTHAMLARA KARŞI TAKİPÇİLERİMİZİ BİLGİLENDİRMEKTİR.

11 Aralık 2015 Cuma

BARZANİ VE YAHUDİLİK

YAZI ALINTIDIR




KATILMADIĞIMIZ HUSUSLAR ÇOĞUNLUKTADIR VE BİR YORUM GEREKİYOR ANCAK HİÇ ZAMAN YOK.TEK CÜMLE İLE YAZALIM: BU RÖPORTAJI VEREN YAHUDİ KASTEN VE AŞIRI ABARTI İLE SİYONİST POLİTİKALARINA HİZMET ETMEKTEDİR.MÜSLÜMAN OLMADAN ÖNCE ARAPLAR'DAN DA PEK ÇOK YAHUDİ VARDI. YAZIDA SADECE BİR KAÇ DOĞRU TESPİT VAR.VE ÇOK ÖNEMLİ.O YÜZDEN YAYINLADIK.

İŞTE O YAZI:

Irak'ta Kürdistan Bölgesi Diyanet İşleri Başkanlığı Yahudi İşleri Müdürü Şerzad Ömer Mamsani, kendilerini öncelikle “Kürt”, daha sonra “Yahudi” olarak gördüklerini söyledi. Kuzey Irak'taki Barzani yönetiminin yarı resmi yayın organı Rudaw'a konuşan Şerzad Ömer Mamsani, Tevrat’ta “Kürdistan’ın, insanlığın ilk yeri” olarak belirtildiğini ve “Bağımsız Kürdistan’ın çok yakında kurulacağını” ifade etti. Mamsani, "her Kürt 8 sülale öncesini araştırırsa ya Zerdeşttir (Zerdüşti) ya da Yahudi’dir" dedi.

Şerzad Ömer Mamsani Rûdaw’ın sorularını şöyle yanıtladı:

Bize Kürdistan Bölgesi’ndeki Yahudileri anlatır mısınız?

Kürdistan’ın en eski ve ilk dini Yahudilik’tir. 4 bin yıl öncesine dayanıyor. Tanrı, Tevrat’ta Dicle-Fırat arasından (Mezopotamya) ‘mukaddes bir yer’ olarak söz ederek, “7 gün 7 gecede dünyanı kurdum. 3’üncü günde de Dicle-Fırat’ta insanı yarattım”diyor.

Diğer bir bölümde ise Tanrı,” Ey İsrailoğulları, Tanrı’ya sırtınızı çevirdiğiniz için, Tanrı’yı tekrar tanımanız için sizi Asur İmparatorluğu aracılıyla Habur’a sürdüm!” deniliyor. Habur neresi? Habur, Kürdistan! Bir diğer anlamda Tanrı’yı tanıması için Kürdistan’a sürülüyorlar.

Ayrıca başka bir bölümde de Tanrı İbrahim’e seslenerek, “Ey İbrahim, Asuriler’in zulmünden dolayı zorda kalma. Asur İmparatorluğu’nu yok etmesi için Med İmparatorluğu’nu önüne çıkartacağım” diyor. Tanrı çok açık bir şekilde Med İmparatorluğu’ndan sözediyor. Tarihi okuduğumuzda görüyoruz ki Kürt Med İmparatorluğu, Asur İmparatorluğu’nun yıkılmasına sebep olur.

Yani Tevrat’ta Kürdistan, “İnsanlığın ilk yeri olarak belirtiliyor. Sayı bizim için önemli değil, önemli olan tarihsel ve kültürel açıdan var olmasıdır. Kürt milleti hiçbir zaman Yahudilik’e karşı bir düşmanlık gütmedi. Bir arada yaşamaları ise benim sözlerimi doğruluyor. Aile olarak da İki çeşit aile bulunmaktadır Yahudi kökenliler (yaklaşık 400-430 aile var) melez Yahudiler’den ise (anne veya babası Müslüman) tam sayı bilinmemekle birlikte yaklaşık bin aile var.

İsrail’de ne kadar Kürt var?

Dört parçadan yaklaşık 320 bin Kürt Yahudi bulunmaktadır. Orada da hepsi birbirine kenetlenmiş durumda.

8 SÜLALE ÖNCESİNİ ARAŞTIRIRSA

Neden Kürdistan Bölgesi’nde Yahudiler’in belli bir yerleşim yeri yok?

Çünkü, Kürt Müslümanlar, Arap ve İranlı Müslümanlar gibi şovenist değil. Kürt Müslümanlar liberaldir. Siyasi Müslümanlar’dan sözetmiyorum tabii. Müslümanlar ile Yahudiler arasında haram-helal gibi da ortak noktalar da var. Bazı Müslümanlar, Yahudiler’in din değiştirmek için geldiğini düşünüyor. Biz de diyoruz ki, korkmayın, Yahudi ne din değiştirebiliyor ne de başka bir dinden birini kabul edebiliyor. Bu da işin güzel tarafıdır diyoruz. (Gülerek...)

Az önce “melez” Yahudiler’in de olduğunu söylediniz?

Evet vardır! Melez ve saf Yahudiler’dir. Ancak ben diyorum ki, her Kürt 8 sülale öncesini araştırırsa ya Zerdeşttir (Zerdüşti) ya da Yahudi’dir.

Kürdistan Bölgesi’nde farklı inanç ile etnik gruplara ait dernek ve kurumlar var. Yahudiler’in de derneği var mı?

Dünyadaki tüm Yahudiler’i ve tüm dinlere sahip Kürtler’i kapsayan derneklerin yanısıra, Kürt - Yahudi Dostluk Derneği adı altında dernekler de bulunmaktadır. Resmi olarak da ilk defa, 2 ay önce Kürdistan Bölgesi Diyanet İşleri Bakanlığı Yahudi İşleri Müdürlüğü olarak kurulduk.

Yahudiler’in Kürdistan’daki diğer inanç ve gruplara bakışı nasıl?

Öncelikle, bizler Yahudilik ve diğer dinler arasında dostana bir ilişkinin olmasını, diğer dinlere karşı tehdit oluşturmadığımıza dair kendilerine güven vermek istiyoruz. Örneğin; Keldani, Asuri, Türkmenler ile Ezidi, Müslüman, Zerdeşti ve Kakayi inançlarıyla aramızdaki ilişkilerimizin iyi olması halinde birlikte büyük işler yapabileceğimize inanıyoruz. Birbirimize torelans göstermemiz çok önemli. Kaldı ki, Kürdistan’da Arap kültürü ve siyasetiyle bakanlar dışında, Yahudiliğe olumsuz bakılmıyor.

Bakanlık bünyesinde size karşı bakışları nasıl?

Kürdistan Bölgesi’nde bulunan 8 inancın temsilcisi, KürdistanBölgesi Diyanet İşleri Bakanlığı bünyesinde bulunuyor. 2015 yılının Nisan ayında çıkan “Azınlık Hakları Yasası” gereği, Kürdistan’da dini bir inanca sahip tek kişi dahi olsa, Diyanet İşleri Bakanlığı bünyesinde temsilcilik açabiliyor. Ayrıca Kürdistan’daki Müslümanlar ile Hristiyanlar dünyadaki diğer bazı Müslüman ve Hristiyanlar gibi şovenist bir ruha sahip değiller.

Bazı faşistler ve şovenistler de olabilir. Tanrıya şükür böyle bir şey görmedik. Hatta bakanlık bünyesinde ilk müdürlüğümüzü açınca bize “Kürdistan’ın Yahudiler”i denildi. Biz de kendilerine böyle bir tanımı kabul etmediğimizi söyledik. Bize “Kürt Yahudiler” denilmesini istedik. Çünkü, herşeyden önce kendimizi “Kürt” daha sonra “Yahudi” olarak görüyoruz.



PKK HAKKINDA DÜŞÜNCELERİ

Kürdistan Bölgesi’ndeki Yahudiler’e ait tarihi mekanlar için çalışmalarınız var mı?

Evet! Burada bulunan dini mabedlerimizin, mezarlıklarımızın, mahallelerimizin yanısıra, aralarında Naho, Danyal, Üzer ve Yunus peygamberimizin de bulunduğu mezarlarına yönelik çalışmalar yapıyoruz. Hükümetin de tarihi ölümden kurtarmak istediğini bildiğimiz için, sözkonusu yerleri restore etmesini isteriz. Hükümetin tüm dinlere yardım ettiği gibi bizlere de yardım edeceğine inanıyoruz.

Ayrıca Kürdistan Bölgesi Turizm Müdürlüğü’nü ziyaretimiz sırasında da Yahudiler’e ait tarihi yerlere turizm tanıtım kataloğunda yer verecekleri sözünü aldık. Hükümet için de bizim için de oldukça sevindiricidir. Özellikle Sayın Neçirvan Barzani bu konularda çok hassas olup ciddi çalışmalar yürütüyor.

IŞİD’in Kürdistan Bölgesi’ne girmesiyle Yahudiler neler yaşadı?

Yahudiler savaşın meydana geldiği yerlerden uzaklaştı. Kürdistan Bölgesi’nde fazla Yahudi yok. Geçmişte Kerkük’te bazı olaylar yaşandı. Neyse ki o günler geride kaldı. Ayrıca burada mesele sadece IŞİD değildir. Kültür meselesidir. 1941’de katliamlar yapıldı. Feyli Kürtleri’ne ve diğer inançlara da katliam yapılarak, mallarına el konulup İran’a sürgün edildiler. IŞİD, Kürtler için isim olarak yeni olabilir, ancak sürpriz değildir. Şiddet kültürü var oldukça Ortadoğu’daki milletlerin hayatı her zaman tehlikededir.

“Bağımsız Kürdistan Devleti” devleti hakkında ne düşünüyorsunuz?

Dünyanın neresinde olursa olsun tüm Kürt Yahudiler, Kürdistan’ı ilk ülkeleri olarak görüyor. Devletimiz olmaması demek, dinimizin, ekonomimizin ve yaşamımızın da olmayacağı anlamına gelir.

Şu anda tüm dünyanın yerine savaşıyoruz. Madem kahramanız, buyursunlar devletimizi kurmamıza destek versinler. Devlet uluslararası destek ve bizlerin birbirimizi kabul etmemizle kurulur. Kürtler şu anda tüm dinleri bağrına basarak devlet olmaya çalışıyor.

Nasıl ki bir dağı Tanrı yarattıysa Kürtler’i de Tanrı yarattı. Kürt Devleti’nin çok yakın olduğuna inanıyorum. Çoğu Kürt’ün gözünde onu görebiliyorum. Şimdiye kadar milletine ihanet eden bazı Kürtler’in bile artık bakışlarında onu görebiliyorum. Nasıl ki, İsrailliler bir olup kendi devletlerini kurup adına da “İsrail” dedi. Biz de tüm Kürtler’in böyle olmasını istiyoruz.

PKK hakkında düşünceniz nedir?

Bizim için bir tek Kürt vardır. O da, Bağımsız Kürdistan Devleti’ne, kutsal marşımız olan “Ey Raqib”e ve Kürdistan Bayrağı’na inanan her Kürt, bizim canımız, yüreğimiz ve ruhumuzdur. Bu saydıklarıma karşı olanları ise ne dostumuz, ne de Kürt olarak kabul ediyoruz.

 Kürdistan Bölgesi’nde yaşanan iç sorunlar hakkında fikriniz?


İç sorunlar her zaman vardır. İsrail’e baktığımızda da iç sorunlar yaşanıyor. Ancak hepsi bir olup devleti korumak adına çalışmalar yürütüyor. Kürdistan’da Başkan Barzani ulusal bilince sahip köklü bir tarihten geliyor. Dolayısıyla Kürt Devleti için Başkan Barzani eşsiz bir güçtür. Hiçbir partinin dostu değilim. Onun reklamını da yapmıyorum. Ancak Başkan Barzani’nin de “Kürdistan Devleti” için gösterdiği emeği gözardı edemeyiz. Başkan Barzani var olduğu sürece, Kürdistan Devleti’nin kurulmasına yönelik hiçbir engel olmayacaktır.

ATATÜRK’ÜN MANEVİ MAHİYETİ ve GİZLENEN VASİYETİ .!.

ATATÜRK’ÜN MANEVİ MAHİYETİ ve GİZLENEN VASİYETİ .!.



("GMK GİZLENEN  VASİYETİ VE SIR PERDELERİ" SİTESİNDEN ALINMIŞTIR)

YORUMSUZ YAYINLIYORUZ 

Her biri, harika sanat ve yaratılış eseri olan minnacık hücrelerden, zihinleri zorlayan muhteşem galaksilere kadar bu muazzam ve muntazam varlıkların, kendiliğinden ve kör tesadüfler neticesinde meydana geldiğini savunmak ve bu şuursuz tabiatı tanrılaştırmak; hayvanları bile üzecek, şeytanları bile güldürecek en büyük AKILSIZLIK ve SAPKINLIKTIR!
İnanan insanları, inancını yaşayan Müslümanları ve özellikle Dini eğitim kurumlarını; “çağdışı, irticacı, ihtiyaç fazlası” görüp sataşmak, en büyük AHLAKSIZLIKTIR!

Sık sık demokrasiden, özgürlüklerden ve milli iradeden bahsedip, reyine ve desteğine talip oldukları milletin inancını, hayat tarzını ve kutsallarını hor ve hakir görmek, en büyük SAHTEKÂRLIK ve SAYGISIZLIKTIR!

Samimiyetsiz, cesaretsiz, art niyetli ve şeytan fikirli olduklarından, gerçek yüzlerini ortaya koymaktan korkarak ATATÜRK gibi milli ve tarihi şahsiyetlerin arkasına sığınan ve Onu “Dinsiz, materyalist ve hatta komünist” gösterip kendilerine dayanak uydurma gayretleriyle çırpınan çapsız ve çoğu Sabataist ve Pakradun (Yahudi ve Ermeni Dönmezi) asıllı kimselerin bu sinsi ve sünepe tavırları, tarihimize, devletimize, milletimize ve geleceğimize yapılan en büyük HAKARET VE HAKSIZLIKTIR.

Mustafa Kemal; “Benim naçiz vücudum elbet toprak olacaktır” sözleriyle kulluğunu, her fani gibi sonu olduğunu, huzurunda Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’i küçümsemeye kalkışan ahmak ve alçak yalakaları nasıl tersleyip susturduğunu bilmezden gelip Onu “TANRI”laştırmaya ve “TABU”laştırmaya uğraşanlar, Türkiye’deki bir avuç AZINLIKTIR ve bu SÖMÜRÜ SALTANATININ SOYSUZ UŞAKLARIDIR!

Hiç kimse unutmasın ki;

Asil Türk Milleti Müslümandır ve Müslüman kalacaktır.

İnsanlık aleminin karşısında hürmet ve hayretle eğildiği Selçuklu ve Osmanlı gibi cihan devletlerini ve tarihin en büyük medeniyetlerini, bu Millet İslamiyet’le kurmayı başarmıştır.

İslami özünden uzaklaştırıldığı oranda maalesef emperyalizmle uzlaşan ve her yönden tutsaklaşan Müslüman Türk Milleti, yine İslam’la dirilip yeni destanlar yazacaktır. Atatürk’ün gizlenen vasiyeti de bu talihli gelişmelere işaret etmekte ve manevi uyarılar taşımaktadır.



İşte Atatürk’ün saf ve sağlam inancı:

“Efendiler: Mazharı nübüvvet ve risalet olan Fahrialem Efendimiz, bu kütle-i Arap içinde ve Mekke’de dünyaya gelmiş bir vücudu mübarekti.” (Nutuk c. 3 sh. 1240)

(Allah tarafından Peygamber kılınmakla onurlandırılan insanlık aleminin övünç kaynağı Hz. Muhammed Efendimiz Arap toplumu içinde ve Mekke’de dünyaya gelen mübarek ve müstesna bir şahsiyetti.)

“Ey arkadaşlar! Tanrı birdir, büyüktür; adatı ilahiye’nin tecelliyatına bakarak diyebiliriz ki: insanlar iki sınıfta, iki devirde mütalaa olunabilir. İlk devir, beşeriyetin sabavet şebabet devridir. İkinci devir, beşeriyetin rüşt ve kemal devridir.” (Nutuk c. 3 sh. 1241)

(Arkadaşlar, Allah birdir, büyüktür. Yeryüzündeki ve insanlık tarihindeki ilahi kanun ve prensiplerin seyrine bakarak diyebiliriz ki: insanlığın iki sınıf ve sürece ayrıldığı düşünülüp değerlendirilebilir:

• Birincisi insanlığın bebeklik ve gençlik dönemidir.

• İkincisi, insanlığın ergenlik ve olgunluğa erişgenlik dönemidir.

“Allah, Hz. Adem Aleyhisselamdan itibaren bilinen ve bilinmeyen pek çok sayıda nebiler ve resuller göndermiştir. (Hz. Muhammed Efendimize kadarki dönem beşeriyetin, sürekli bir ebeveyne muhtaç bebeklik ve çocukluk dönemine benzemektedir)

Ancak, Hz. Peygamberimiz vasıtasıyla (ve Kur’anı-ı Kerimin muhkem ayetleriyle) en son ve en mükemmel dini hakikatleri ve medeniyet prensiplerini verip öğrettikten sonra, artık insanlara yeni din ve peygamber gönderme ihtiyacı kalmamış demektir. Kıyamete kadar farklı dönemlerdeki ve farklı ülkelerdeki insanlar; Kur’an-ı Kerimin temel prensipleri ve Hz. Peygamber Efendimizin genel öğretileri doğrultusunda, çağının ve şartlarının ihtiyaçlarına uygun prensip ve projeleri, yöntem ve yönetim şekillerini, kendi akılları, anlayışları ve bilimsel arayışlarıyla bulabilecek bir olgunluk seviyesine ulaşmış kabul edilmiştir.
İşte bu sebepledir ki, Cenabı Peygamber Efendimiz, hatemülenbiya (en son nebi) ve Kitabı (Kur’an-ı Kerim), Kitabı Ekmel (en mükemmel kanun ve kurallar kaynağı)dır.” (Bak. Nutuk c.3 sh. 1241. Devlet Kitapları ME Basımevi İST. 1971)

Şimdi Mustafa Kemal’in Allah inancı, Peygamber itikadı, Kur’an’a bağlılığı ve İslam’a bakış açısı işte aynen böyle olduğu;

Atatürk’ün vasiyetinde geçtiği öğrenilen bazı bilgiler:

- İsrail’in kurulacağı
- ABD Başkanının genç yaşta suikasta uğrayacağı
- SSCB’nin dağılacağı
- Mehdi ve Hz. İsa’nın Türkiye’den çıkacağı
- İnsanlığın yeniden İslam’la huzura kavuşacağı

Kurtuluş Savaşı sırasında Pakistan, Afganistan ve Hindistan Müslümanlarının, toplayıp Rusya üzerinden Müslüman Türk Kardeşlerine gönderdikleri paralarla İş Bankası kurulup TCDD Yolları, Atatürk Orman Çiftlikleri gibi kurumlar oluşturulup toplanan gelirler Anadolu’daki öğrencilerin eğitiminde kullanılması hedeflenmiştir. Atatürk bu kurumlar için Türk milletini vasi tayin etmiştir.

Papa 16. Venedik’in Anıtkabir’e giderek Atatürk’ün huzurunda eğilmesi de büyük Türkiye için bir mesaj niteliğindedir.
Atatürk’ün özel kasalarda ve özenle saklanılan tarihi vasiyetinin açıklanacağı talihli günler yakın görülmektedir.

Vasiyette geçen dini öngörülerden bazıları:

• Hz. İsa’nın yeryüzüne gönderileceği ülke Türkiye, şehir İstanbul ve yer Ayasofya camisidir.
• Katoliklerin, Ortodoksların, Protestanların amacının Ayasofya’yı Kilise yapmak olduğunu anlayan Atatürk 1934 yıllarında imza kararıyla müze yapılmasını isteyip böylece koruma altına almış ve vasiyetinde cami olmasını istediğini belirtmiştir.
• Hz. Mehdi çıkarken şifre olarak şu kelimeleri söyleyecek.

• Bismillahirrahmanirrahim.

“Lailahe İllallah Muhemmedürresulüllah”

“Allah için biat ve cihat lazımdır. Hak gelince Batıl yıkılacaktır”

“Manevi bataryalar boşaldı doldurmak lazımdır”

“Türk Milletinin dini İslam, Kitabı Kur’an, Peygamberi Hz. Muhammed Aleyhisselamdır”
Sözlerinin geçmesinden dolayı, Atatürk’ün vasiyetinden malum ve mel’un kesimlerin ürktüğü söylenmektedir.

Kürt meselesi
Uzay sanayini ilgilendiren madenlerin Güneydoğu bölgesindeki yerleriyle beraber belirtmiştir. Atatürk Kürt halkı üzerinden bazı fesatlıkların körükleneceğini de söylemiştir.
Kürtler kardeştir demiş ve ayrımcılığı reddedip, herkesin temel insan hak ve hürriyetlerinin verilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir.
Mustafa Kemal’im şüpheli ve şaibeli ölümü üzerine, Onun hıyanet merkezleri olduğu gerekçesiyle kapattığı Masonik Loca ve Sabataist Cunta, hiçte hesapta olmayan İsmet İnönü’yü Cumhurbaşkanı yaptığı, Onun da 1964’de CIA ajanlarına, vasiyette geçen büyük Türkiye idealini haber verdiği, ilgili bilgi ve belgeleri onlara sızdırıp BOP’u harekete geçirdikleri yönündeki iddialar da önemlidir.

İnançsızlık karanlığını aydınlık sanan bazı zavallılar, Allah’a, maneviyata ve Allah’ın bazı kullarını çok özel yeteneklerle donattığına iman etmediklerinden, Mustafa Kemal’in bazı hayret verici öngörülerini ve insanlığın huzur ve kurtuluş reçetelerini bile, fizikle ve metafizikle izaha çalışmaktadır.

Mustafa Kemal’in;

a) Hem yalnızlığından
b) Hem zaman darlığından
c) Hem çevresinde kaliteli ve iyi niyetli insan azlığından
d) Hem de, o dönemde dünyayı avucuna almış ve Türkiye’yi de maalesef kuşatmış bulunan Yahudi, sabataist ve masonların kıskacı altına alınmaktan dolayı, aslında gerekli ve önemli olan, bütün bu tarihi devrim ve değişimlerin:

1- Bazılarının zamanla ve özellikle Atatürk’ten sonra, katılaştırılıp hedefinden saptırılarak yozlaştırılması ihtimaline karşı yeterli tedbirler alınamamış.
2- Bir kısmı, geçici şartlar ve konjonktürel ihtiyaçlar için yapıldığı halde, bunların katı ve kalıcı kurallar halinde topluma dayatılmasını önleyecek teoriler ve alternatif projeler hazırlanamamış.
3- Masonik mihrakların, Yahudi ve sabataist takımının ve bazı azınlık ve azgın tabakanın, bu devrim ve değişimleri “Müslümanlıktan resmen kopma ve İslami olan her şeye düşman olma” mantığıyla yorumlayıp uygulamasına yol açacak boşlukların bırakılmış, olması da elbette bir talihsizliktir. Hatta onun:
“Batmakta olan bir gemide bulunsanız; herhalde “Yetiş Ey gazi” demezsiniz. Elbette “Medet ya Rabbi” diyeceksiniz. Bundan daha tabii ne olabilir?” (Bak: Sadi Borak)
Sözleriyle kendisinin fani ve naçiz bir varlık olduğunu söylemesine rağmen, bazıları Mustafa Kemal’i “Türkün Peygamberi”, Kemalizm’i ise “Türkün Dini” gösterecek kadar ileri gitmiş ve sütü bozukluğunu göstermiştir.

28 Kasım 1938’de yani Atatürk’ün ölümünden 18 gün sonra ikindi vakti saat 15:00’te Ankara 3. Sulh Hukuk TRK Mahkemesinde açılan bu vasiyetten iki tane zarf çıktığı bilinmektedir. Biri herkes tarafından bilinen 6 maddelik vasiyet; diğeri ise 50 yıl sonra açılsın diye Ankara/Ulus’taki Ziraat Bankası kasalarına anahtar uydurulur diye tedbiren kaynakla kapatılan vasiyetidir. Acaba, açıklanması kasıtlı olarak geciktirilen bu tarihi vasiyette de, Atatürk’ün Bazı devrimlere hangi maksat ve mazeretlerle ihtiyaç hissettiği Geçiş süreci tamamlandıktan ve Cumhuriyet oturduktan sonra hangi yeni dönüşüm ve düzenlemelere girişeceği

Ve asil milletimizin manevi temellere ve İslami değerlere neden ve nasıl sahip çıkması gerektiği mi belirtilmektedir?


10 Aralık 2015 Perşembe

MUSUL HAREKATI

TÜRKİYE'NİN MUSUL POLİTİKASI NE OLMALI?




SOSYAL MEDYADA "TÜRKİYE MUSUL'A GİRMELİ Mİ" DİYE SORULUYOR.

GÖREVİMİZİ BURADAN YAPALIM İNŞALLAH.

GİRMEMELİ ÇÜNKÜ...

Hadis yorumlarına göre 3.Dünya Savaşının ilk bölgesel muharebeleri olan Karkısa Savaşı ile Suriye'nin işgali savaşları aynı anda başlayacak ve işte bu Musul operasyonları nedeniyle çıkacak.

Karkısa Savaşı'nın başlangıcı Musul operasyonudur. Musul'a operasyonu kim yaparsa yapsın savaş çıkacaktır.

Hadis yorumlarına göre Karkısa Savaşı Mervaniler ile Abbasoğulları arasında olacak. Mervaniler Barzani yönetimindeki Kürtlerdir. Abbasoğulları ise Irak Hükumetidir. Yani savaş Irak Ordusu ile Peşmerge arasında olacak. 

Tabi Irak Ordusuna İranlı subaylar komuta ederken Peşmergeye de ABD'li subaylar komuta edecek.

Eğer Türkiye Musul operasyonunun içinde yer alırsa tarafı Barzani ve ABD olacağı için Peşmergeye subaylarımızın komuta etmesi söz konusu olacak yani ABD bizden bunu isteyecektir.

Böyle bir oyuna asla gelmemeliyiz çünkü Karkısa Savaşını Rusya'nın desteklediği ve İranlı subayların komuta ettiği Irak Ordusu kazanacaktır. Rusya ve İran cephesinin 3.Dünya Savaşında kazanacakları belki de tek muharebe bu Karkısa Savaşıdır.Diğerlerini kaybedecekler.

STRATEJİK OLARAK İSE...

Mahir Kaynak Hocamız (Allah CC rahmet eylesin) yıllar önce BOP'u anlatırken ABD'de Ulus Devlet ile Küreselcilerin iki farklı BOP planı olduğunu açıklamıştı.

"Ulus Devletçi kanat, bölgedeki tüm Kürtlerin birleştirilerek Türkiye'ye bağlanmasını ve Rusya'nın bölgeye inme planlarına karşı güçlü bir Türkiye çıkarılmasını istiyor" demişti.

"Küreselci kanat ise Siyonistlerin büyük İsrail planlarını uyguluyor" diye açıklamıştı.

Ve vardığı nihai kanaat da Türkiye'nin ABD tarafından güçlendirileceği şeklinde olmuştu.

Görüldüğü gibi ABD'de iki kanat var.Biri tam manasıyla Türkiye dostu iken, öteki tam manasıyla Türkiye düşmanı.

ABD işte bu yüzden ikircikli bir tavır alıyor.Bir nalına bir mıhına.

ABD'nin bu ikircikli politikalarından etkilenen AKP de Ortadoğu politikalarında ülkeyi şimdiki hale işte bu yüzden getirdi.Yoksa AKP'nin dış politikaları ABD'den bağımsız değildi.

Türkiye'nin peşmergeyi eğitmek için Irak'da askeri birlik bulundurması kendi politikası değil ABD ile birlikte izlenen bir politikanın sonucudur. Ama bu iş Karkısa Savaşında Peşmergeye Kahraman Subaylarımızın komuta etmesine kadar gitmemelidir. ABD subayları gelsin, kendileri komuta etsinler peşmergeye.

Çünkü IŞİD bahanedir.

ABD'nin Yahudi kanadı Musul ve Kerkük'ü Işid'den alıp Barzani'ye verip sonunda da Barzaniyi İsrail'e bağlama amacındadırlar.

Diğer kanat ise Türkiye'ye bağlama arzusundadır ama orada ne Kerkük kalacak ne de Musul.

Musul'dan IŞİD çıkarıldığı anda Irak Ordusu Barzani'ye saldıracaktır.O kadar nettir bu olay çünkü bunu İran ve Rusya isteyecektir.

ABD, Türkiye ile Musul'a operasyon yapmak istiyor olabilir ama kim istemiyor ki? Herkes istiyor.

Irak, İran,Rusya istiyor.Onlar da Musul operasyonu yapmak istiyor.Hatta ABD'ye Türkiye çekilsin birlikte yapalım diyen bir batı dünyası var.Yani istemeyen yok. İlk yapana da herkes düşman olacak.

Önceki yazılarımızda yazmıştık.Türkiye; Suriye ve Irak'da ABD ile birlikte hareket etmeli ve kendi başına yani ABD'siz bir savaşa asla girmemelidir. Ama buraya dikkat! ABD ile birlikte hareket ederken de fazla ileri gitmemelidir.Yani ABD'nin kara ordusu olmamalıyız. Çünkü bu savaşlar dizisinde yok olacak olanlar hava orduları, deniz orduları değil kara ordularıdır. (Yani en çok can kaybı karada olur) En çok zararı onlar görecekler.Türkiye ABD'nin yanında askeri anlamda sembolik olarak, siyasi anlamda ise noksansız olarak yer almalıdır.

Bunun sebebi şudur: (Yani ABD'siz olmuyor mu diyenler olabilir)

ABD'siz olmaz çünkü; Rusya Türkiye'nin doğusunu işgal edecek. Ermenistan'da bulunan orduları Amik Ovasına kadar inecekler. Bu savaşta ABD ile birlikte olacağımız hadis yorumlarında yazmaktadır ve bizim için de hayati derece de önemlidir. Bu savaşı ABD ile birlikte kazanacağız.

ABD olmadan Rusya'yı yenemez miyiz? İnşallah yine yeneriz ama bedeli çok ama çok ağır olabilir. Naçizane görüşümüz yüz milyon Türk Şehid olabilir. O nedenle en az kayıpla zafere ulaşmak en doğru yoldur.

Bir varsayım:
Eğer 1918 yılında önderimiz Atatürk'ün emrinde eğitimli ve donanımlı yüz bin kişilik bir ordu olsaydı bırakınız Musul'u Kerkük'ü Mekke'yi Medine'yi bile işgalcilere bırakmazdı. Ama yoktu.Ordu hiç yoktu.Sivil halk ile Yunanı attı ve Fransız ve İngiliz'in gözünü korkutup anlaşma ile bu cennet vatanı kurabildi.Bazı Atatürk düşmanı körlerin göremediği acı gerçek budur.Bu devlet ordusuz kurulmuştur.

Devam...

Kurtlar vadisinin son bölümünde Polat Alemdar Yasin'e Siyah Sancak apoletlerinin takılmasını emretti. Yani bu güne kadar gizliden hareket eden Siyah Sancaklılar; Siyah Sancaklarıyla çıkacaklar. İnşallah.Ama nereden biliyor musunuz? Ta Afganistan'dan.İnşallah.

Çünkü madem ki bütün dünya IŞİD ile savaşmak için buraya geliyor, o halde karşılarında duracak en güçlü ordu da IŞİD'in yöntemleriyle savaşan yani GAYRİ NİZAMİ birliklerle oluşturulabilir.O da işte o Siyah Sancaklılardır. Gerçek Siyah Sancaklılar. IŞİD'den bin defa güçlü.İnşallah.


Devam...

Kıbrıs Rum Yönetimi adada bir Rus üssünün kurulması için Rusya'yı davet etti.Rusya da zaten aşırı istekliydi ve üs kurulacak. İşte bu üs ABD'deki ikircikliği bitirecek.Yani Siyonistler çenelerini kapatacaklar.Çünkü Kıbrıs'ın Rus'un eline geçmesine dünyada kimse razı olmaz. Avrupa ve ABD bu olaydan sonra topyekun NATO konseptinde Türkiye'nin yanında olacaklar. Ve işte bizim sembolik olarak değil aslen mücadele edeceğimiz savaş da o zaman çıkacak. Ve çıkmalı.Ve Yunanı silip Rus'u Avrupa'da püskürtmeliyiz. Müjdedir İnşallah.

Kıbrıs'da Rus uçakları uçmaya başladığında Kıbrıs'daki Rumlar da rahat durmayacaktır. Kıbrıs'daki birliklerimiz hazırlıklı olsunlar İnşallah. Ve dahi Kıbrıs'a ABD ile birlikte bir üs kurabiliriz. Bu üs için Geçitkale hazır bir üsdür. Hemen kurulmalı İnşallah.

Rusların Kıbrıs'da üs kurmak için ilk hareketleri Rum kesimine bir savaş gemisi göndermek olacaktır.Ya Akdeniz'dekilerden birini ya da boğazdan bir başkasını göndereceklerdir.Bu gemi giderse üs inşaatı başlıyor demektir. 

Ya da doğrudan Rus uçakları Rum kesimine inebilir. Havaalanı çok orada.
  
Üs konusuna Ulusalcılardan şiddetli itirazlar var.Bağımsızlık adına. 3.Dünya Savaşı öncesi bu yargı tamamen yanlış.

Çünkü işte Musul örneği...

Musul IŞİD'in işgali altında ve bu savaş sebebi.
Musul'u Barzani alırsa ne olacak? Bu da savaş sebebi.
Irak Ordusu alırsa bu da savaş sebebi.

Yani Musul operasyonunu kim yaparsa yapsın, Musul'u kim alırsa alsın bu savaş sebebidir.VE SAVAŞ ÇIKACAKTIR.  

"ABD VE RUSYA ANLAŞTI, HEDEFLERİ TÜRKİYE" DİYORLAR.

Bu doğru değil. Kaldı ki...
ABD ve Rusya anlaşsa bile Türkiye'yi bölseler ve Kürt Devleti kursalar bile Türkiye bölündüğü anda yine birbirleriyle savaşacaklardır. Rusya Akdeniz'den çıkmak istemeyecek ABD de Akdeniz'de olmasını asla istemeyecek ve savaşacaklardır. SAVAŞ KAÇINILMAZ.

VE ŞİMDİKİ DÜNYADA DA HİÇ KİMSE BÜTÜN DÜNYAYA TEK BAŞINA MEYDAN OKUYAMAZ. OLAY BU KADAR BASİTTİR.

Yazdıklarımız tamamen bize ait tahminlerden oluşmaktadır.Yanlışlarımızdan Allah'a sığınırız. Her şeyin en doğrusunu sadece ALLAH CC bilir.

KADİR MISIROĞLU KİMDİR


TÜRKİYE'DEKİ CEMAATLARIN VE TARİKATLARIN EKSERİYETİNİN 
ATATÜRK VE CUMHURİYET DÜŞMANLIĞI YAPARKEN REFERANS ALDIĞI, VE MÜRİDLERİNE KADİR MISIROĞLU'NUN KİTAPLARINI OKUMALARINI TELKİN ETTİĞİ 
KADİR MISIROĞLU KİMDİR:




5 Aralık 2015 Cumartesi

YEMEN ORDUSU CİZAN VE NECRAN'I KUŞATTI

YEMEN ORDUSU, SUUDİ ARABİSTAN'IN YEMEN SINIRINDA BULUNAN İKİ KENTİNİ KUŞATTI.




Kuşatılan kentler Cizan ve Necran.

Yemen kuvvetlerinin komutanı, iki Suud şehrini de kuşattıklarını ve şehirlere girmek için emir beklediklerini açıkladı. 

Eğer bu iki Suud şehri Yemen güçlerinin eline geçerse Suudi Arabistan'da beklediğimiz ayaklanma çıkmak üzere demektir.

Geçen hafta da Yemen güçleri iki bin civarında Suud askeri öldürmüşler ve yirmiye yakın zırhlı araç imha etmişlerdi.

Suud ise havadan bombalamaya devam ediyor. Ayrıca bazı Yemen bölgelerine de zırhlı birliklerle sınır geçişleri yapıyor. Geçen haftaki imha da böyle bir geçiş esnasında olmuştu.

Açık yazalım. Mekke Kıblemiz. Yüzümüzü sürdüğümüz Kabe orada.

Ama Vehhabi rejimi zalim ve hadis yorumlarında Hz.Mehdi AS ilk olarak Vehhabilerle savaşacak diye geçiyor.


İşte o nedenle Suud'daki ayaklanmayı üzüntüyle değil heyecanla bekliyoruz. Zira o ayaklanmanın başına Hz.Mehdi AS geçecek İnşallah.Bu olay Hadislerde açıkça yazıyor.

MUSUL VE AZERBAYCAN

MUSUL'A GÖNDERİLEN ASKERİ BİRLİK





Peşmergeyi eğitmek için Musul'da bulunan askeri birliğimizin nöbet değişimi kapsamında değiştirilmesi üzerine Irak Dış İşleri Bakanlığı Elçimizi çağırıp "Derhal Irak'daki birliklerimizi çekmemizi" istedi. 

O birlikler Irak'da zaten vardı ve nöbet değişimi kapsamında orada bulunanlar getirildi, yerlerine yeni birlik gitti. Giden birliğin daha büyük olduğu da basında yer aldı.

"Kürtlerin 3.Dünya Savaşındaki Durumu" başlıklı bir önceki yazımızda Barzani'nin Türkiye ile birlikte ABD'nin yanında yer alacağını ifade etmiştik. 

Rusya ve İran'ın Kasım Süleymani ile Barzani'ye telkin ve tekliflerde bulunduğunu ama Barzani'nin ABD'nin emrinde olduğunu ve savaşta ABD'nin yanında yer alacağını söylemiştik.

Gönderilen askeri birlik için ABD; "Bilgimiz var, bize söylendi ama koalisyonun IŞİD ile mücadelesiyle ilgili değil" diye açıklama yaptı. 

Uçağın düşürülmesi olayında da benzer bir açıklama gelmişti. Yani doğuracağı sonuç açısından bir benzerlik vardı.Orada da "Türkiye haklı ama Rusya ile Türkiye arasındaki bir olay" demek istemişlerdi. 

Yani ABD bölgede Türkiye ile birlikte yaptığı veya sorumluluğu sadece Türkiye'ye değil her iki ülkeye de ait olan olaylarda İNİSİYATİF ALMAKTAN KAÇIYOR. BUNA DİKKAT ETMELİ VE İNİSİYATİF ALMA KONUSUNDA ABD'NİN ELİNİ TAŞIN ALTINA SOKMALIYIZ. Sahtekarlığın alemi yok. 

Askeri birliğimiz orada ABD ve NATO konsepti kapsamında bulunuyor. ABD'ye rağmen değil.Zira Musul'un İran topraklarındaki tam karşısında da İran ve Rus birlikleri konuşlanmış durumda.

Rusya'nın desteği ile ve İran'lı subayların komutasında Irak ordusunun Musul'a operasyonu yaklaşıyor olmalı ki Musul öncelikli hale geliyor.

Önceki yazılarımızda yazmıştık. Musul Operasyonu denilen olay Hadis yorumlarında anlatılan Karkısa Savaşı'nı başlatacak olaydır. 

Bu savaşı Rusya'nın desteklediği ve İranlı subayların komuta ettiği Irak Ordusu kazanacak. O nedenle Türkiye, Musul Operasyonlarında sembolik olarak yer alsa da ihtiyatlı olmalı ve asıl unsur olarak yani İNİSİYATİFİ ÜSTLENEREK YER ALMAMALI.





AZERBAYCAN'IN PETROL KUYUSUNDA YANGIN ÇIKTI

Bundan sonra canımız Azerbaycan da tam manasıyla casuslar savaşı yaşanacak. Bu olay FSB kaynaklı olabilir. Azerbaycan'a petrol ve doğalgaz ve transit geçiş alternatifleri sunmasından dolayı FSB operasyonları yapılabilir.

Rus gizli Servisinin KGB'den beri tüm BDT'da çok güçlü olduğu bilinmektedir. Türkiye mevcut yangın için Azerbaycan'a yardım etmeli ve bundan sonra olabilecek olaylara karşı da etkili yangın söndürme donanımları temin edilmelidir.

Hadis yorumlarında 3.Dünya Savaşının cephelerinden birinin Azerbaycan- Ermenistan cephesi olduğu ve Ermenistan'ın köye döneceği geçmektedir. Daha şimdiden sınır güvenliğinde ve Karabağ'da çok ama çok dikkatli olunmalıdır.

***

KARİZMA

Türkiye gibi bölgesel bir devletin Rusya gibi dünyanın süper gücü olan bir devlete ait uçağı düşürmesiyle karizması çizilen Putin'in vereceği cevap; Türkiye'den daha güçsüz bir devlet ile intikam almak olabilir.

Bu nedenle Ege'de Yunan uçakları, uçaklarımıza ateş edebilir. Kahraman pilotlarımız çok dikkatli olsunlar İnşallah.

Osman Paşamızın tabiriyle "Bize bir kurşun atana, beş kurşun atalım" İnşallah.